Ha babam ha yürümez at.
Bir yudum su vermez evlat..
Bir de kötü oldu mu avrat.
Ölümü nideceksin..
Gir ağla çık ağlaa!
***
Sonunda kaldık böylesi ağıtlara! Olacağı da buydu. Bir siyasi sorunu eğer 47 yıl çözümsüzlüğün esiri yaparsan her halde varacağın yer hurilerin cenneti olmaz!
Geçen gün bazı arkadaşlarla konuşuyorduk da konusu ne zaman açılsa heyheylerimin delisi durumuna düştüğüm isyanda feryat ettimdi yine..
Yani öylesi bir siyasi pozisyona düştük ki Güney “iki egemen devlete dayalı çözüm formülünü kilitleyip anahtarını cebine attı.. “Vaz geçerseniz” kilidi açarım diyor..
Bizim taraf da federasyonu aforoz etti!
Eee! Siyasi çözüm olmadan dolayısıyla dünya devleti olmadan, hele AB’li hiç olamadan siyasi yönden tanınmamış bizim gibisi “ben devletim” diyen devlet hangi toplum devlet olur ki?
***
ARKADAŞLARLA tartıştığımız şuydu: Biz Mağusa hisarlarına nazire sınırları içine kapatıldığımız 3242 Km. karelik küçücük toprak parçasında “devletçilik oyunu” oynuyoruz. Fakat kimsenin ne haberi var ne de oyuna katılmaya niyetleri var!
Kendimiz çalıyor kendimiz oynuyoruz!
1974’de doğan çocuklarımız şimdi 47 yaşındalar..
Onların çocukları da kendileri gibi esiri oldukları ülkenin sınırları içinde hayat hakkı arıyorlar.. 1974’ü görenler de peş peşine ölmekteler ki sonuncusu da öldükte artık Kıbrıs Türk halkının Barış Harekâtı gibi menkıbelerini tarih kitaplarından okurlarsa öğrenecekler!
Ve soracaklar: Eee, hani çözüm? Barış Harekâtını böylesi dünyadan tecrit edilmiş, kendi içinizde kurduğunuz gettonuzda Türkiye’nin yardımlarına muhtaç bir dide olarak yaşamak için mi gerçekleştirdinizdi?
***
ÇÜNKÜ TÜRKİYE’NİN HİÇ BİR DEVREDE ÇÖZÜME YÖNELİK BİR DÜNYA POLİTİKASI OLMADI!
Dolayısıyla 1974’den sonra Rum tarafı bizi sadece kendi topraklarımızın esiri yapmadı! Sınırlarımızın içine kilitleyip anahtarı cebine atan da sadece Rum olmadı! “Sağolsun öylesi bir anahtar da anavatan Türkiye’nin cebinde var. Fakat o anahtarı Kuzey’i bir dünya devleti yapmak için bugüne kadar kullanmadı.
Doğrusu şu ki “kullansa da başarı sağlayamazdı. Çünkü Erdoğan başından beridir Kıbrıs siyasi sorununun çözümünü odağına alan bir politika oluşturmadı.
Yeri geldiği için yazayım: ***
OLUŞTURULAN POLİTİKALAR TC’E BİLE YARAMADI! Kaldı ki Kıbrıs Türk halkını siyasi tanınmışlığa götürecek yararda olsunlardı.
Çünkü Erdoğan başından beridir ülkeler arası politikalarını sadece içteki politikaları için kullanmadı.TC’nin Kıbrıs politikasında da kullandı! ***
SİYASİ UZMANLARA GÖRE: Erdoğan içte ve dışta sözünü ettiğimiz “politikalarında” üç temel yanlış yaptı:
Bir: Bölgedeki her sorunun muhatabı dolayısıyla muasırı haline geldi..
İki: Türkiye’nin sınırları dışında Güney’de pek çok fakat hepsi de rizikolu askeri olaylara katıldı yada yarattı.
Üç: Bu tutum Doğu Akdeniz’de Rum’a karşı da kulanındı ama ardından tam blok halinde hem AB’i hem de Amerika’ı karşısında buldu!
Dört: Son zamanlarda özellikle askeri gücünü çok abarttı. Ne var ki mesela bir Lübnan’ın, Mısır’ın Rum tarafıyla münhasır ekonomik bölgeler oluşturmasını önleyemedi!
Beş: En büyük hatayı Suriye ile İsrail’e yönelik yaptı. Her iki ülkeyi de gücendirerek Mısır’la, Rum tarafıyla, Yunanistan’la ittifaklarına yol açtı.
Altı: En vahimi ve hâlâ devam edeni “İsrail ile bozulan ilişkilerini ayni minval üzere sürdürmesi!” Oysa İsrail demek Amerika demektir!
Ki bugün Biden’lı Amerika da karşısındadır..
Bölgede bir yandan Osmanlıcılık ötede “Müslüman kardeşliğine dayalı liderlik hevesine kapıldı! ***
VE SONUÇ: Tüm bu politikalar sonucunda şimdilerde görüyoruz ki hem AB’de hem de Amerika’da Türkiye karşıtlığı dolayısıyla “Müslümanlığa” yönelik düşmanlıklar gelişmekte gelişmeye de devam etmekte!
Peki Kıbrıs siyasi sorununu bu dünyasal etki tepkilerin içinden çekip kurtarıp nasıl bir çözüme bağlayabiliriz ki?
***
BÖYLE GİDERSE! Sürüp giden çözümsüzlükten bir gazeteci olarak değil, önce Kıbrıslı yurttaş olarak şikâyetçiyim. çünkü köklü bir politika değişikliği olmazsa federasyondan korkarken adanın tümünü Rum’a kaptıracağız..
***
KISACA TAKILDIKLARIM:
Kırk yılda 41 kere maşallah türlü çeşitlisinden 41 seçim yapmışız! Müracaat etsek Guinness rekorlar kitabına gireceğiz..
Her seçimin bu topluma kaç paraya patladığını geçtim.. Ama her seçimle birlikte toplumun sosyal ve ekonomik yönden uğradığı zararlarının maddi rakamlarla ölçülemeyecek kadar tahribatlara neden olduğu yaşadığımız gerçektir.. Sadece ekonomik yönden değil, iç barışı ve istikrarı nasıl tarumar ettiği yönünden de..
Nitekim altını çizerek yazıyorum: Bu ülkede her seçim toplumun biraz daha bölük pörçük olmasıdır.
Her seçim mağdur olanlarla mağlup olanların yarattığı travmalarda biraz daha düşman kamplara ayrıldığımızın nedenidir..
Ve her seçim gelenlerin de gidenlerin devlet hazinesine kazınan bütçesel zararlarının biraz daha artmasıdır..
Ve önümüzde bir seçim daha vardır. Fakat gelin bu seçimden önce artık bu parlamenter sistemi değiştirin.. Çünkü gitgide, döndükçe Venediklinin Mağusa surlarına kurup kelleler kesen “çarkı feleğine” döndü!
***
NERDEN HATIRIMA GELDİ! Şeytan işte: Bir zamanlar Sn . Akıncı 2015 seçimine giderken 4 vaatte bulunduydu:
Maraş’a karşılık Mağusa limanı ile Ercan açılacaktı.
Kıbrıs sorunu çözülecekti.
Devlet şeffaf olacaktı.
Örtülü ödenek sorgu suale tabi tutulacaktı..
Bunların hiç biri olmadı. Çünkü Sn. Akıncı da tümünün ele alınmaları ve artık çözülmeleri gereken bu sorunlara odaklanacağına, devri Cumhurbaşkanlığı döneminde tüm eforunu Türkiye’ye (yada Erdoğan’a) diyelim ince ayar vermeye harcadı!
Ve tıpkı Erdoğan’nın TC ve Kıbrıs siyasi sorunlarıyla çözümsüzlüğü ortada dururken yaptığı gibi Sn. Akıncı da onun bununla dalaşıp hesaplaşmalara girdi! *** ŞİMDİLERDEYSE Sn. Tatar’ı izliyoruz. O da Sn. Akıncı’nın tam tersi tutumda 47 yıldır kapalı tuttuğumuz Maraş’ı açtı ardından da “zaten bizimdi” dedi! Yeme de yanında yat! SONUÇ: 47 yıldır hangi makamlarda olurlarsa olsunlar, politikacılarımızın toplum bünyesinde açtıkları yaraların, neden oldukları zararların kapatılmaları için uğraşılmaktadır!
DOLAYISIYLA her şey yerli yerinde sayıyor! Mağusa limanından hava alanına, KIB-TEK’den Kooplarımıza, trafiğimizden sağlığımıza, eğitim sistemimize kadar.. Yani ne? Dökülüyoruz!
































