Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YA ÇÖZÜM OLMAZSA! (SELF DETERMİNASYON HAKKIMIZI KULLANIRIZ)

Filistin faciası bizi bir kez daha Kıbrıs sorununa daha ciddi ve eleştirisel bir gözle bakmaya zorladı. Şöyle ki:   
1974’ten sonra artık Filistin’le benzeşen bir yanımız kalmamasına karşın acaba benzer bir duruma düşebilir miydik?
Mesela Rumlarla sürgit müzakereler yapmak yerine sürgit çatışmalara mı düşerdik?
Baskılara dayanamaz göç yollarına mı düşerdik?
Yoksa araya giren Türkiye ve BM gibi güçlerin de sayesinde, Rum’un mülk ve nüfus çoğunluğuna dayalı devletinin altında bir azınlık statüsü mü kazanırdık?
Veya 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına döner yüzde otuz yüzde yetmiş oranındaki temsiliyetlerle devlet kademelerinde kendimize bir yer mi bulurduk?
Ekonomimiz ne olurdu? Türkiye’nin garantörlüğü nasıl çalışırdı? Kısaca geçen kırk nasıl geçerdi?
Bizim gibi Kıbrıs sorunu ile kırk yıl değil, altmış yıl ötelerden gelenler için bu sorulara cevap vermek hem kolay hem zordur! 
Kolaydır, “İyi ki söz konusu olasılıklardan olumsuzluğu çakacak her hangi birini yaşama kadersizliğine düşmedik tesellisinde!
Zordur, kırk yılı Türkiye’nin güvenlik şemsiyesi altında kavgasız gürültüsüz geçirirken, “acaba geleceklerde ne olacağız” sorusuna hâlâ cevap veremediğimiz için!
Mesela diyor ki Eroğlu elli yıl daha bekleyemeyiz. O zaman soruyoruz: “Bekleyemeyeceksek var mı bir B planımız? Eroğlu “hayır” diyor B planımız yoktur. Tabi doğrudur! Çünkü müzakerelerin yeniden akamete uğraması halinde iki olasılık vardır:
Bir: Her iki tarafı da kimseler rahat bırakmaz, Başta BM’yle AB ve şimdilerde devreye giren Amerika yeniden yeni bir müzakere masası kurarlar, “haydi bakalım derler başlayın görüşmeye!”
İki: İpler gerçekten kopar, KKTC’nin Kuzey’de tanınmış devlet olması ve kabul görmesi seferberliği başlar…
FAKAT SORUNA NERESİNDEN BAKARSANIZ BAKINIZ: Eğer çözüm olmazsa durum vaziyetler bizim için hiç de iyi gözükmüyor! Zaten yukarıda yazdıklarımı da korkarak yazdım! Kıbrıs Türk halkı inşallah geleceklerde böylesi siyasi açmazlara düşmez, iki arada bir dere kalmaz, kendi suyunda boğulmaz! O zaman Eroğlu’na hak verirken, B planımızın olmayışına da bir zımba vuralım:
HAZIR MISINIZ? Tüm umutların yitip gittiği yerde, artık yeni müzakere masalarının kurulmasının anlamsız ve aptalca olduğu gerçeklerde, elli yıl daha bekleyemeyeceksek ve her halde Filistin misali her canımız sıkıldığında Rum’a füze de atamayacaksak, o zaman ne yapacağız?
Elimizdeki tek insancıl silahı kullanacağız. Hem dünyanın anladığı dil olması bakımından hem de demokrasinin anası babası olması bakımından. Yani:
SELF DETERMİNASYON HAKKIMIZI KULLANACAĞIZ: Kızmaca darılmaca yok! Tutun ki diyoruz Rum’un elli yıl daha sümüğünü çekemeyiz! İstediklerini karşılamamız da mümkün değil! Tekenin bilmem neyi gibi ortalarda salınıp duruyoruz ki sahi ne yapacağız?
“Halkların kendi kaderlerini tayin etme hakları” vardır. O hakkı kullanarak Türkiye’ye sığınacağız! Yer yerinden mi oynayacak? Ee, Ukrayna’yı daha dün böyle yutmadı mı? Çeklerle Slovaklar “siyasi kader yollarını” bu “ayrılık” haklarını kullanarak gerçekleştirmediler mi? İspanya’da Katalanlar, İngiltere’de İskoçlar ki yakında referanduma gidecekler, ayrılmak haklarını zorlamıyorlar mı? Tabi Türkiye kabul eder mi bilinmez başka konu. Bizim meramımız şudur:
FEDERASYON MECNUN’UN LEYLA’SI DEĞİLDİR: Körün değneği gibi peşine düştük, “aman federasyon canım federasyon” şarkısını söylüyoruz! Bakın bakalım Güney hangi şarkıyı söylüyor? Bu nedenle Serdar Denktaş’ın işaretlediğince artık yeni çözüm alternatiflerini masaya koymak gerekir. Self determinasyon hakkımızı TC’ye katılmak için kullanmak zorunda kalırsak bu da çözüm alternatiflerinden birisi olmalıdır.

**********     
YOLLAR, TRAFİK VE NEREDE İNSANA SAYGI?

Trafik kazalarını dindirmese de yeni yollar yapılıyor. “Ne kadar yol o kadar sağlıklı trafik” diyoruz. Ana yollara ne kadar alternatif yollar eklerseniz o kadar akışkan trafik sağlarsınız.
Ki 1974’ün hemen ertesinde kendimize yeni bir dert edindiydik. Diyorduk ki:
Gelin Rum’dan kalan yollara tam fırsatıdır “istimlakler” yaparak yeni yollar ekleyin.  
Gelin kentleri köyleri dizayn ederken trafik yönünden engelleyici ve hatalı olan mahallerdeki yolları tapularına bakmadan (Rum tapusu) düzeltin.
Gelin anayollara çıkan tali yolları doksan derecelik dik açılardan kurtarın.
Olmadı! Her yol her mahalle Rum’dan nasıl kalmışsa öyle bırakıldı! Hatta yola sarkan eşikler bile! Bir arabayı ancak sığan darlıkları ile birlikte! Kaldı ki iki bin yılına kadar zaten yol da yapmadıktı! Ta ki TC yapmaya başlayana kadar!
Şimdi bir süredir yapımı devam eden Mağusa’daki “yeni hastane yolu” yapılıyor. Ha bitti ha bitecek. Eskisi CTP hükümeti döneminde yeni hastane ile birlikte yapıldıydı ki adı “ölüm yolu” olduydu!
GELELİM YENİSİNE! İnsan gördükte sevinir. Bir memleketi alt yapı yatırımlarının zenginliği dolayısıyla çeşitliliği ayağa kaldırır. Bu çift şeritli devasa bulvar görünümlü yol da kıyısındaki köşesindeki öteki yollara “zavallılar” dedirterek inşa edildi, kısaca TC yaptı!
ANCAK: Trafiğe açıldı ama ne bir tedbir ne bir uyarı, gelen düşüyor hâlâ kapatılmamış çemberinin etrafındaki çukurlara, giden! Nasılsa Allah acıyor da ölümler olmuyor!
Hep ayni sorun dediklerimizden! Bizde ister TC’den gelsin isterse bizimkiler olsun! Bir yol bir apartman veya tesis falan inşaatına girdiler mi ne hikmettir bilinmez gözleri kulakları “inşaatlarından” ötesini ne görür ne de duyar! Bu yeni yol inşaatında da öyle oldu mesela Mağusa’da kanalizasyon çalışmaları yapılırken de öyleydi! Nitekim yeni asfalt yollarda hâlâ arabaların içine düştüğü kapatılmamış çukurlar vardır.
Kısaca demek istiyoruz ki bu memlekette türlü çeşitli mesleki zümrelerin insanları özellikle bu tip işlerde “öteki insanları” yok sayarlar! “Büyük işlerin büyük insanları” havasını basarlarken, en basit güvenlik tedbiri almaz, hatta “ayaklarımızın içinde dolanmayın” dercesine terbiyesizlik de yaparlar! Bu zihniyeti kırmak gerekir!            
**********
KISACA TAKILDIĞIMIZ: (ANASTASIADIS NEDEN ERDOĞAN’I TERCİH ETMEKTEDİR?)

Siyasi sorunla zaten başımız dertte, gailemiz büyük. Yetmiyor gibi al başına bir başka gaile! Mesela Anastasiadis ne dedi? Niçin dedi? Ya dediği bildiği miydi? Ya bildiği ise dediği neydi?
Mübarek adam üstüne vazife imiş gibi Real News Gazetesi’ne dedi ki “Erdoğan tercihimdir!” Üstelik ekledi de: “Erdoğan artık eski Erdoğan değildir, söylemleri bile değişti!” Bu nedenle Anastasiadis’in Cumhurbaşkanlığı’ndaki favorisi Erdoğan! Neden?
Bir: Anastasiadis, Erdoğan’ın 1974’ten bu yana süregelen TC politikalarını terk ettiği savındadır!
İki: Rum’un kabul etmediği Annan Planı’nın üzerinde ödünler vereceği umudunu beslemektedir!
Üç: Erdoğan’ın artık Türkiye’nin adada işgalci olduğunu kabul etmeye başladığını sezmektedir!
Dört: Yakında Maraş’ı iade edeceğini bilmektedir!
Beş: Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Eroğlu’nu saf dışına itip müzakereleri sonlandıracak bir yeni görüşmeci atayacağı fikrindedir!
Altı: Siyasi sorunu ancak Erdoğan çözebilir görüşündedir!
Yedi: Erdoğan’ın kükrediği kadar aslan olmadığını bildiğinden gün ola hayır ola sayesinde Kıbrıs’ı yutacağının hayalindedir…

Anastasiadis Türk tarafına günahını bile vermek istemezken Erdoğan’ı neden tercih etsin diye sorsanız, siz de ayni olasılıkları sıralamaz mısınız?