“Bu dediklerim uygulanırsa, Kıb-Tek yüzdürülebilir” notu ile iletildi. Malum, Kıb- Tek’ten yana hepimizin gaileleri var.
Ama Kıb-Tek’e yıllarını veren birisinden geliyorsa bu öneriler, yayınlamakta fayda var. Lafı eveleyip-gevelemeden, Kıb-Tek’e yıllarca en üst düzeyde hizmet veren, ismi bende saklı kişiye ait bu maili sizlerle paylaşıyorum. İçeriğini de daha sonra değerlendireceğiz.
İşte o satırlar, öneriler, özeleştiriler:
1. Özelleştirme olamayacağı KKTC’nin küçük bir ülke olduğu 140 bin aboneye bakıldığı zaman anlaşılıyor. Dünyada yapılan özelleştirmelerde birden çok firma faaliyet gösterdiği için rekabet ortamı kendiliğinden doğmaktadır. KKTC’de tek firma olacağı için devlet tekeli şahıs tekeline dönüşeceğinden sakıncalı ve halkın yararına olmaz. Belki ilk zamanlar bazı hizmetlerin eskiye göre daha hızlı yapıldığı gözlemlenecek. Ancak zaman içinde firma kar amaçlı olduğu için aksamalar kaçınılmaz olacaktır. Bunun örnekleri dünyada çoktur.140 bin abonesi olan şirket mevcut üretim sistemi ile kar edemez. İşçiliği ne kadar indirirse indirsin dünyadaki döviz artışları ve petroldeki yükseliş kara engel olur. Tabii kalitede düşer.
2. Türkiye’de üretim ve dağıtım büyük oranda özelleşmiştir. Ancak orada kurula Enerji Piyasası Kurumu tüm enerjinin yani doğal gaz, fuel oil, hidro elektrik, kömür, rüzgar, güneş vs. ile üretilen tüm enerji bir havuza düşmektedir. Burada enerji birim fiyatlarını Enerji Piyasası Kurulu tesbit eder. Bu çeşitlilikten dolayı tabii ki bizdeki kws fiyatından ucuz olacak. Ayrıca Türkiye’de bu işi yapan çok sayıda kuruluş olduğu için rekabet kendiliğinden olmaktadır.
3. KKTC’nin Türkiye enerji sistemine enterkonekte olması uluslararası anlaşmalara göre mümkün görülmemektedir. Nedeni ise Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer komşuları ile bağlı olduğu için tanınmamış bir devlet olduğumuzdan buna Avrupa Birliği ABAT kararlarına göre karşı çıkar. Esas neden budur. Ama Rum tarafı ile bağlanabilir. Tıpkı spor karşılaşmalarında olduğu gibi. Bunu kabullenmek biraz zorumuza gider ama gerçek. Yani kablo ile Türkiye’den enerji getirme pek mümkün gözükmemektedir. Geçmiş yıllarda Korelilerin girişimi oldu ama ambargodan dolayı yapılamadı.
4. Kıb-Tek’e 2000’li yıllardan sonra elektrik üretimi, iletim hatları, trafo merkezleri, Scada sistemi gibi yatırımlar Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılmıştır. Bu yatırımlar yaklaşık 150 milyon TL civarındadır. Eğer bunlar yapılmamış olsa idi bugün her yer karanlık şarkısını söylerdik. Bu da inkar edilemez bir gerçektir. Kurumun mali gücü bunları yapmaya yetmezdi.
5. Kıb-Tek’in özerkleştirilmesi de bu borç sorununu çözmez. Yani oluşturulacak yönetim şeklinde çeşitli meslek kuruluşları ve devletin temsilcilerinin atanması durumunda ise yine çözüm olmaz. Nedeni ise ülkemizde kabul etsek de etmesek de meslek kuruluşları siyasallaşmış olduğundan idarede çok büyük sorunlar ve aksamalar olacaktır. Yani şimdikinden daha iyi olmayacak.
6. Kıb-Tek’in mali yapısının düzeltilebilmesi aşağıdaki tedbirlerin alınması ile mümkün olabilir:
a. Kıb-Tek devlete bağlı olarak kalır. Ancak idarede özerk olur. Bunun açılımı gelen hükümetler kurum idaresine müdahale etmez. Sadece atadığı kişileri denetler. (Mali ve İdari olarak)
b. Kıb-Tek borçlarının tümü mali gücü yeterli olan (ZİRAAT veya İŞ Bankası) tek bir bankadan uzun vadeli % 5-6 faizli ilk 5 yılı ödemesiz kredi alıp tüm borçlarını kapatırsa ve tüm alacaklarını zamanında tahsil ederse mali durumu düzelir. Bu konuda geçen yönetim kurulunun girişimleri oldu Ankara’ya Yön. Kur. Üyesi gönderildi ve netice alınmak üzereydi. Bu yapılabilirse yerel bankalar da % 15-16 faizlerle öz kaynaklarının üzerinde kredi vermeye zorlanmaz. Verilen yüksek faiz bedelleri maliyetlere yansımaktadır. Bu sürdürülemez bir yapıdır. Yanı anlaşıldığı üzere Kıb-Tek’in borçlarını sihirli bir el ödemeyeceğine göre bunun çaresi mutlaka bulunmalıdır. Bu ne ÖZELLEŞME ne de ÖZERKLEŞME’dir.
c. Kıb-Tek her konuda yeniden yapılanmalıdır (Lefkoşa Belediyesi’ndeki gibi değil) kurumda onlarca, yirmilerce kişi boş oturup para almaktadır. Bunu herkes görüyor kimse sesini çıkarmıyor. Başta sendika olmak üzere bu kanayan yaraya çözüm bulunmalıdır. Yani Türkçesi çürükler ayıklanmalı. Avrupa ve Amerika’da uygulanan başka bir sistem vardır şöyle ki: Bütün çalışanların bir kök maaşı vardır geriye kalan ücret ise her sınıfın yaptığı iş tanımında belirtilen birim fiyatlar vardır, günlük olarak yaptığı işler yazılır ve ay sonu toplanarak çalışanın kök maaşına eklenir ve o kişinin alacağı ücret belirlenir yani kişi kendi maaşını kendisi belirler. Bu yapılabilirse oto kontrol de kendiliğinden oluşur. Bunu çıkıp biri söylese Anayasa’ya aykırıdır, toplu sözleşmeye terstir diye yaygara koparılır. Bir başka konu kurumdaki amirlerin izaz ikram (yani içilen kahve ve meşrubat) kurum bütçesinden her ay kantine ödenir. Şu an kantin işletmecileri Yönetim Kurulu As Başkanının kızlarıdır. Bu ne kadar ahlakidir. Ona as başkanlık teklif edildiğinde ret etmesi gerekirdi. Ama nerede. Böyle bir örnek verdiğim için üzgünüm. Her hangi bir art niyetim yoktur.
d. Üretimde çalışanların özlük hakları yeniden gözden geçirilmeli. Örneğin: Vardiyaya gidip gelirken yolda geçen zamanın fazla mesai yazılması gibi. Hem de kurumun ödediği servis aracı ile. Yakıt boşaltmada geminin gelmesinde çalışan elemanların çalıştıkları mesai dışı zamanların fazla mesai olarak yazılması. Niye gemi geldiğinde vardiya düzeninde çalışılmaz. Sendikal hak!.. Herkesin aldığı fazla mesai aylık olarak açıklansa konu daha iyi anlaşılırdı. Santrallerde yedek bulundurulan malzemenin de yedeğinin alınmaması. Yedek malzemenin asgariye indirilmesi. (Yıllık alınan yedek malzeme tutarı 1-2 milyon Euro dur). Kurum araçlarının mesai dışında müdür dahil hiç kimse tarafından
kullanılmaması. ( Müdür, Md. Mv., Bölge Amirleri, Nöbetçi Müh. ve bazı imtiyazlı kişiler sürekli kurum arabalarını kullanmaktadır).
Kurumu herkes bir tarafından tutup çeke çeke bu hale getirdiler. Son perde oynanmaktadır fakat çareyi açık oturumlar ve tartışmalarla çözmeye çalışılmak ne kadar gerçekçi olur.
e. Kıb-Tek’in verimliliği artırılmalı. Tabii bu lafta kalmamalı. ( Hizmet içi eğitim birimi kurulmalı.)
f. Kıb-Tek ihale sistemi tamamen değiştirilmeli. Kurum kendisi direkt olarak firmalardan aracı olmadan alabilmeli. Bu konuda fasıl 170- 171 yasaları buna izin verir ancak bakanlar kurulundan güncel bir yasa düzenlenmesi yapılmalı. (Bu yapılırsa kurumun aracılara verdiği milyonlarca Euro tasarruf etmesi sağlanır. Koridorlarda dolaşan kan emiciler boşta kalır.)
g. Bazı hizmetleri kurum yönetimi daha ekonomik olacağından özelden alabilir. (Sayaç okuma, projeler, kazı ve bazı işçilikler ). Eğer ki kurumun kendi elemanları yetmez ise veya fazla mesai gerektiren işlerde. Bu kurumun özelleştirilesi anlamını taşımaz. (Tıpkı AKSA’dan enerji alma gibi)
h. Kurumun alacaklarında telaffuz edilen rakamların biraz abartılı olduğu görülmektedir. Şöyle ki:
1. Pasif hesaplar (Sahibi ölen, kaçan, burada olmayan) tahsili çok zor
2. Aktif hesaplar (Ödenen ve ödemesi gerekenler)
Ödemesi gerekenlerin zamanında ödemeyip cezaya düşen ve kesilen hesaplar. Faiz çalıştığı için devamlı yükselen alacakları ifade eder. Pasif hesaplar alacak gözüktüğü için toplama ekleniyor. Halbuki birçoğuna ulaşılamadı. Yüzlerce avukat bunları bulmaya çalışıyor.
































