Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yani garantörlük olmasın mı?

Kıbrıs Siyasi sorununun “çözümünü” gitgide  ileride Rumun tepe tepe kullanacağı “zillet” haline getiriyorlar!

Nitekim diyorlar ki “eğer Rum tarafı TC’nin garantörlüğünü kabul etmiyorsa ısrara gerek yoktur! Şu kadar  zaman sürecinde,  adada kalacak sembolik mahiyette üç dört yüz Türk askeriyle de vaziyetler idare edilebilir!..”

SON günlerdeki bir yansıması da  Rum  tarafı “garantiler  tümden kaldırılmalıdır” ısrarındayken, CTP milletvekili Akansoy’un şu sözlerinde ayazlandı:  “AB üyesi olan bir devletin tek yanlı müdahale hakkına sahip olması  kabul edilemez!..” Ve ekledi:

“Kıbrıs’lı Türklerin siyasi eşitliği olacaktır. Güvenlik ihtiyacımız var doğrudur. Guterres çerçevesinde ki biz parti olarak bunu destekliyoruz, yeni bir güvenlik rejimi ihtiyacının gerekli olduğunu düşünüyoruz…”

Ve devamla “artık biz azınlık değiliz enklavlarda yaşamıyorız!”

GÖNÜL tesellisini bulmazsa çatlarmış! İnsan kendini kandırmak isterse yığınla bahanesi vardır kandırır!

Nitekim Akansoy’un tezi, hele de “bir kere soğuk savaş döneminde” değiliz demesiyle soruna takmaya çalıştığı kulp, tamamen o “gönül işi!” Kısaca “biz bu adada bir federasyon çatısı altında pek alâ da Rumlarla yaşayabiliriz” demek istiyor!”

O zaman Kıbrıs Türk halkı olarak siyasi irademize kalmış kararımızın ne olması isteniyor?  “Yeter ki Türkiye aradan çekilsin” mi?  “Garantisiyle, askeriyle, hem de!”

Yoksa “bakın bu iki toplum federal sistemi hem de Guterres çerçevesinde nasıl oluşturur” politikası mıdır savunulan?  (Neyse ki “Kıbrıs Cumhuriyetine dönelim” denmiyor!)

BAKIN  Kıbrıs siyasi sorunu Doğu Akdeniz’deki   hidrokarbon yataklarını da Suriye’yi de Güney’deki Mısır’ı, İsrail’i, Fransız’ı, Rus’u, Yunanistan’ı hatta Amerika’yı da kapsamına alan ve Güney Rum yönetimiyle ekonomik, askeri türlü çeşitli anlaşmalarla sarmalanmış bir kritik  davadır!

Bu nedenle artık bu adada yukarıda saydığımız ülkeler kadar Türkiye’nin de hakkı hukuku vardır.

Çünkü bölge “soğuk savaşı” değil 1990’lardan beridir ABD’nin “büyük Ortadoğu projesi” ardından Deaş’lı “sıcak savaşları”  yaşamaktadır.

KIBRIS bu bölgede ne lalezardır   ne de Rum’un insaf ve himmetine bırakılacak kadar Türkiye’den azadedir! Bir kere Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarından  Türk tarafının dışlanması, marazanın tam da kendisidir!

KALDI ki “gözlerimizi yumup kulaklarımızı tıkayıp hayal görmeye hakkımız yoktur çünkü bu gaflet ve delalet  olur!

Guterres belgesi Hz. İsa’nın “sözleri” de olsa, Rum tarafının Türk tarafına ne siyasi eşitlik ne de azınlıktan öte bir statü tanımaya tırnak kadar niyeti yoktur!

Ha,  denemek isterseniz,  “aha Guterres çerçevesi!” Oturun masaya konuşun bakalım Anaastasiadis ile kilise size neleri layık görmektedir?

Son söz mü? “Türkiyesiz Kıbrıs olmaz!”

**********

BU KOŞULLARDA İŞSİZLİĞİ YENMEK ZOR!

Geçen gün Havadis gazetesinin manşetinde  “İş Yeri Enflasyonu” deniyordu. 61 bin 378 nüfuslu Lefkoşa’da kayıtlı işyerleri 9 bine ulaşmış. Yani her 6.8 kişiye bir iş yeri düşüyormuş?

BUNUN  adına “gizli işsizlik” denir. “İş” varmış gibi gözükür ama aslında yoktur!

Nitekim geçmişte sık sık gördüğüm için “Köşem”e taşırdım. Mesela bir sabah bakardım, yol boyunca dizi dizi dizilmiş kiralık dükkanlardan  birinin önünde dört beş genç kümelenmiş, dükkanı temizliyor, kaldırımın bir yanında raflar sandalyeler falan..

Ertesi sabah ayni yerden hem de çok erken saatlerde geçerken merakla bakardım yeni açılan o dükkâna.. Kapının önünde iki genç, gelip geçenleri müşteri, velinimet beklentilerinde  gözlemekte pırıl pırıl, umut dolu gözlerle.. Üzülürdüm! Çünkü bir iki ay sonra kepenkler kapanmış umutlar kırılmış olurdu!                                                                                                                                                     Kısaca etraf dükkân dolu ama “iş nerde!”

YÜZLERCE  üniversite öğrencisi ki yüzde 17’si işsizmiş, tutun  ki KKTC sokaklarında dolanıp durmaktalar işte! Son çarede ana baba sermayesi bir dükkân açsalar da ya göstermelik olmakta ya kısa sürede kapanmakta..

Geçmişte gençlerimiz İngiltere’ye göç ederlerdi. Artık o kapı da kapandı!

PEKİ çare? İşsiz mezunlarımızı Türkiye’de  istihdam edecek anlaşmaları  yapmaksa, diğeri de “kırsal’’a dönmek isteyenleri teşvik edip desteklemek…

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (UÇAK BİLETLERİ PAHALIYSA GÜNEY’DEN UÇUN!)

Ne diyor ayni zamanda Güney’in de yurttaşı olan bir yurttaşımız.. “Bakın bakalım diyor bende öyle baskın pahaya uçak bileti alacak göz var mı? Ben öyle pahalı biletlerle uçacak adam mıyım? Giderim Baf’a oradan uçarım daha ucuza!

Kim söylüyor bunu? KKTC’deki uçak biletlerinin pahalı olmasından birinci derecede yetkili ve sorumlu olması gereken dörtlü koalisyon hükümetinin Bakanı Zeki Çeler!..

Bektaşi’yi de Konya’ya vali tayin etmişler. Yolda  imamı olmayan bir cenazeye rastlamış. Köylüler vali olduğunu öğrenince “aman  efendi demişler senin gibi ulemayı  Allah gönderdi. Gel kaldır şu cenazeyi!”

Bektaşi tabutun başına geçmiş “fıs fıss” bir şeyler söylemiş, sonra “gömün” demiş… Gömmüşler ama merak bu ya sormuşlar. Aman efendi  ne söyledin de bu kadar  erken gömüverdik?

“Dedim ki sana o tarafta memleket  nasıl diye sorarlarsa de ki “Bektaşiyi vali tayin ettiler varın memleket ne b… oldu  anlayın gayrı!..