Köşe Yazarları

Yalanlamak yerine demagojiye sarıldılar…


Din İşleri Başkanı Talip Atalay’la ilgili belgeli, kanıtlı iddialara gelecek yanıtı biz, kendinden, ya da yetkili makamlardan beklerken, KKTC Din Gör-Sen ve KKTC Din Gör-Bir başkanları bir yazı kaleme almışlar. İçinde Havadis yazarı olarak Hüseyin Ekmekçi ve benim de adım geçtiği için, bir kaç satırla değinelim…

“Hakaret ettiniz, aşağıladınız, doğru bilgi vermediniz” falan diye ne kadar suçlama varsa sıralamışlar. Ondan sonra da Talip Atalay’ın “dinler arası diyalog” faaliyetlerinden, dünyada bizi nasıl başarıyla temsil ettiğinden, övgüyle söz etmişler…

Amaaa, okuduk, döndük bir daha okuduk, Havadis’in duyurduğu olaylarla ilgili tek bir yalanlama yok! Belgelere karşı bir ispat yok… !!!!

Mesela, AKP aday adaylığı sırasında, din görevlilerini propaganda malzemesi olarak kullanması konusunda ne diyorlar..?

Ya da İlçelere Yasa’da olmayan bir şekilde kafasına göre “müftü” atamasına…

Yüzden fazla kişiyi, yetkisini aşarak “fahri din görevlisi” atamasına, herkesin çocuğunu bu insanların eline teslim etmesine ne diyorlar acaba..?

Unutmadan “bizden daha değerli dedikleri” bunlardan bir tanesi, küçük bir kıza tacizden dolayı şu anda hapiste…

Oturduğu evin kirasını yasal olmayan bir şekilde Daire’ye ödetmesi konusunda Sayıştaylığın iki kez yazılı uyarıda bulunduğu, bugüne kadar ödenen miktarı iade etmesini istediği doğru mu yalan mı, iftira mı, hakaret mi..?

Din İşleri Başkanlığı’na alınan 3 adet aracın, kimin tarafından verildiği, şu anda kimin ne amaçla kullandığı…

Bir arkadaşına para toplamak için camilere yazılı talimat verdiği, bunun izinsiz yapıldığı meselesi?

Toplanan  bu paraların miktarı ne, kayıt altına alındı mı? Keşke birilerini ortaya atacağına, çıkıp kendisi bunları ve hakkındaki iddiaları bir bir açıklasaydı…

Bunları yalanlayacak tek bir kanıt yok…

Ama ne var, siyaset var, demagoji var…Söyleyecek sözleri olmadı mı hemen lafı “Birlik ve beraberliği bozucular” noktasına çekmişler. İfadeye bakın “Bu yaklaşımların Türkiye’de bir zamanlar hüküm süren zihniyetin kırıntılarının ülkemize yansımaları olduğunu düşünüyorum”… Aklınca bizi “din düşmanı” ilan edip, hedef gösterecek…

Zaten Atalay’ın bunlara verilecek cevabı olsaydı, çoktan yargıya giderdi. Yapmadı, yapamadı. Yaptığı, daha önce olduğu gibi adamlarına açıklama yaptırmak, Havadis üstünde mahalle baskısı yaratmaya çalışmak…

Asıl bölücülük bu…

Milleti birbirine kırdırmak bu…

İnsanların manevi duygularını kullanmak bu…

 “Yasa dışılıklara din kılıfı uydurmak” bu… Hem de en çirkini bu…

Son sözüm yetkili yetkisizlere; bu maskaralıkları daha ne kadar seyredeceksiniz..?


MERKEZ BANKASI NE YAPIYOR..?

Önceki gün yine ortalık karıştı. Bir siyasinin oğluna, bir çok bankaya borcu olmasına ve bu borçlar mahkemelik olmasına rağmen, bir kamu bankasından 2,3 milyon liralık kredi verildiği haberi yayıldı.

Haberi yazan, Yenidüzen’den Mert Özdağ, isim vermedi ama ardından çeşitli şayialar ortaya çıktı.

Olayın bir siyasiyle ilgili olması başlı başına rezalet. Ama kimse “olmaz öyle şey” demedi. Çünkü bu ilk değildi. Daha önce de çeşitli partilerin benzer uygulamalar yaptığını hepimiz biliyorduk. Zaten siyasilerin elinin uzandığı kamu bankalarındaki, kalkınma bankasındaki geri dönüşü olmayan kredilerin büyüklüğü ortada…

Diğer taraftan, Kooperatif Merkez Bankası Yönetim Kurulu’nun, kendi kendini 5 bin 500 ve 6 bin 500 lira maaşa bağlama niyeti de Kooperatif Şirketler Mukayyitliği’nden döndü.

Kredi konusu da, maaş konusu da gerçekleşmiş olabilir veya olmayabilir, önemli olan niyet. Sonuçta birileri, olmazı oldurmayı deniyor…

Bu arada merak ettik, Merkez Bankası “ne yaptı” diye… İpotekleri daha önce başka bankalara bağlı, çekleri sürekli geri dönen birine,  böyle bir kredi verileceğinde Merkez Bankası duruma bakar ve bankayı uyarır… Bir kere yıllık bilançosu 19 bin lira olan bir şirkete 2,3 milyon liralık kredi nasıl verilir..? Hadi, yapılandırmaya gitti diyelim. Ama bu kişinin “ödememe” alışkanlığı ne olacak..?

Bir arkadaşımın, bir bankaya kullanmadığı bir kredi kartından 45 TL’lik bir borcu vardı. İhmale geldi, bankadan uyarı aldı. Gitti ödedi ama, ismi Merkez Bankası’nın gözetimine girdi.  Başka bir bankaya kredi kartı müracaatında bulundu, yüksek geliri, başka herhangi bir vukuatı olmadığı halde, sırf Merkez Bankası raporlarında görünen bu olaydan dolayı banka, ona kredi kartı vermeyi reddetti. O Banka ne olursa olsun, kendini korumaya aldı…

Peki ama bu yapılan, bankayı siyaset eliyle riske atabilecek bir uygulama değil midir..? Hem de sadece bankaları değil, genelde ekonomiyi zora sokan bir iş. Geri dönüşsüz kredi oranı yükseldikçe, banka bu kaybı nereden çıkaracak, tabii ki faizleri artırarak vatandaşın cebinden. Bu da, piyasayı allak bullak etmeye yetiyor.

Hep diyorum ya, “böyle gelmiş, böyle gider” demiyorsak eğer, olup biten bizi endişelendiriyorsa, bundan sonra hesap soracağı konusunda kesin güvence verenleri seçmek zorundayız…

Bugün bu olanları ve sorumlularını, yanlış işlere imza atanların adlarını bir kenara alt alta yazın. Bakın, Bankalar Yasası’na göre yasa dışı işlemlere onay verenlerin şahsi sorumluluğu var ve bu gibilere 7 yıla kadar hapis, 15 milyar TL’ye kadar para cezası öngörülüyor…

Hatırlatmak istedim…

YERİN KULAĞI VAR

YARGIYA TAŞINMALI: Şehir Plancıları Odası’nın, Eski Eserler Dairesi Müdürü’nün Anıtlar Yüksek Kurulu’nda keyfi kararlar aldığı, Yasa’ya aykırı atamalar, görevden almalar, yıkımlar, kaçak inşaatlara göz yumma gibi icraatları olduğu iddialarını üstünden 2 günden fazla bir zaman geçti.  İddialar ciddi… Ama ne muhatabından, ne ilgili bakanlıktan ses seda yok. En azından, araştırılıyor, ya da “yalandır” diyen de çıkmadı. Bence, madem ki idareden bir açıklama veya yaptırım gelmiyor, iddia sahipleri konuyu yargıya taşımalı. Meslek örgütü olarak yapmaları gereken de bu…

KİM GALİP GELECEK, HUKUK MU, RANT MI: Yine Karaoğlanoğlu’ndaki Kaya Otel inşaatı konusu. Kaşıdıkça altından çirkin kokular gelmeye devam ediyor. Hani oraya Emirnameye göre sadece 4 kat yapılabilirdi de, 7. katını çıkarken Belediye mühürledi; mahkeme de inşaatı durdurmak için ara emri aldı. İyi de, bu arada, işbitiriciler durmadılar. Yanlarında bir Belediye Meclis üyesiyle birlikte Belediye’den izin çıkartmaya çalıştılar. Nefeslerimizi tuttuk, olayın nasıl sonuçlanacağını bekliyoruz. Ya hukuk galip geleceki ya da rant paylaşımı…

ÖNCE PARAYI VERDİLER: UBP-DP hükümetinin iktidara gelişi iki ayı biraz aştı. İlk önce piyasaya bol para pompaladılar, memurun maaşını gününde ödemeye özen gösterdiler. Güveni kazandıktan sonra da, önce eşi, dostu devlete yerleştirerek kendilerini garantiye aldılar. Ama ne gariptir ki, bu 2 aylık dönemde en çok inşaat alanında ihlallerin yaşanmasına, kamu bankalarındaki paraların golifa gibi dağıtılmasına şahit olduk. Hoca boşuna dememişti, “parayı veren düdüğü çalar” diye. Önce parayı verip susturdular, şimdi de düdüğü çalıyorlar…

İYİ Kİ DE VAR: Bilmem farkında mısınız hukuka aykırı yapılan her iş, artık devlet tarafından değil, zaman zaman kızdığımız sosyal medya aracılığıyla ortaya çıkarılıyor. Hemen hergün bir konu sosyal medya vasıtasıyle toplumun gündemine taşınıyor. İnsanlar artık devlete gitmek, hakkını aramak yerine, sosyal medya aracılığıla yapılanları daha geniş kitlelere ulaştırıyor ve üzerinin örtülmesi ihitmalini de ortadan kaldırıyor. Belli ki, vatandaşın devletine olan güveni yerlerde sürünüyor…

29 TEMMUZ KIRILMA NOKTASI MI: Özellikle de son aylarda Kıbrıs konusunda ilginç gelişmeler yaşanıyor. Birgün toplumda “bu kez olacak galiba” gibi umutlar yeşeriyor; bir başka gün ise umutlar yerini karamsarlığa bırakıyor. Şimdi de her iki tarafta 29 Temmuz tarihi konuşulur oldu. Garantiler, Toprak ve Güvenlik başlıklarının ilk kez açılacağı 29 Temmuz’daki liderler arası görüşmelerde prosedürün nasıl işleyeceği de belli olacak. Yine aynı tarihte liderlerin anlaşıp, anlaşmadıkları konuların da açıklanması bekleniyor. 50 yıldır umutla bekleyip durduk 15 gün daha bekleriz. O gün ak koyun, kara koyun belli olur inşallah…

NASIL YANİ: Ercan’da, içinde 6 kilo hintkeneviri bulunan bavulun sahibi olan ve polisin elinden kaçan M.A.Y.’nin 2015 yılında da Haspolat’ta Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme Şubesi ekiplerinin düzenlediği operasyonda yaklaşık 4 gram hintkeneviri ile suçüstü yakalanmış olduğu öğrenildi. Davası geçen yıl başlamış olan bu kişi, herhalde tutuksuz yargılanmaktaydı ki, elini kolunu sallayarak aynı işi yapmaya devam etmiş. Peki bu adamın pasaportuna niye el konulmamış? Nasıl yurt dışına gitmiş, nasıl tekrar gelmiş, cesarete, cürete bakar mısınız. Dizlerimizi döveceğimize, biraz da kendimize baksak…

ZİRVEDEKİLER: Fazilet Özdenefe: “Ne Mert Özdağ, ne de işini büyük özverilerle yapan ve toplumun doğru haber ve bilgiye ulaşmasına katkı koyan gazeteciler yalnızdır. Özgür gazetecilik, ifade özgürlüğünün en önemli ayağıdır. Duymak istediklerimiz kadar, duymak istemediklerimizi de bize aktardıkları ve yaşadığımız her günü sorgulamamız için bize yol gösterdikleri için hepsine yeniden teşekkürler…”.

DİPTEKİLER: Yine bir Emirname İhlali: Yine Girne’den…. 2 kat sınırı olan beyaz bölgeye, 7 katlı bir projeyi onaylatmaya çalışanlar olduğu haberi geldi. Hangi biriyle uğraşacağız, inanın biz de şaşırdık. Toplumsal muhalefeti, karşı duruşu, takibi güçlendirmezsek, memleket bu sefer tümden elimizden gidecek gibi görünüyor…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı