Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Vasiliu – Kaçan fırsatlar – Ve çözümde yeni fırsat…

  Geçen gün artık yavaştan yavaştan raflarından indirip  karton kutulara koyduğum kitaplarımın, “önemlidir elimin altında olsunlar” diye ayırdıklarımın bazılarını karıştırırken;  Niyazi Kızılyürek’in Yorgos Vasiliu ile yaptığı röportajını içeren kitabını buldum. Sayfalarını karıştırırken baktım bazı yerlerini çizip not düşmüşüm.

       Vasiliu uzun yıllar ada dışında yaşamış Güney Afrika’da madenleri olduğu söylenen zengin bir işadamıydı. Kıbrıs’a 1962’de Makarios’lu Kıbrıs Cumhuriyetinin “tartışmalı” döneminde geldiydi. 1974’lerd Cumhurbaşkanı olmuş ılımlı ve barışçı siyasetçilerdendi. Kuzey’de de  kendi gibi zengin Asil Nadir dönemi yaşanıyordu. Hatta deniyordu ki “Güney’de Vasiliu Kuzey’de Asiliu Cumhurbaşkanı olurlarsa Kıbrıs siyasi sorunu çözülür.” Vasiliu oldu ama Asil Nadir kendisini ittikleri halde Denktaş’a rakip olmak istemedi  geri çekildiydi.

       Vasiliu söz konusu kitapta Denktaş’la tanışmasını anlatırken, “daha önce hiç görmedimdi” diyor ve ekliyordu. “Katıksız bir milliyetçi olduğunu biliyordum. Dr. Küçük öyle değildi. Denktaş Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkılmasını istiyor, sırtımı Türkiye’ye dayarsam zaman kazanırım diyordu…”

       Vasiliu’ya göre Kıbrıs’ı bölen duvar 1963’deki Türklere yönelik Rum saldırılarıdır.   Makarios’lu Rum militaristlerin ne kadar büyük yanlış yaptıklarını kabul ediyor ve Türkler’den   özür dilemeleri gerektiğini  söylüyordu.  Fakat Türk tarafının  da 1974 harekâtı için Rum halkından özür dilemesi gerekir  diyordu.

       BUGÜNE DÖNELİM. Avcılar “pat” sesini işittiler mi “ hah, hatırıma geldi derler başlarlarmış avcılık hikâyelerini anlatmaya.

       Vasiliu ile ilgili kitabı da karıştırırken o “pat” sesine nazire   şunları düşündüm: “Acaba her iki halk da 1963’lerden sonra çözüm konusunda gerçekten büyük fırsatlar mı kaçırdılar?”

       Yoksa  her iki taraf da çözüm istemedikleri için   fırsatları mı dinamitlediler?

 Veya acaba   her iki taraf da çözüme hazır olmadıklarından bir süre daha siyasi havanın yumuşamasını mı beklemelidirler?  Bu bekleyiş süresi içinde iki halk güven yaratıcı önlemleri genişletirken, aralarında empati kurarak    “nasıl bir fonksiyonel çözümde buluşabileceklerinin” fikrini mi yoğurmalıdırlar?

KISACA. Vasiliu çözüm için çok uğraştı diyebiliriz.. Pekala röportajında vurguladığı gibi  “Denktaş istemediği” için mi çözüm olmadı?

Hayır!  Denktaş her zaman  çözüm istedi Hatta bu konuda tek başına Rum liderlik ve kilisesinden daha çok çalıştı. Fakat: “Denktaş bugün de “kurucu devletler” kulpu takılan “federasyonu” değil Kuzey’de “bağımsız ve egemen bir Türk devleti” oluşumundan yanaydı. KKTC’nin ilanı bunun somut adımıydı. Şimdi müzakerelerde “bu adımı geri çekeceğiz.” Ya Güney? İşte asıl büyük sorun! Çünkü Rum tarafı da “Kıbrıs Cumhuriyetinin tek devleti oluşundan feragat edip “kurucu devlet” esamesine düşecek! Güney’in bu “geri çekilmeyi” üstelik Türk halkını kendine ortak yaparken sindirebileceğini sanmıyorum. Mutlaka yine muzırlık çıkartarak, referanduma gidilse bile “hayır” diyecek!


    KKTC HUZUR TURİZMİNİN CENNETİ OLABİLİRDİ

Tabi biz de haberleri kovalarken öğreniyoruz. Türkiye’nin Batı’sı sürekli yunan adalarını ziyaret ediyormuş. Doğası, sadeliği, huzuru, otantik ortamlarda ucuzluğu ile insanların sadece bedenleri değil, ruhları da dinginliğe ulaşıyormuş. Doğru olmalıdır.  Artık şehirlerde yaşamanın kahır haline geldi. Terör olayları, bölgedeki savaşlar insanlara deliler gibi eğlenmeyi değil, bedenleriyle birlikte kafa dinleyecekleri, huzur duyacakları  tatil yerlerini aratır olmakta. Zaten azıcık aklı olan insan da bilir ki artık bu bölgede huzur içinde yaşamak mümkün değil. Bu nedenle insanlar turistik tercihlerini  “huzur duyacakları yerler için kullanıyorlar.

HUZUR  ADASI: Akdeniz’in 3. Büyük adası.. Çevresi kan ve ateşlerle yanıyor.. Buna karşılık 42 yıldır  çözüm bekleyen siyasi sorununa karşılık TC’nin devam eden garantisi ve Kuzey’deki Türk askerinin o garantiyi sağlaması nedeniyle Kıbrıs bir “huzur adası” oluşunu sürdürüyor. Fakat kaymağını o huzuru Türk tarafının sağlama gayretine karşın Güney Rum tarafı yiyor! Tutun ki kime niyet kime kısmet!

Nitekim: Huzur ararlarken  Yunan adalarına koşan TC’lileri bile Kuzey’e çekemiyoruz. Ki hatırlatayım: Eğer Güney muzırlıktan vaz geçip kapılarını Türkiyeli  turistlere  açsaydı  gelirleri katbekat artacaktı. Biz ise itiyoruz! Rastgele konuştuğum bazı TC’li turistler aynen bizim de seslendirdiğimiz şikâyetleri ile anlatıyorlar. Söyledikleri şu:

Evet bu ortamda hissettiğimiz güven ile   huzuru hele o içten samimiyeti görüyoruz. Fakat, çevreniz çok ama çok pis! Pahalısınız hem de çok!   Turistik tesisleriniz kumar oynayanlara servisleri ile ötesi tüm hizmetlerde  özel ayrıcalıklarını gizlemeye bile gerek duymuyor, oynamayanlara dönüp bakmıyorlar bile!

Sol trafik nedeniyle araba kiralayamıyoruz. Taksileriniz pahalı ve fırsatçı. Kazıklandığımızı hissediyoruz!

Otellerin dışında bir eğlence, kültür sanat, yahut turizme yönelik özel etkinlikler de yok! Şikâyetler abartılı da olsa uzar gider.. Fakat gerçek şu: “KKTC  huzurlu  turizm cenneti olabilecekken yazık ki hâlâ “hiçbir şey” olmadı!


KISACA TAKILDIĞIM: (ARABALAR OLMASAYDI NE GÜZEL OLURDU TRAFİK!)

       Bizde “bayramların” ömrü bir gündür. 2. Güne uyandığınızda “ne yapacağım” diye kendinizi sağa sola atar, üçüncü gün de bir özel işyeri sahibiyseniz işinize gidersiniz.

       Bayramın birinci günü Mağusa’nın yolları bomboştu. Tek tük geçen arabalardan başka ve hatta sokak köpekleri bile yoktu! Kendime gülerken düşündüm: “Demek ki trafik sorununu yaratanlar arabalarmış! Şu arabalar da olmasaydı ne güzel olurdu trafik!”

       Ve gene haber vereyim. 9 gün çabuk geçer. Pazartesi okullar açılıyor! Ey yetkili fakat sorumsuz kişiler  ne yapacaksınız trafiği? Aldınız mı tedbir?