Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VERESİYE YAŞIYORUZ! VE

Savaşa an kala Türkiye’nin sağduyulu bir jestle sismik araştırma gemisi Oruç Reis’i münhasır Ekonomik Bölgesi olarak ilan ettiği deniz sahasından çekmesiyle birlikte gerginlik az biraz kırıldı ama henüz sonlanmadı…

Şimdi de AB ülkeleri “liderleri” 24 ve 25 Eylül tarihlerinde gündemlerinde “Türkiye ve Doğu Akdeniz’in olduğu iki günlük bir toplantı gerçekleştirecekler.

Bu toplantılarda Türkiye’ye yaptırım kararı uygulaması da görüşülüp tartışılacak ki bu konuda tek dost gibi görünen ve öncesi yaptırım kararını engelleyen sadece Merkel’li Almanya’dır. Ki Almanya aynı zamanda AB hristiyan kulübünde Makron’lu Fransa’nın da “panzehiri” rolünü oynamaktadır…

Kısaca Türkiye çok sıkışık ve kritik bir hafta geçirmeye hazırlanıyor. Dolayısıyla KKTC’deki yansımalarını, etki tepkilerini mutlaka yaşayacağız. Ki şu sıralarda da “Türkiye’den kaynaklı döviz sorunuyla boğuşmaktayız!”

Doğrusu bu dövizin TL karşısında sürekli değer kazanmasını pek anlayamıyoruz çünkü bu yıl AB ülkeleri içinde “tarım sektöründe” birinciliğe oturdu denilen, sanayide, özellikle savaş sanayisinde büyük atılımlar yapan hele de dünyasal bir başarıyla konut satışlarında patlamalar yaratan, barajlar köprüler yollar inşaatlarının Türkiye’sinin, neden döviz karşısında sürekli yenik düştüğünü (tabi ekonomistler izah ediyorlar ama) benim gibi  çoğu yurttaşlar anlayamıyoruz!.

***

NİTEKİM Anlayamadığımızdan olacak sürekli dövizle borçlanıp karşılığında ulusal paramız olduğu için TL ile ödeme yapıyoruz! Fakat TL’ye yönelik bu saygımıza karşılık yine de  iflas edip batmaktan, yada mahkemelerde yargılanıp mazbata mağduru haline düşmekten veya çek yasağına girmekten bir bir türlü kurtulamıyoruz!

Nitekim bir yurttaş olarak “sterlinle” ve taksit taksit ödeme koşulunda satın alınan oğluma ait bir evin, artık geçmişini de unuttuğum fi tarihi itibarıyla ve çok defalar “yeniden yapılandırılma usullerinden” de yararlanarak fakat öde öde hâlâ sonlandıramadığım kredi borcumu eğer bu döviz vurgunu devam ederse artık öteki dünyaya birlikte götüreceğimi düşünüyorum!

Kaldı ki bu nedenlerden dolayı olmalı çalışan nüfusun neredeyse yarıdan fazlasının borç bataklığına battığını, karşılıksız çekler nedeniyle yasaklara maruz kaldığını, alacaklıların mağdur, borçluların mazlum duruma düştüklerini, binlerce mazbata mağduru olduğunu işittikçe artık hiç şaşmıyorum! Çünkü hamalın zoru çatlayana kadardır, bu toplum döviz vurgunu nedeniyle çoktan çatladı davalar vız gelir tırıs gider!

Ki bu “alacak verecek” davalarının asıl okunup anlaşılması gereken yanı her bir olayın kendi içinde dramatik bir hikâyesinin de olduğudur… Bunlardan en büyüğü de “artık gençlerimizin göç yollarına düşmekten öte çarelerinin kalmadığıdır.” Bu soruna da döneceğim ama önce şu döviz vurgunundan kaynaklı açıklamalara bakalım: ***

GEÇTİĞİMİZ günlerde KKTC mahkemeleri “yıllık faaliyet raporunu” yayınladı. Çok kısaca 14 yılda “alacak-verecek” konusunda 163 bin 181’i bankaların açtığı davalar…İcarlar ve satışlarında 61 bin 480/ Karşılıksız çekle ilgili 7 bin 228/ Tahliyede 3 bin 793/ Tazminatta 8 bin 646 davalar açıldı! Bunlar küçük toplum için büyük rakamlar… Asıl vahim olanı “alımlarla borçlanmaların” çok rahatlıkla gerçekleşmesi.

Buna karşılık bu borçlanmalar, astronomik krediler, memleketin ne üretimine ne kalkınmasına dolayısıyla ne de büyümesine yansımaktalar!

TUTUN ki bu yıl oluşan bu borç batağıyla  mahkemelerde açılan davaları koronavirüs nedenine bağlayarak “olağanüstü durumlarda olabilecekler” mantığıyla izah etmek ve borçlarını ödeyemeyenlere hak vermek mümkündür. Fakat sözü edilen son altı aylık süre değil, 14 yıldan bahsediliyor!

Tabi kabul! Bu on dört yılda belki on dört tane daha üniversite kuruldu… Bir o kadar ve üstünde turistik otel… Daha çok işyerleri açıldı… Üretimde akmazsa damlar artış gerçekleşti…

FAKAT işte şu gerçek pahasına: 14 yılda mahkemelerde 163 bin 181 dava açılarak!

Bu rakamlar insanın aklına, Kıbrıs Türk halkının “veresiye yaşamakta” olduğunu sokuyor… ***

DAHA vahim olana geliyorum: Bakın gençlerimiz artık dış ülkelere kaçıyorlar yani göç ediyorlar! İş yok!

Sadece çevremden birbirleriyle arkadaş bir düzine genç insan İngiltere’den mezun oldukları üniversitelerden dolayı “iş bulma umudunda” geri dönüyorlar… Kimileri yapmak istemedikleri askerlikten kaçarken zorunlu göç yollarına düşüyorlar! (Ki artık bu zorunlu askerlik yasasını gençlerimizi itip kakmadan daha uygun hale getirmek zorundayız.)

VE çok iyi biliyoruz. Adadan ayrılan bir daha geri dönmüyor! Nedenini sorduğum bazı tanıdık insanlar önce dış ülkelerdeki düzen ve istikrardan, sonra “aldıkları maaşların verdiği güvenceden söz ediyorlar. Öyle zırt pırt değeri düşen para değil, aksine bizim gibi ülkelerin paralarına değer kaybettirirken kat kat değer bulan paralar…

Nitekim Türkiye’de de artık yastık altındaki parası dolardır, altındır…

…Vesselam TL istikrara kavuşmadan bize huzur yoktur!