Köşe Yazarları

HAYAL ETMEK BİLE…






Yenicami önündeki açık alan günümüzde camiye avlu olarak ayrılmazdan önce küçük bir meydandı.

Bu meydancıklar Lefkoşa surlar içinde birkaç yerde bulunuyordu.



Eski gezginlerin Lefkoşa’ya dair anlattıklarına bakılırsa, Venedik döneminde  meydanlar vardı.

Bu anlatılanlardan Lefkoşa içinde St. Paul Meydanı olduğu anlaşılıyor ama buranın nerede olduğu bilinmiyor ya da bu isimde böyle bir meydan güney Lefkoşa’da hậlȃ var mı bilmiyoruz.

Bizim neslin çocukluk yıllarında sözünü ettiğimiz yere meydan denilir miydi  onu da hatırlamıyoruz.

O dönemlerde (1950’li yıllar) Yenicami mezarlığı yenile ortadan kalkmış,  birkaç Osmanlı mezarı ile Evkaf Murahhası Musa İrfan Beye ait yenilenmiş mezar kalmıştı.

Ama 1970’lerde bu meydanda siyasi partilerin mahalle mitingleri düzenlediği bilinir.

Şu andaki Yenicami avlusu ile Atatürk İlkokulu arasında sınır yoktu.

Haliyle okulun avlusu Yenicami meydanının sonundaki Yenicami Sokağı yoluna kadar dayanırdı.

Bu haliyle Yenicami’nin önü bir meydan algısına neden olurdu…

Diyeceğim, ara sokaklarda bile küçük meydanlar vardı…

Meydansız bir kent düşünülemez ama memleketimize bakacak olursak var olan meydanları da meydanlıktan çıkarmış durumdayız.

Öte yandan bildiğimiz kadarıyla yeni yerleşim yerlerinde de meydanlar tasarlanmadığından, insanların yaşadıkları yerler meydansız yerler olarak gelişmektedir…

Geniş ve büyük meydanları olan kentlerde yaşayan insanların hayata bakışları da geniş olur.

Roma’da İspanyol merdivenlerinde oturmak başkadır,

Lefkoşa’da bir sokağın sekisinde oturmak başkadır.

Meydansız kentlerde hayatı sorgulamak meydansızlık kadardır!

Sokaklar, caddeler, meydanlar neyse, oralarda yaşayanlar da o kadardır.

Öte yandan, Girne Caddesi’ni cadde olarak, Sarayönü’nü meydan olarak düzenleyemeyenlerin, üstelik var olanı da sıfırlayıp memleketin geleceğinde rol oynamak isteyenlerin halka ne verebilecekleri tartışma konusudur.

O siyasetçilerin öngörüleri veya vizyonları oturdukları sokaklarla bulundukları memleketin meydanları kadardır.

Sadece siyasetçiler için değil, sanatçıların, yazarların üretkenliği de dünyalı olamadıkça sokakları, caddeleri ve meydanları kadardır…

Düşünce geliştirmek, yaratıcı olmak, ışık saçmak, duyguları zenginleştirmek, çok öteleri düşünebilmek, estetik ve güzellik geliştirmek karmaşık, pis, kişiliksiz, bakımsız, düzensiz, terk edilmiş sokak, cadde ve meydana benzemeyen meydanlarla buluştukça herhangi bir şeyde arzu edildiği gibi ilerlemenin ve iddia sahibi olmanın mümkünü yoktur.

Hayal etmek bile zorlaşır…







Başa dön tuşu