Başbakan her ne kadar aksini söylese de, kendi partisinin yayın organından çıktı maaş krizi haberi. Bu ay da paçayı sıyırdılar desek, yanlış olmaz herhalde… Ancak bu durumun sürdürülebilir olmadığı bir gerçek. Süratle sağlıklı bir ikili ilişkiye gereksinim var.
Ben bugünü tartışmayacağım. Bugün yaşananlar sadece bir birikimin sonucudur. Burası kesin. Yani bazı kesimler şimdi kalkacak, “vesayet, içişlerine müdahale” gibi koca koca sloganlar atacaklar. Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil. Bugün “vesayet” olarak görülen durumu yaratan başkası değil, bizleriz. Kimse kızmasın ama gerçek bu. Onu da en güzel söyleyen rakamlar…
Bir ülke yönetimi düşünün ki, en temel görevi olan kamu harcamalarını yapamıyor, maaşları ödeyemiyor. Aynen bizim gibi… Böyle bir ülke batmış değil midir? O ülkeyi batıran, yıllar yılı kaynak aktaran, yatırım yapan taraf mıdır, yoksa kaynakları kurutan taraf mıdır..?
İşte bakın troyka Güney’de. Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF. “KİT’leri bir takvime bağlı olarak özelleştireceksiniz” diyorlar. “2016 yılı sonuna kadar 1 milyar Euro, 2018 yılına kadar da 400 milyon Euro tasarruf edeceksiniz” buyuruyorlar. Rum Yönetimi’nin sesi çıkabiliyor mu? “Vesayet, müdahale” diyebiliyorlar mı? Deseler de mantıklı olabilir mi? Batağı yaratan troyka değil, kendileri. Başka çareleri var mı..?
Maaş meselesi, bizim son olarak geldiğimiz aşamadır. Yani sonuç. Benzer bir olayı Sibel Siber hükümetinde de yaşadık. Ancak zamanın Başbakanı, kendilerinin geçiş hükümeti olduklarından, revizyon talepleri olmayacağını belirten bir taahhüt mektubuyla işi kurtardı ve maaşlar için ek ödeneği aldı. 28 Temmuz seçimleri sonrası kurulan hükümetse olaya hiç rasyonel yaklaşamadı. CTP içinde bazı akılcı söylemleri gördük ve umutlandık. Ancak olmadı. Bütçeniz, gelir gider dengesizliğiniz, açıklarınız ve iç borçlarınız ortadayken, malum “revizyon” sloganlarını söylemeye devam edeceksiniz. Hükümet programında üstü kapalı geçiştireceksiniz falan. Bu bir bocalamadır. Oysa öyle bir lüksümüz yoktu. Kararlılığa, gerçekçi olmaya ihtiyaç vardı. Boşa siyaset yapmanın, popülist davranmanın zamanı değildi. Türkiye’ye güvence değil, “güven” verebilmek gerekirdi. Sanırım bu noktada yetersiz kalındı. Ve sonunda, daha 2 aylık bir hükümetle, işte böyle hep birlikte duvara tosladık…
Karşı tarafın hataları yok muydu? Vardı tabii… İrsen Küçük hükümetlerinin körü körüne desteklenmesi bir hataydı. Mademki konu istikrardı, kaynakların doğru harcanmasıydı, ekonominin düze çıkarılmasıydı. E şimdi eğri oturup doğru konuşalım. İrsen Küçük hükümeti bunları yapıyor muydu? Ya da yapacak mıydı? Sadece “Ekonomik protokolü” sahiplendiğini söylüyordu, o kadar… Eroğlu dönemlerinin icraatları aynen devam etmiyor muydu? O nedenle ben yine de tekrar ediyorum, özellikle CTP, Ankara’ya realiteleri gördüğü ve bu realitelere göre en doğru politikaları izleyeceği konusunda “güven” vermiş olabilseydi, bu bocalama yaşanmazdı. Bu noktada, tam da kriz günü “Bu paket KKTC’nin bedenine uymuyor” diyen DP’den hiç bahsetmiyorum…
Bugün müdahale denilen ortamı nasıl yarattık, sadece son 2 örnekle buna bir bakalım. Hani 2009’a ait bir ses kaydı yayınlanmıştı bir kaç ay evvel. Yani CTP hükümetinin son demleri. Biz o bandın bazı yerlerine takıldık. Oysa orada bugünün Maliye Bakanı Zeren Mungan’ın söylediği çok ciddi şeyler vardı. 2009 bütçesinin 400 milyonun üstünde bir açıkla uygulamaya girdiğini ve Türkiye’nin bu açığı kapatmak için 130 milyonluk tasarruf öngördüğünü, ancak bunun yapılmadığını söylüyordu Mungan. Her ay 20 milyon açık oluştuğunu da ekliyordu. Söylediği tam olarak şöyleydi: “Tasarruf tedbiri olarak alınabilecekler alınamadı. Neticede bütçe her ay memur maaşı ve benzeri ödeme için 40 milyona ihtiyaç duyuyor. Bunların öngörülerinde ise 20 milyona yakın bir destek öngörüsü var. Haliyle her ay 20 milyon TL’lik bir açık olur.” Ayrıca diyordu ki: “Bir takım önergeler geçiyor. Bütçede ödeneği olmayan…” İşte bizim sorunumuz budur. Bu da sadece CTP’nin değil, UBP’nin tüm iktidar dönemleri için geçerlidir…
Bir de son dönemden bir örnek… Hani hep bildiğimiz, ama hiçbir şey yapmadığımız, aksine toplumun belli bir kesiminin talep ettiği kurultay ve seçim istihdamlarıyla, dağıtılan kaynaklar… İş o kadarla da kalmamış. Seçime kadar sürmüş. Şimdi bakın seçimler öncesine; Ocak 2013’de maaş ücret ödemeleri; 72,259,151 milyon lira. Ağustosta 80,407,509 milyon. Demek ki çalışan sayısı seçim öncesinde de akıl almaz derece artmış. Yani istihdam yapılmış… Hane halkı transfer kalemi var. Bu da seçimlerde dağıtılan bulunmaz bir kaynaktır. Ocak 2013’de 42,851,720 milyon iken, ağustosta 49,785,325 milyon liraya ulaşmış…
Demek istediğim budur işte. Bu tabloyu bilerek gelen CTP, bu gerçeklere göre çizilmiş bir yol haritasını kararlı bir şekilde masaya koyabilseydi, bu durumlara düşmezdi…
YERİN KULAĞI VAR
HUS DA GULLE GEÇSİN:
KTFF ile KOP arasında 5 Kasım’da yapılacak görüşme için hem siyasilerden, hem de sivil toplum örgütlerinden olumlu veya olumsuz görüşler yayınlanıyor her gün. Ancak cumhurun başı Derviş Eroğlu’ndan bu konuda ses seda yok. Her zaman olduğu gibi bekleyip görmeyi tercih ediyor. Oluşacak duruma göre, kendisine vazife çıkaracağından kimsenin kuşkusu olmasın…
KIB-TEK’E KARŞI MAAŞLAR MI:
Hükümetin Kıb-Tek’in özelleştirilmesi konusunda Ankara ile ayrı düşen hükümetin direnci, maaşlar için kaynak aktarılmasıyla kırıldı. Seçim propagandalarından topluma Kıb-Tek’in özelleştirilmeyeceği sözü veren CTP’nin bu ısrarı, kendisine pahalıya mal oluyordu. İddiaya göre Kıb-Tek konusunda geri adım atan hükümet, maaşlar için eksilen parayı aldı…
ZEMİN Mİ HAZIRLIYORLAR:
Önceki gün memur maaşlarının %50’sinin ödeneceği haberi, kısa süreli bile olsa ülkede çalkantı yarattı ve her kafadan bir ses çıkmasına neden oldu. Bu asparagas haberin ömrü de çok uzun olmadı. Galiba birileri, önümüzdeki aylarda oluşabilecek böyle bir durum için nabız yoklamış. Daha doğrusu toplumun vereceği tepkiyi ölçmeye çalışmış. Halbuki nabız yoklamaya ne gerek var ki? 40 yıldır bu toplumu biliriz. Canını, malını verir ama parasına dokunduğun an, önünde hiç bir güç duramaz…
AKLISELİM:
Başbakan maaş güvencesi verdi. Bu ayı da atlattık. Ya sonra? Benim bildiğim, çeklerin hazırlığı, paranın serbest bırakılması ayın ortalarında olur. Demek ki sorun 15 gündür sürüyor. Ya bundan sonra? Yapılacak şey basit, zıtlaşmadan, aklıselimle bir yol bulunmalı. Siz bakmayın “vesayet” slogancılarına. Başka türlüsünün kimseye faydası yok…
KONUŞACAĞINA YAP:
“Ekonomik programın bazı kısımlarının bu ülkeye uygun olmadığını her fırsatta vurguluyoruz. Bunu revizyona tabi tutmalıyız” diyen Serdar Denktaş, “Bu paket KKTC’nin bedenine uymuyor” değerlendirmesinde bulunmuş. Elinizi tutan mı var Sayın Denktaş? Aylardır aynı şeyi söylüyorsunuz, konuşacağınıza yapsanıza. Et de elinizde bıçak da. Bize uyan paketi ve gerekli revizeleri yapın… Bu durumda kendi kendinize konuşur gibi bir görüntü veriyorsunuz.
TAVAN-TABAN FARKLI TELDEN:
İkinci Cumhurbaşkanı Talat’la, Başbakan Yorgancıoğlu askerlik konusunun Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olduğuna vurgu yaptılar. TC’de olduğu gibi burada da askerlik süresinin düşmesi, hatta tamamen kalkması için seslendirilen talepler için her iki lider de aynı telden konuştu. Diğer taraftan yine CTP’nin bir milletvekili Abbas Sınay, hem sürenin azaltılması hem de profesyonel askerlik için öneri sundu. CTP’deki ayrışmanın icraatları da etkilediğini söylerken bunu kastetmekteydik. İcraatlarına tabanından destek bulmayan bir Başbakan’la karşı karşıyayız.
YAYALAŞTIRALIM DA:
Arasta ve Asmaaltı Yayalaştırma Projesi bölge esnafını böldü. İlkesel olarak yayalaştırmaya karşı olan yok gibi. Ancak yayalaştırmadan sonra en büyük sorun, yetersiz araç park yerleri konusunda yaşanacağa benziyor. Özellikle hafta sonları yoğun bir trafik akışına sahne olan bölgede, araçların park edilmesi için yeterli alan yok. Bence bu işi aceleye getirmemekte fayda var. Tüm önerileri değerlendirdikten ve gerekli alt yapı da yapıldıktan sonra adım atılması daha mantıklı olmaz mı? Boşuna dememişler, “acele işe şeytan karışır” diye…
ZİRVEDEKİLER
Sanayi Odası: Elektrik konusunda bir ortak akıl arayışına gidilmesi çoktan yapılmalıydı. Ancak yine de Sanayi Odası’nın böyle bir paneli düzenlemiş olması da bir şey. Panelde Birikim Özgür’ün “özelleştirme, özerkleştirme” tartışmalarının dışına çıkılması gerektiği yönündeki değerlendirmesi de olumlu. Umarız hükümet, aceleyle bir yanlış yapmak yerine, olaya daha geniş açıdan bakar ve bu değerlendirmeleri dikkate alır.
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: Hükümeti Mehmetçik Belediyesi’ndeki soruna çare bulmamakla ve Belediyeler Yasası’nı değiştirmemekle suçlamış. Sanki kendisinin Lefkoşa Belediyesi’nde takındığı tutum farklıymış gibi. Hele yasa değişikliği konusu, söylenecek hiç bir şey yok. Unutkanız dedik ya, bu kadar da değil. Diğer taraftan, UBP’nin yaptıkları, yeni hükümetin olayı göz ardı etmesini de haklı kılmıyor. Bunu da söylemek lazım.
FOTO GÜNDEM
LTB’nin, Çangar Finans’a olan borçlarıyla ilgili yaptığı ara emri başvurusu uzlaşı ile sonuçlandı. Taraflar vardıkları uzlaşıyı mahkeme salonda kamuoyuna açıkladı
































