TC’nin AB’den Sorumlu Bakanı dolayısıyla KKTC ile de ilgili Volkan Bozkır’ın (faraza) dediğimizce kapısına dayansak ve desek ki Sn. Bakan: Bu sınır kapıları var ya bu sınır kapıları, yüz karamızdırlar! Ne demek asırlarca birlikte yaşamış iki halkı böylesi sınır kapıları ile ayırmak! Ne demek duvarlar? Ricamız ve niyazımız şudur ki sizin de tavassutlarınızla gelin bu kapıları açalım iki halk yeniden kucaklaşsın… Artı Maraş’ı da iade edelim ki o yüz karamızdan da kurtulalım…
NE CEVAP VERECEKTİ BOZKIR? Olur mu? Çözüm olmadan kapıları açmak ne demek? Sonra Kuzey’in güvenliğini nasıl sağlarız? Provokasyonlarla sabotajlardan nasıl koruruz? Uyuşturucu trafiğini nasıl önleyebiliriz? Dileyenin elini kolunu sallayarak Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzey’e geçilmesi gibi çok rizikolu ve illegal olaylarla iki halk arasında yeni çatışmalara davetiye çıkartacak bir sınırsızlığa nasıl cevaz veririz? Kaldı ki bu siyasi tezimize de aykırıdır! İki bölgeliliği savunur, iki bölgenin kendi içinde özerk olması gibi federal sistemden söz ederken tam aykırı bir kararı nasıl hayata geçirebiliriz? Hele Maraş’ı vermek ne kelime? O masadaki kozumuzdur!…” Demez miydi? Öteye bile geçerdi! Ne var ki geldi, Lokmacı Barikatına gitti, baktı ki sınır kapısı gözlerinin önünde dünyaya şu mesajı verdi:
“Adanın bölünmüş olması kabul edilebilir değildir! Berlin Duvarının yıkılışının 25. yılında bölünmüş bir adada bölünmüş bir şehrin duvarının önünde dururken dünya barışı ve adadaki istikrar açısından utanç ve üzüntü duyuyorum…” Falan!
Eminim ki Kıbrıs’la ilgili dünya siyasi çevreleri Bozkır’ın bu büyük “üzüntüsünü” ayakta alkışladılar! Biz de bir bravo çekiyor ve ekliyoruz: “Sn. Bozkır sizi tutan mı vardır. Çekin o kapılardan polisleri, iyi niyet gösterisi olarak iade edin Maraş’ı, görsünler barış nedir ve kim barıştan yanadır!
VE VOLKAN VURAL AÇIKLAMALARINA ŞÖYLE DEVAM ETTİ: “Kıbrıs’taki Türk halkının nefesini Türkiye’den duyuyoruz… İnsanları mutlu edecek tüm imkânlarla tecrübelerimizi KKTC halkıyla paylaşmaya hazırız!…
VE SADEDE GELDİ! “Türkiye olarak Kıbrıs’ın doğal kaynaklarının tüm adaya ait olması konusunda kesin kararlı bir tutum içindeyiz! Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi KKTC’nin talebi üzerine geldi. Talep devam ettiği sürece sismik araştırmamız devam edecektir!”
TÜM BU KONUŞMALARDAN NE ANLADINIZ? Ben ne anladığımı yazayım: Volkan Bozkır Lokmacı Barikatından Rum tarafına ve dünyaya şu mesajı verdi:
Türkiye için önemli olan Doğu Akdeniz’de sahiplendiğiniz doğal gaz yataklarıdır… Gelin birlikte paylaşalım, borular TC’den geçsin…
Karşılığında kapısız sınırsız bir Kıbrıs çözümü vaat ediyoruz, tepe tepe kullanınız!
Zaten biliyorsunuz Annan Planı’yla da size neler vermedikti ki!
Hadi aklınızı başınıza alın bütün Kıbrıs’ı kazanın!
Hâlâ anlamadınızsa bir daha anlatayım: “Verin gazı alın Birleştirilmiş adayı!..”
**********
Kaşıya kaşıya kanattılar: (DAÜ’yü de KTHY gibi batırıp huzura kavuşacaklar!)
Yazmaktan usandık ama neylersiniz. Günün konusu işte! Ki üzerine yazılmadık hiçbir şey kalmadı!
Her halde Serdar Denktaş’ın son numarası olmalıdır! Çünkü yeni yasa yapacağını zaten açıkladıydı! Ve yaptı! Şimdilik kaydı ile “görev süresi dolan rektör Öztoprak’ın bir daha o makama gelmemesi için yeni yasaya “Rektörün görev süresinin dolması… Vs. hallerinde” diyerek, “Senatonun önerileri şartı aranmaksızın Vakıf Yönetim Kurulu üniversite içinden veya dışından üç aylık süreyle bir Rektör vekili atanabilir… Ve de bir üç ay daha bu görevlendirme uzatılabilir…” Sonuçta da Mehmet Altınay üç aylık süreyle göreve getirildi!
SORUN KAPANDI MI? Hayır! Dikkat edin rektör üniversitenin “içinden” veya “dışından” Senato tarafından seçilebilir deniyor! Yani yeter ki bu “kişi “ her hal’u kârda mevcut iktidarın “adamı” olsun! Ve direktifleri mesela şimdilerden söz ediyorsak” Başbakan yardımcısından alsın!
FAKAT 2009’LARDA DAÜ’NÜN TARAFINA BİLE BAKMIYORLARDI! Çünkü 150 milyon TL sermayeli o yıllardaki DAÜ’nün ödenmesi mümkün olmayan 43 milyon TL borcu vardı! Kısaca battıydı ve siyasiler sadece katakulli okuyorlardı!
2009 yılında galiba on bin öğrencili DAÜ’yü rektör Abdullah Öztoprak’la, VYK Başkanı Eşber Serakıncı bu “batma” aşamasında devraldılardı…
Önce DAÜ’nün kamburu haline gelen DAK ile DAİ’yi kiraladılar, ardından 200 çalışanın tazminatını ödeyerek personeli biraz hafiflettiler… Ve yıllar itibarı ile DAÜ’nün sermayesini 320 milyon TL ulaştırırken borçların büyük kısmını da eritiverdiler… Üstelik DAÜ’deki öğrenci sayısını da 19 binlere çıkardılar… Şimdi DAÜ’yü zimmetine geçirmek isteyen “siyasilere” soralım:
SİZ ÇALIŞAN BAŞARILI İNSANLAR İSTEMEZ MİSİNİZ? Yahut şöyle soralım: Siz bu memlekete hizmet edecek insanlar mı istiyorsunuz yoksa size kul köle olacak insanlar mı? İşte şimdilerde DAÜ’de tartışılan bu sorunun cevabıdır! Yoksa ne görevine zorla tecavüz edilen A.Öztoprak’ın konumudur ne de sendikaların muzırlıklarıdır! Bütün dava neredeyse bazı Bakanlıkların bütçelerinden daha büyük bütçelere sahip olan 19 bin öğrencili DAÜ’nün iştah kabartan kapasitesine konacak sahipliktir! Ki bir parmak işareti ile şu kadar istihdam gerçekleştirirken, dudaklar arasından çıkacak her kelime “emirleriniz olur” muamelesi görsün!
BU MEMLEKETİ BÖYLE BATIRDINIZ: KTHY’larından Sanayi Holdinglerine, ETİ’den ötesi KOOP. Kuruluşlarına ve şu anda can çekişen Telekomünikasyon’la KIB-TEK’e kadar! Devam edin ama! Halk sizi zaten her gün hayırduaları ile anıyor!
**********
Kısaca takıldığım: (Mağusa Belediyesi’nde neler oluyor? aslında hiçbir şeycikler olmuyor!)
Mağusa’nın DAÜ’üsü böyle de belediyesi mi öyle olacaktı! Yahut limanı! Veya turizmi! Yolları trafiği! İmarı iskânı! (Açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü!)
KISACA: Son günlerin sorunu şu: Yeni Belediye Başkanı ki kendisi ayni zamanda “etik olmamasına” karşın hâlâ DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu’nun başkanıdır. Dolayısıyla mensubu olduğu partinin başkanına bağlılığının ispatındadır! Ve de bu konuda kaçınamayacağı diyetleri ödemek zorundadır! Zaten ödemektedir!..
Göreve geldikten sonra bazı istihdamlar yaptıydı… Dedikti ki “seçim kampanyası sırasında çalışan bazı partililere verilen sözler olmalıdır, hangi siyasetçi yapmadı ki?
NE VAR Kİ: Mağusa’da tırnak kadarlık belediye hizmeti görülmezken istihdamlar da gırla devam ediyor! Mesela ben bu durumu şaşkınlıkla izliyorum: “Yahu diyorum kendime. Hizmet vermeyen belediye nasıl peş peşine istihdamlar yapar?” Varsa hikmetini bilen lütfen bana da bildirsin!
KISACA: İsmail Arter iyi başlamadı! Zannedersem makamında otururken Oktay Kayalp’in gölgesi altında kalmanın telaşındadır! Nereden başlayacağını mı bilmiyor, yoksa vaziyetleri mi idare ediyor anlayamadım! Mağusa dökülüyor o seyrediyor! Yaptığı İstihdamlar da elliye ulaşmış! Belediyenin mali yapısı bozulursa kefaretini ne Arter ödeyebilir ne de kendisine destek veren fakat şu sıralarda ensesinden carta çeken siyasi partiler verebilir!
































