Adadan her gelip geçenin kaderi aynıydı sanki.
Ayasofya’yı Lüzinyanlar yaptı,
Bir kulesine de güneş saati koydular.
Gelip geçenler zamanı oradan anlıyorlardı.
Gün gelip çekip gittiler.
Bu adada bir vardılar bir yoktular.
Halbuki hep var olacak gibi yaşadılar.
Geriye güneş saati kaldı…
…
Sonra Venedikliler surları yeniden yaptılar.
Öyle ki birçok eseri yıkıp yerle bir ettiler.
Elde ettikleri taşlarla surları yenilediler.
Kralların mezarlarının bulunduğu Domenic Manastırını bile yok ettiler.
Sıra onlardaydı.
O şehirlerde hep var olacak gibi yaşadılar.
Yeni eserler meydana getirdiler.
Gün geldi Barbaro Burcu Musalla oldu.
Venedikli zenginlerden Davillo, Tripoli ve Rochas’ın adları surlara yaptıkları katkılardan ötürü burçlara verilmişti,
Gün geldi,
Kimisi Zahra, kimisi Yiğitler Burcu oldu.
Neticede,
Çekip gittiler.
Geriye surlar kaldı…
…
Eski kentlerde yaşarken,
Hele o masal kenti şeherde,
Odaları yuf deliklerinden rüzgarlanan,
Teneke saksılarında türlü çiçekler yeşeren,
Sandalyelerin kapı önlerine çıkarıldığı,
Feslikan kokularının sokaklarına savrulduğu,
Hani motoru üstünde Camal dayının kulağına her daim karanfil taktığı,
Seyyar satıcıların köşeleri tuttuğu,
Çayların baharatlı olduğu,
Kahvelerde ayaklara birkaç sandalye çekildiği,
Her evde güvercin kümesi olduğu,
Güvercinlerin palaz iken yendiği,
Hatırlanırsa,
Kış gecelerinde salepçinin her sokakta adeta seranat yaptığı,
O evler,
O sokaklar terk edildiyse,
Belki de yaşamıyorduk da yaşar gibi yaptık…
…
Sokak çeşmelerinde suların aktığı,
Her gelip geçenin avuçlarında su içtiği,
Yatırlarında kandiller yandığı,
Sabahsız selamsız,
Ve ayakkabılara boya vurulmadan sokağa çıkılmadığı,
(Bir an geriye bak,
Ve cebinde mendili eksik olmayan insanları hatırla)
Sonra,
Her geçene “Merhaba” denildiği,
Postacının, sütçünün, hellimcinin her kapıyı çaldığı o şehir, o yıllar.
Sanki yaşamadık da yaşıyormuş gibi yaptık…
…
Şimdi ne kaldı geriye,
Yabancılaşmış evlerden,
Sahipsiz sokak çeşmelerinden,
Öksüz sokaklardan başka…
…
Venedikliler çekip gittiklerinde,
Nicosia’yı unutmamışlardı.
Hayallerini süslüyordu bu kadim şehir,
Durup düşündüler,
Kıbrıs’taki o görkemli yıllar adına,
On bir burçlu Lefkoşa şehrini İtalya’da yeniden inşa ettiler…
…
Biz tekmil her şeyi yok edip,
Viraneye çevirirken.
Bu kadim kentte hâlâ yaşar gibi yapıyoruz…
…
Nedendir bilinmez.
Belki de okunan onca okulu,
Okumadık da okur gibi yaptık…
































