Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yarın ne olacak?

BRT’de yoğun bir şekilde çalışırken, “Seni görmek için sevdiğin bir arkadaşın geldi” dediler.

“Kim?” diye sordum.
Söylemediler.
Kolejden sınıf arkadaşım Mehmet Erengil, Amerika’dan gelmiş.
En son otuz bir yıl önce görüşmüştük.
Üniversiteye gittikten sonra bir daha görüşemedik.
O hayatını Amerika’da sürdürüyor.
Oturduk, konuştuk.
Eski günlerden, sınıf arkadaşlarımızdan söz ettik.
Mehmet’in gelişiyle birlikte bir anda otuz yıl geriye gittim.
O günlerdeki umut ve hayallerimizi anımsadım.
Lefkoşa bugünkü Lefkoşa’dan çok farklıydı.
Bu kadar büyük değildi.
Açık hava sinemaları son günlerini yaşıyordu.
Çağlayan bölgesi geceleri hareketli olurdu.
Anibal’ın karşısında Londra Pastanesi vardı.
Yıldızlar Restoran’ın hemen yanında da Budak Pastanesi.
Budak ve Anibal hala yerinde duruyor.
Ama artık ne Yıldızlar, ne de Londra Pastanesi var.
Bizim orta ve lise yıllarımızda çoğunluk okula yürüyerek ya da bisikletle gidip gelirdi.
Özel ders alanların sayısı bugünle kıyaslandığında dikkate alınacak bir düzeyde değildi.
Dershane olayı ile lise sona geldiğimizde tanıştık.
Başarı Dershanesi’nde üniversite sınavlarına hazırlandık.
Dershane Suat Hoca’nındı. Ontaş İş Hanı’nda tek bir katta idi.
Suat Hoca da bize genel yetenek dersi verirdi.
O yıllarda üniversite sınavlarında Türkiye genelinde Kıbrıs liseleri en başarılı sonuçları alırdı.
Şimdi durum tersine döndü!
Özel ders, dershane her şey var ama başarı istenen düzeyden çok uzakta…
Bizim Kolej yıllarımızda, liseler arası yapılan sportif müsabakaların da ayrı bir tadı vardı.
İddialı basketbol ve futbol maçları yapardık arkadaşlarla…
Eğitim yılı sonuna doğru yapılan okul gezileri keyifli olurdu.
Öğretmenlere karşı saygıda kusur edilmezdi.
Zamanın çok yavaş akıp gittiği yıllardı o günler.
Hele de yaz tatillerinde…
Kızlarla erkek öğrenciler arasındaki flörtler farklıydı.
Uzaktan bakışmak, yan yana yürümek falan…
Hatırlıyorum da ders çalışmak için kimi zaman Meclis’i tercih ederdim.
Meclis oturumlarının olduğu günlerde izleyici locasının rahat koltuklarında hem kürsüde konuşulanları dinler, hem de ders çalışırdım.
Meclis o dönemde bugüne göre daha renkli ve daha düzeyli idi.
Rahmetli Naci Talat, Alpay Durduran, Fuat Veziroğlu kürsüde iktidar partisinin tozunu atarlardı.
Söz ettiğim yıllar 1982’den önceki yıllar.
Günay Caymaz bizim beden eğitimi hocamızdı.
Biz Koleji bitirmeden Spor Dairesi Müdürlüğü’ne geçmişti.
Bu arada Gençlik Gücü takımının da antrenörlüğünü yapıyordu.
Ben Caymaz Hoca’nın namağlup Yenicami’de antrenör olarak bulunduğu günleri de hatırlarım.
Baba Fevzili, Zihnili, Enverli takımın başındaydı.
Yenicami’yi hayranlıkla izler, bir gün o formayı giymeyi hayal ederdim.
Gün geldi Zihni Abi ile Yusuf Kaptan sahasında Yenicami antrenmanlarında birlikte ter döktük.
Üniversiteye gidene kadardı benim futbolculuğum.
Üniversite ile birlikte o da bitti.
Mehmet ile dün konuşurken bir film şeridi gibi geçti o günler gözümün önünden.
Tek tek arkadaşlarımızın isimlerini saydık.
Birçoğu Mehmet gibi bugün yurt dışında hayatını kazanıyor.
Genç yaşta kaybettiğimiz arkadaşlarımız da oldu.
Onları da anımsadık.
Zamanın ne çabuk gelip geçtiğini bir kez daha fark ettik.
İnsan geçip giden zaman içinde hep bir şeyleri erteliyor.
Anı yakalamak yerine başka şeylerle uğraşıyor.
Mehmet ayrılırken kucaklaştık.
Belki de bir daha görüşemeyeceğiz.
Yarının ne getireceğini kim bilebilir ki?