Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Değişmeyen hayaller

 

İnsanoğlu başını altına sokacak bir şeyler aramıştır hep.

Ağaçlardan inip omurgası dikleştikten, iki ayaküstünde durduktan sonra ağaç ve kaya kovukları ile mağaralarda barındı.

Doğadaki tehlikelere karşı kaçınılmazdı bu.

İnsanlar sosyalleşmeye başlayınca barınak ve giderek “ev” kavramı da gelişmeye başladı.

Söylendiğine göre Avrupa’daki yerleşik yaşam M.Ö 3 bin yıllarına rastlar.

Yığma taştan duvarların damları sazlıklarla örtülüyordu.

Sonra çamura toprağa şekil verildi birkaç gözlü barınaklar yapıldı derken el zanaatları gelişerek ağaçlardan, tomruklardan el marifeti ile evler inşa edildi.

Nihayetinde günümüze gelindi…

Değişmeyen tek şey bir barınak ihtiyacının olmasıdır.

İlk insanla bugünkü insanın bir barınak konusundaki ihtiyacı aynıdır…

Halk denilen kitleler henüz “ayak takımı” iken, en çok hayal kurduğu şey insanca yaşayacağı bir ev sahibi olmaktı herhalde.

Uyarsa panjurlara tırmanan bir de sarmaşık.

Mavi yeşil panjurları ile küçük de olsa bahçeli bir eve başını sokmak, hayallerinin gerçekleşmesi demekti ve bu giderek gerçekleşecekti…

Aynı hayaller yine geçerli değil mi?

Ev sahibi olmayanlar olmak için aynı hayalleri kurmuyorlar mı?

İlk insan toplulukları “komün” hayatı yaşarken böyle hayalleri var mıydı?

İnsanoğlu toprağın ve her şeyin sahibi iken her şeyi herkes kullanmıyor muydu?

Akan bir dereden bütün atlar su içmiyor muydu?

Sosyalleşme iyi güzel de,

Her şeyi özelleştirerek, kişiselleştirerek sosyalleşme insanlığı nereye götürecek?

Diyeceğim, neticede herkes başını sokacak bir yer arar durur.

Mutluluğu da mutsuzluğu da çoğu zaman o dört duvar arasındadır.

Kendi dünyasıdır bu kaçınılmaz; çoğunlukla sırlarını gömdüğü yer ki son gideceği yer de bir barınak, bir sığınak, bir oyuk değil midir neticede.

Yaşarken ve ölürken…

Demek istediğim, düzen nasıl olursa olsun başını sokacak bir yer, dünyasıdır insanın.

İster damı sazlıktan olsun, ister kiremitten…

Ziya Osman Saba’nın “Beyaz ev” adlı şiirinden bir bölüm:

Gözlerimin önünde hep aynı beyaz ev.
Her dağ yamacına kurduğum,
Beliren her su kenarında,
Pembe damlı, yeşil panjurlu, balkonlu,
Balkonuna tırmanan sarmaşık.
Gece, pencerelerinden sızacak ışık,
Kışın tütecek bacası.

Kapıyı ittiğinde çalacak bir çıngırak.
-Duyuyorum o sesi şimdiden, berrak-
Geçeceğim yol, çıkacağım üç basamak,
Ellerinden sıyırıp atacağım eldiven,
Her halin, gülüşün, kokun, bütün ruhunla sen!
Ah, bütün bir ömür bırakmayacağım el,
Okşayacağım saç, dinleyeceğim ses,
Bakmakla doymayacağım yüz…
Açık panjurlardan o gün dolacak gündüz,
O günkü hava,
Bir kapıyı açman, dolaşman sofada.
Şaşıracağım: Böyle gezinen kim?
-Evim! Evim!.. Ellerimle asacağım
Camlarına perdelerini.

 

Özdemir Asaf’ın bir şiirindeki bazı mısralar da şöyle:

Hangi eve
Başımızı soktuysak…
Yer yerinden oynadı
Aşkımızdan…