Vakti zamanında kelli felli Edebiyat öğretmenleri bile ne zaman öğrencilerine Namık Kemal’i tanıtmak gereğini duysalar “büyük vatan şairi” dedikten sonra “milliyetçi” de derlerdi..
Oysa öğrencilik yıllarımızda bile bizim kuşağın dillerine pelesenkti “vatanseverlik.” Buna karşın “milliyetçi” kelimesini kullanmazdık. Onun yerine “Kıbrıs Türk toplumunun hem İngiliz hem de Rumlar tarafından gasp edilmiş “haklarını,” adada ikinci sınıf toplum esamesine düşürüldüğü seslendirilirdi.. Rahmetlik Dr. Küçük yazılarıyla halka nutuklarında “mazi ve ati” yani “geçmiş ve gelecek” dediğimiz “kelimeleri” kullanırken adadaki Kıbrıs Türk toplumunun varlık ispatını çakardı. Şöyle ki Kıbrıs toplumu bu adada dün de vardı yarın da var olacak…
NE var ki buna “milliyetçilik” demezdik. “Vatanseverlik” derdik.. Çünkü bu adada Rum ile yaptığımız kavga “Türklük Rumluk” kavgası değildi.Toprak kavgasıydı! Rum’un Türklerin elindeki toprakları hangi metotla olursa olsun aidiyetine geçirip tüm adaya egemen olmak yani Enosisi gerçekleştirmek arzusuydu! Nitekim Kıbrıs Türk halkı bu adada sahip olduğu toprakların Rumlar tarafından gasp edilmek istenmesine dolayısıyla adanın Yunanistan’a ilhak edilmesinin önüne geçmek için mücadele etti. Yani “her şey vatan içindi!” Ki bugünün kavgası da “Kuzey’deki Kıbrıslı Türk halkının vatanını koruması, bekasına sahip çıkması” kavgasıdır. Kime karşı: “Tüm adanın egemeni olmak isteyen, Kıbrıs’ı bir Yunan adası yapmak isteyen Güney’deki Rum’a karşı…
***
PEKİ, ŞENER ELCİL NE DİYOR?
13 Aralık 2012 tarihinde Allah’ın rahmetine kavuşan KTÖS’ün kurucularından öğretmen, sendikacı, yazar Arif Hasan Tahsin’in ölüm yıldönümüydü. Bu nedenle KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ve arkadaşları, Tüm öğretmen camiası adına ve akde vefada Arif Hasan Tahsin’i bir kez daha andılardı.
Şener Elcil on iki yıl önce ölen arkadaşımız Arif Hasan Tahsin’i anarken “kimdi, neydi, neden büyüktü” sorusuna ise şu cevabı verdi, aktarıyorum:
“ARİF hocanın fikirlerini yaşatmak demek kendi kendini yönetme, demokratikleşme ve toplumsal varoluş kavgasının içinde olmak demektir. Arif hocayı anlatmak demek barış ve çözüme inanmak demektir. Arif Hocayı anmak demek örgütlü mücadeleye, sendikal disipline ve ilkelere sahip çıkmak demektir…”
ŞİMDİ, benim de arkadaşım olan, KTÖS’ü birlikte oluşturduğumuz, sendika yönetimlerinde birlikte çalıştığımız rahmetlik Tahsin’i anarken, “Arif hocanın fikirlerini yaşatmak demek kendi kendini yönetme, demokratikleşme ve toplumsal varoluş kavgasının içinde olmak demektir” diyen Elcil’e sormalıyım: Bu konuda ne yaptın?
Mesela bir yandan “Türkiye dışarı” derken, öte yandan Tahsin’i anarken de vurguladığınca “kendimizi bağımsız ve bağlantısız yönetme mücadelemiz” arasında bir bağ kurmak mümkündür…
Fakat dışlanan Türkiye’nin yerine Güney Rum’unu Federasyon şemsiyesi altında egemenliğimize ortak yapmak; “egemenliğimizle bağımsızlığımız mı olmaktadır?”
KALDI ki: “Kendi egemenlik hakkımız BM’lerce tanınmadan, Güney’in “korsan” dediği KKTC’i hangi siyasi statü ile “kendi kendimizi yönetebileceğimiz bir mucize federasyona bağlayacağız ki adada en az Rum kadar devlet olalım?
GEÇTİM: Eğer “Arif hocayı anlatmak demek barış ve çözüme inanmak demekse” bugüne kadar bu adada hangi barışı yıktık ki?
Kıbrıs Cumhuriyetini mi yıktık? Kanlı Noel’mi yarattık? Enosis için 1974’de Makarios’a darbe mi gerçekleştirdik?
Ve bir daha soralım: Barış harekâtı sonunda Türkiye’nin mandası altına mı girdik yoksa Rum’un kıyımından, adayı Yunanistan’a bağlamasından mı kurtulduk?
…HER neyse, Kuzey’de bu tartışmalar (yazık ki) hiç bitmeyecek! Ta ki Kıbrıs Türk halkının bünyesini tahta kurtları gibi kemirip un uvra edenler, gerçekleri görüp ikrara varıncaya, bu adada Kıbrıs Türk halkının en az Güney’deki Rum kadar devlet hakkı bulunduğuna inanıncıya kadar..
***
KISACA TAKILDIĞIM: (YENİ ANAYASA YAPMALI!)
Yıllar önce ağabeylerimiz KKTC’nin Anayasasını yaparlarken rahmetlik Denktaş’ın da isteği ile Demokratik parlamenter (cici) sistemimizi yeğledilerdi.
Buna göre her beş yılda halk sandığa gidecek ve kendini yönetecek olan milletvekillerini seçecekti.
Nitekim Atatürk de daha İstiklal savaşı devam ederken Türkiye Büyük Millet Meclisini kurarak benzer demokratik sistemi tercih ettiydi.
FAKAT ağabeylerimiz, anayasa uzmanları dünyanın pek çok ülkesinde tıkır tıkır işleyen bu “seçme ve seçilme hakkında” oluşturulan siyasi düzenin bir gün “kadük” duruma düşeceğini hiç düşünmedilerdi.
Bazen bırakın beş yılı bir yıl bile iktidar olmaya dayanamayan “Koalisyon hükümetlerinin” siyasi dolayısıyla ekonomik istikrarsızlıkların da nedeni olacağını hiç hesaplayamadılardı! Şöyle ki bize Anayasa yapan kelli felli anayasacıları bile şah mat ederek!
Şimdilerde zar zor kurulmasına karşın yine bir hükümet krizi yaşadık!.
Hâlâ bu (cici) parlamenter sistemi kamburumuzda taşımakta ısrar decek miyiz? Her iki yılda bir seçim yapacaksak Anayasadaki o beş yılı hâlâ geçmişten kalan “antika” gibi korumaya devam edecek miyiz?
Artık yeni bir Anayasa’nın zamanı gelmedi mi?
































