Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YAPAMAZSINIZ…

Önce sosyal medyada duydum ve şaka sandım. Sonra bir gazetenin haberi olduğunu öğrendim ve nihayet Sevgili Sami Özuslu’un programına katılan Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu doğruladı…

Malum TRT Kıbrıs tarihiyle ilgili bir film çekimi yaptı. Zamanlaması, konusu zorlama olsa da, sanatçıların emeğine saygımız var. Meraklısı izleyecek…

Ancak, dizinin başlaması şerefine gala yapmak ne demek?

Siz değil misiniz, açık havadaki eylemler için bile maske-mesafe kuralı koyan, siz değil misiniz düğünü derneği, sinemayı, konseri, kısaca toplanmayı yasaklayan, siz değil misiniz esnafın batması pahasına işletmeleri kapatan?

Dahası, bu hafta Meclis’te pandemi kurallarını çiğneyenler için astronomik yasalar getirmeye hazırlanan da siz değil misiniz?

Bu halk bu kurallara uydu, zarar edeceğini, hatta batacağını bile bile uydu. Acısını içine gömdü insanlar. Şimdi bu galayı yaparak, pandemiden zarar gören insanlarla alay mı edeceksiniz?

Kendine bir elektronik davet gelmiş, fazlasını bildiği yok ama canhıraş bir şekilde savunuyor Turizm Bakanı. İlk defaymış, büyük olaymış, şu, bu. E düğün de insanlar için ilk. Üstelik onun anlamı TRT’nin dizisinden daha büyük, ama düğünler neredeyse bir yıldır yasak…

Yok efendim galanın yapılacağı salon 800 kişilikmiş ama, 200 kişi girecekmiş. Olsun, o da bizim kurallarımıza aykırı. 10 kişiden fazlasının kapalı bir alanda bir araya gelmesi yasak değil miydi Sayın Bakan?

Ha, bir de bu filmi izleyenler, Kıbrıs’ı gidip görmek isteyecekmiş, bunun da turizme faydası olacakmış. Neyse yorumu size bırakıyorum, absürtlüğü ortada.

Bu halka bu kötülüğü yapamazsınız…

Günlerce sıfır vaka devam eden Mağusa yeniden patlamışken, ülke genelinde vakalar çıkmaya devam ederken, bunu yapamazsınız.

Ha eğer illa da yaparsanız, o zaman her kim organize ederse, her kim katılırsa, hepsi suç işlemiş olacak.

Engellemek için herkesin organize olması gerek. Sivil toplum örgütleri, hekim örgütleri, baro, vatandaşlar, ortak bir tepki ortaya koyalım, istemiyoruz, yapamazsınız diyelim ve durduralım…

Ama anlıyorum ki, her şeye rağmen yapmaya kararlılar. Dayatacaklar. O zaman, tek tutunabildiğimiz dal yargı kalıyor. Suçu önleyemezsek, cezalandırmak için hazır olalım.

Bu kadar mı sindik, bu kadar mı sindirildik?

Bilin ki, bu basit bir olay değildir.

Sadece yeni bir adım…

Yalnız sağlıkla da ilgisi yok. Bu ülkenin temelini oluşturan hukuk sistemine karşı yeni bir dayatmadır bu.

KKTC’nin yürürlükte olan kendi kurallarını inkardır, hiçe saymadır, kafa tutmadır.

Yasalar bizzat kendi hükümeti tarafından çiğnendiğinde, bu yapıdan geriye ne kalır ki?

Son yaşadıklarımızla birleştirin, nereye varacağını varın hesap edin artık…


YERİN KULAĞI VAR

SONSUZA KADAR KKTC Mİ, İLHAK MI?:

“Sonsuza kadar KKTC” diye yola çıkanlar, “federasyon değil, iki ayrı devlet” temelinde bir çözümü savunanlar erken pes etti. Bunun olmayacağını onlar da anlamış olacaklar ki, artık “ilhak” diye gevelemeye başladılar, devletlerinden bile vazgeçmeyi savunur oldular.  Aslında atılan adımlar yapılan tüm eylemler bunun ön habercisiydi. Şaşırdık mı, kesinlikle hayır. Belli bir kesimin gizli ajandasının bu olduğunu biliyorduk. Akıllarınca topluma sindire sindire ve yavaşça dikte ettirecekler. Olur mu derseniz, biz istemedikten sonra asla olamaz…

KAPILDIK GİDİYORUZ:

İki taraf arasında denge “egemen eşitlikle” sağlanır diyor Tatar da, kendi kurumları üzerinde otorite sağlayamayanların egemenlikten ve bağımsızlıktan söz etmeleri bırakın inandırıcılığını, komik bile değil. Hani özellikle biz eskilerin bildiği bir şarkı var, “kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına” diye. Aynen o durumdayız. Giderek şiddetlenen bir rüzgar var ve eğer gerektiği gibi mücadele etmezsek, bizi nerelere savuracak pek bilemiyoruz..

YORUMSUZ:

“Bir ülkede ya da toplumda gücü ele geçiren cahillerin haddini bilmez, şımarık bir hale gelmesi, saldırganlaşması toplumlar için büyük bir tehlikedir! Sonuçta bu cahil kafa, mağduriyet edebiyatı da yaparak kendinden üstün her şeye saldırır; hak hukuk tanımaz. Bunu yaparken de hak, hukuk, vefa gibi kutsal değerleri kullanır…” Bu sözler YDP Genel Başkanı ve hükümetin küçük ortağı Erhan Arıklı’ya ait. Kime söylediği belli ama, ne güzel söylemiş. Kimse, KKTC’nin bu günkü durumunu bu kadar güzel anlatamazdı…

 

İŞÇİYİ MEMURA DÜŞMAN ETMELERİNE İZİN VERMEYELİM:

Kamuda örgütlü sendikalar, HP’nın dondurulması halinde eyleme gideceklerini açıkladılar. “Memur enflasyona ezdirilirken, üniversite öğrencilerinin karantina ücretlerini patronların değil, devletin üstlenmesi; 1500 TL’lik yardım için başvuran 58 bin özel sektör çalışanının on bine yakını bu ödemeden mahrum bırakılması, bu süreçte gelirleri daha da artan market sahiplerine, servet sahibi zengin işverenlerin tümüne hiçbir eleme yapmadan yüzde 11’lik Sosyal Sigorta primleri için aylık 30 milyon TL ödenmesi” diye özetliyorlar. Artık özel sektör çalışanı da ustalarının devlet tarafından beslendiğini ama bunun kendilerine bir faydası olmadığını görsün. İşçiyi memuru birbirine düşman edip, kaynakları sermayeye akıtmalarına izin vermeyelim…

 

İNSANLAR SİZE GÜVENMİYOR Kİ:

Sağlıkta, eğitimde, ekonomide ikilem olamaz. Yaptığınız anda güven kalkar, spekülasyonlar başlar. Bu ülkede her üçü de, bugün öyle, yarın başka türlü konuşanların elinde. “Aşısız eğitimi açmam” diyen Eğitim Bakanı bir hafta sonra açıveriyor. İstişare yok, ortak akıl yok, “bir bilene soralım, paydaşlarla tartışalım” yok, bugün yine hazırlanın gerginliklere…

 

ZAM KARMAŞASI:

Enerjiden sorumlu Bakan Arıklı; elektriğe yüzde 15’lik bir zammın gündemde olduğunu açıklıyor, Müsteşarı Aşıkoğlu ise, elektriğe zammın yüzde 15 değil, bundan daha yüksek olacağını söylüyor. Ortada bir zam var da önce bu arkadaşlar ne kadar olacağında bir anlaşsınlar hele bir. Ha, ertesi gün aynı Bakan bu defa da “zam olacak ama, vatandaşa yansıtmayacağız” diyor. Onları bilemem ama bu açıklamalarla vatandaşın sigortalarını attırdılar…

 


Jack Straw

O ZAMAN AKLINIZ NEREDEYDİ Mr. STRAW?:

İngiliz eski Dışişleri Bakanı Jack Straw’un iki devletli çözüm, direkt uçuşlar leyhine söyledikleri bir takım kesimleri pek memnun etmiş görünüyor. Straw bunları bakanlık görevinden ayrıldığından beri söylüyor, “Güney Kıbrıs’ı AB’ye almakla hata ettik, bölünme olmalıdır” falan diye. Beyefendi 2001-2006 arası, tam da Rumların AB üyesi yapıldığı tarihlerde görev başındaydı ve o zaman niye hiçbir şikayeti yoktu? Söyledikleri şu anda kendini bağlıyor, hiçbir önemi yok. Kendi devletinin politikasına aykırı ve o politikanın bu çıkışlarla değişmesi de mümkün görünmüyor… Kimse kendini kandırmasın.