Ve her sıkışanın o bildiğimiz ayetler gibi ritüel haline getirdiği eylemleri!
Nitekim bir kez daha Çiftçiler hakları oluğuna inandıkları “haklarını” almak için traktörleriyle Başbakanlığın kapısına dayandılar..
Ayni sıralarda Başbakan Ersan Saner “KKTC’i daha müreffeh bir duruma getirmek bizim en önemli hedefimizdir” diyordu!
Ve vatan millet uğruna feda edilecek canların bile yetmediği büyük fedakârlığı vurgularken, (yok, “ya istiklal ya ölüm” demedi.) “Biz dedi boynumuzu giyotinin altına koyarak bu işe başladık!”
Fakat Fedakârlıkla milliyetçiliğin vatanseverliğin şahikalarında anıtlaşan bu hamaset kokulu deyişlere karşın kadir değer bilmeyen hayvancılar yine de traktörleriyle Başbakanlık kapısına dayanarak, “artık dayanacak gücümüz kalmadı sesimizi duyun” diye haykırdılar! Gafiller!
***
Öte yandan geçtiğimiz günlerde UBP genel sekreteri seçilen babasının anasının iftiharlık oğlu genç Oğuzhan Hasipoğlu yaptığı açıklamada dedi ki Sn. Tatar’dan boşalan milletvekilliği için yapılacak ara seçimin maliyeti 10 milyon TL. civarındadır..
Ve ekledi: “Tek bir vekil seçmek için tüm halkı seçime götürmek doğru olmaz.”
Ve ötesi haber: “2019-2020 üretim sezonu için 8 bin 683 üreticiye doğrudan gelir desteği, hesap kapatma ödemeleri için 27 milyon 740 bin TL ödendi!
Ve Maliye Bakanı Dursun Oğuz yine Ankara yollarında.. Koordinatörümüz Fuat Oktay ile görüşmek için!
Bir Maliye Bakanı neyi görüşür diye sorarsanız, KKTC’de yine suyunu çeken para nedeniyle adına “katkı” denilen hibe “parayı” elbet!
***
BUNLAR SADECE BİR GÜNÜN HABERLERİ ! Kaldı Ki KKTC’nin varlığı ve bekası ne öylesi gelip geçen günlerle ifade edilecek kadar basittir ne olağan!
Çünkü adadaki “varlık” nedeni bile ancak olası çözümle güvence altına alınacak hatta gün gele eğer akılcı ve kalıcı bir anlaşma yapılmazsa o güvencenin de tırnak kadar faydasının olmayacağı gerçeklerde ve göçüp gideceği ihtimallerinde; tutun ki türlü çeşitli olaylarıyla geçip giden o 47 yılın da tırnak kadar bile kıymeti harbiyesi olmayacaktır!
***
KİMSE POLYANNA DEĞİLDİR! Çünkü “bireyden aileye, aileden topluma, toplumdan devlete” doğru evrilen son mertebedeki olgu devlettir. Eğer iyi organize olmaz, kurumlarını yeterince oluşturduğu sisteminin içinde faydalı ve üretken hale getiremez…
İkide birde çiftçisi, hayvancısı, esnafı zanaatkârı, memuru, öğretmeni, doktoru mühendisi kapısına dayanır “hakkını almak için bağırır çağırır, eylem yaparsa!
Buna karşın devletin kaderini yüklenen hükümetin cevabı “biz bu işe girerken boynumuzu giyotinin altına koyduk” derse! Ve yıllardır zırt pırt her vesileyle olagelen erken seçimler için harcanan 10 milyonlarca liralık faturalardan yakınılırsa!
Üstelik tüm bu yakınmalara karşın ikide birde hatta tek bir milletvekili boşluğu için bile seçim gerektiren bu “b….” sistemi değiştirmek için çareler aranmaz, toplum bünyesine uygun anayasal değişiklikler yapılmazsa…
Kısaca vizilemekten vaz geçin! Kimsler sizden vatan millet için fedakârlık yapmanızı istemedi! Yönetmeye siz talip oldunuz. Yakınmaktan vazgeçip iş yapın. Ki çiftçiler traktörleriyle kapınıza dayanmasın! ***
KISACA TAKILDIĞIM: (HELLİM İÇİN KORKUYORUM!)
Çünkü: Her ne kadar kapıların açılmasından sonra iki komşu halkın birbirleriyle olagelen ticari ilişkilerine bakıp “işte adayı böylesi iki bölgeli bir siyasi güvencede paylaşacak, Kuzey ve Güney iş birliği ile yeri geldiğinde güç birliği de yapacağız” diyerek düşüncelerimi pembeleştirmişsem de bu hellim işi başka bir iş oldu!
Nitekim eğer AB komisyonu hellimle ilgili tümden “Kıbrıs’ın coğrafi konumunun tescilini Yeşil Hat tüzüğünde yapılacak değişiklik kararıyla resmen onaylamışsa:
Bir: Taklidinin engellenmesi için oluşturulacak komitelerde Türk tarafı da yer alacak mı?
İki: Hellimin AB ülkelerine ihracatına yönelik yetkili organlara Türk tarafından da katılım olacak mı?
Üç: KKTC’deki hayvan besiciliği yapılan yerlerle sütün hellim olarak değerlendirilmesine yönelik tesisler sadece Rum tarafının yetki ve denetiminde mi olacak?
Dört: KKTC için Atanacak “Özel Denetleme Kurumu” ve bu kurumun denetimleri sadece Rumlar tarafından mı gerçekleştirilecek?
Kısaca “hem et hem bıçak” Rum’un elinde mi olacak? Türk tarafının yetki ve işlevi ne kadar olacak? ***
YANİ hellim üretim, denetim ve ihracatına yönelik sorunlarının yanı sıra bir de siyasi konumu olacak! Şöyle ki eğer Türk tarafı “denetim ve ihracat Kurullarına” fiilen katılmaz ve tüm “denetim mekanizmalarını Rum tarafına bırakırsa “adanın tek tanınmış devlet oluş ve hükümranlığının” Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğunu da kabul eder bir siyasi pozisyona düşecektir!
Ki Rumun istediği bir gözse biz ikisini de vermiş olacağız! Bu mandepsiye basmamamız gerekir..
































