Köşe Yazarları

“VAZGEÇTİM” DEMEK, BİR 60 YILI DAHA KAYBETTİRİR

Mehmet Moreket yazdı






Etrafta kriz, göbeğinde Kıbrıs…

Hani balıklar suda yüzer de deniz nedir bilmezler; biz de aynen öyle.

Gündelik sorunlarımızdan, başımızı kaldırıp, etrafa bakacak halimiz kalmadı ki…

Avrupa’nın eşiğinde, yoklukla mücadele eden bir toplum.

Sağlığı, eğitimi yerlerde sürünen, ekonomisi var mı yok mu belli olmayan, kapıları dünyaya kapalı, esir gibi…

Çoğu zaman hissettiğim bu… Biz bu adanın esirleriyiz…

63’den buyana saysak, neredeyse 60 yıla yakındır sözde kendi kendimizi yönetmeye çalışıyoruz ama belirsizlik, bilinmezlik, esirlik hiç değişmiyor…

Dıştan bakıldığında nasıl görünüyor acaba? Kimsenin umurunda olmadığından değerlendirdiklerini de sanmıyorum.

Dünyanın bu bir avuç insanı dikkate alması için ne yapılmalıydı da yapılmadı acaba?

Şu anda öyle bir ortam var ki, sanki ayağımıza gelmiş bir fırsat gibi.

Bütün dünya işi gücü bırakmış, bizim etrafımızda güç kavgası yapıyor.

Oysa buralar bizim. Bir şey varsa bizim hakkımız önce. Onu bile doğru dürüst söyleyemiyoruz.

Ortadoğu’nun ilkel politikalarına öyle bir gömülmüşüz ki, haklarımızı savunmaktan aciz düşmüşüz.

Hani o vaat edilen “ekonomik özgürlük” falan gerçekleşmiş olsaydı, belki o zaman sesimiz daha çok duyulurdu. Ama olanağımız olduğu zamanlarda da yapmadık. Bir hovardalık, bir sorumsuzluk, geleceği hiç hesaba katmadan yaşadık. Biz haklarımız için kendimiz çaba göstermeyince, elimizdeki birkaç olanağı da alıverdiler. Ambargolar ağırlaştırıldı, sürekli dibe vurduk durduk. Bir kapı açmayı unuttuk bile.

Şu anda önümüzdeki fırsat mutlaka en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Ne isterse olsun, sonuçta uluslararası hukukun ve diplomasinin gereğiyle olacak. Ve o formülde Kıbrıs’ın iç meselesi de baş rolü oynayacak.

Nasıl başarılı olacağız? Retçi politikalarla hiçbir şey elde edilemeyeceğini, kabadayılığın sökmediğini bilerek.

Görünmek zorundayız. Sesimizi duyulur şekilde çıkarabilmeliyiz. Anlaşılır olmalı, kararlı olmalıyız.

Bugün bir taraf “federasyon bitmiştir, başka yollar” derken, diğer taraf “çözüm” demekte. Kim ne derse desin, tek çıkış yolu, bizden sonraki nesillerin bir 60 yıl daha yaşadıklarımızı yaşamaması için  zincirlerimizi kıracak bir formüldür. Biz zincirleri kalınlaştırdığımızda, sonuç sadece esaretin daha da artması olacak, bunu bileceğiz.

Ne yapıp edip, uluslararası hukukun içine girmek zorundayız. “Ben küstüm, vaz geçtim” dediğiniz anda, bir 60 yılı daha heba ettiniz demektir.

Akıllıca, kararlı, bilinçli ve ısrarlı bir şekilde kapıları çalmaktır aklın yolu. Başka da çare yoktur.


YERİN KULAĞI VAR

EVDEKİ HESAP: Seçimin ilk turunu görmeden ikinci tur için hesap yapanlar, inşallah hüsrana uğramazlar. Şunun desteğini, bunların oyunu alır ikinci turda işi bitiririm diyenler, dereyi görmeden paçaları sıvamaya başladılar. Baştan beri söylüyorum bu seçim sürprizlere gebe diye. Birçoğunun evdeki hesabı, çarşıda tutmayacak. Keşke kendini garanti ikinci turda görenler onun hesabını yapacağına, ilk turu nasıl geçerimin hesabını yapsa…

KEŞKE ÖNCEDEN YAPSAYDINIZ:  Son günlerde vaka sayısındaki düşüş kuşkusuz hepimizi sevindiriyor. Bunun nedeni yabancıların ülkeye girişlerinin yasaklanması ve işi biraz daha sıkı tutmamızdır. Kapıyı kapatıp bu sonuca ulaşmak kolaydı. Ama ekonomiyi bitirme pahasına. Yaptıkları budur. Ekim ayında açılma yeniden başladığında ne olacağız bilemem ama, kapılar açılsa bile adam gibi tedbirleri uygulamayı sürdürür, ona buna taviz vermezsek bu belayı en az hasarla, hatta yeniden sıfır vaka ile atlatabiliriz…

KİM YAPTI ACABA:  Cumhurbaşkanı Adayları Tufan Erhürman, Kudret Özersay ve Mustafa Akıncı’nın seçim afişleri birileri tarafından yırtılırken, hemen yanındaki bir başka adayın afişine dokunulmaması dikkatlerden kaçmıyor. O afişleri yırtmak ne size oy kazandırır ne de o adayın seçmenini oy vermekten vaz geçirtir. Aslında bu hareketler kaybetme korkusu ve hazımsızlığın göstergesi. Bırakın adaylar fikirleriyle yarışsın diyeceğim ama, fikri olmayanların zikri de yoktur…

YUMURTA KAPIYA DAYANINCA: Pandemi hastanesi inşaatı son hız sürüyor. Temennimiz gününde bitirilmesi. Ancak burada benim aklıma takılan bir şey var. Hastanenin parası Türkiye’den, iç donanım ve aletleri de Türkiye karşılayacak da çalışacak doktor, hemşire, teknisyen gibi elemanlar ne olacak? Bu konuda Sağlık Bakanlığının bir çalışma yaptığı yönünde bir duyum almadık. Yok eğer Burhan Nalbantoğlu’ndaki doktorları ve hemşireleri oraya kaydırıp işi çözeceklerini sanıyorlarsa hata ediyorlar. Bir soralım dedik. Hemşiresi olmayan birimi açtıkları gün kapattıklarını unutmadık.

İLK RÖTAR GELDİ:  Haftalar önce 25 Eylül’de suyun ülkeye akacağını söyleyenler birkaç gün kala yan çizmeye başladılar. Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Oğuz, Türkiye’den KKTC’ye su taşıyan boru hattındaki tamirat sürecinin kötü hava şartları nedeniyle 3 gün gecikebileceğini açıkladı. O kadar gün bekledik, üç gün daha bekleriz de yeter ki doğruyu söylesinler.

ÖĞRENCİ NİYE GELSİN: Hükümetin beceriksiz uygulamaları nedeniyle sıfır vaka şansını kaybettikten sonra ülkenin ve esnafın tek umudu öğrencilerin de adaya gelmesi de hayal oldu. Üniversitelerimizden bazıları bu dönem sadece online eğitim yapacaklarını duyurdu. Madem eğitim online olacak niye gelsinler ki? Anasının babasının evinde kalır, internetten de derslerini alır olur biter. Buraya gelip de ev kirasıydı, yeme içme parasıydı derken binlerce lira masrafı niye yapsın. Bunları baştan düşünecektiniz ama olanı da mahvettiniz.


karavan

FOTO GÜNDEM: Bunlar uzaktan değil, Türkiye’den iki karavan parkı. Biri İstanbul yakınlarında, biri Eskişehir’de. Bizimkilerin fotoğraflarını zaten gördünüz. Her biri birer gecekondu. Kafalarına göre yazlık konut haline getirmişler. İnternetten utanmadan yer satışı yapıyorlar. Yeni Boğaziçi’nde Belediye haklı olarak oradaki gayrı yasal duruma müdahale ediyor. Kamu malı üzerine konup mağdur edebiyatı yapmak moda oldu…

 








Başa dön tuşu