Utanma, kızma, acıma hisleri içinde

25 Şubat 2014 Salı | 12:54

Bu ülkede utanma, acıma, kızma hisleri içinde debelenip duruyorum. Aç olmasam, maddi sorunum olmasa dahi, bu ülkede iyice bir yaşam kalitesi tutturabilmede başarılı olmak mümkün mü? Ne gezer?
  Ticaret Odamızın sponsorluğunda yapılan 2013-14 altıncı rekabet edebilirlik raporu sunumuna davetliydim ve gittim. İçerik ve neticeyi öngörebildiğim halde, iki güzide, bilgili genç arkadaşım tarafından Dünya Ekonomik Formu kriterlerine göre yapılan, araştırma ve neticesi raporu dinlemeye gitmeyi ıskalayamazdım. İlmi araştırmaya dayalı ve akıllıca sunulan, yöneticilere ışık tutan, çok faydalı bir çalışma. İlki 2008’de yapılan ve iki gün önce altıncısı yayınlanan bu raporla her defasında, sizi bilmem ama, beni, bir KKTC vatandaşı olarak, utancımdan yerin dibine sokan mahiyette. Altı yıldır o günden bu güne bir arpa boyu kadar ilerlememiş; 7 üzerinden puanımız 3,43’ten ancak 3,64’e yükselmiş, 135 ülke içinde kuyruğa yakın 117’nci ülke iken, yine sonuncusunda 148 ülke içinde 118’inci olmuşuz. Sınıflanmada “etkinlik odaklı ülke” olma sınıfından “innovasyon odaklı”ya geçiş klasmanına bile terfi edememişiz. Ne var ki Güney Kıbrıs gelişmiş ülke, yani innovasyon odaklı. Bizim %10 ilerlememiz ile övünmek, benim olimpiyatlarda 100m. koşusuna girip 9 saniyede 3 adım ilerlemem ile övünmeme benzer. Ambargolar, küçük ülke mazeretlerine yatmayın, çatdadak çatlarım. Ambargolar veridir. Ambargolar altında ilerleme değişkendir. Ufacık Singapur başarıda dünyada ikinci, Malta 41’inci, Barbados 47’nci, Kıbrıs 58’inci, biz ise 118’inci. Biz bir puntocuk Mısır’ı, Nijerya’yı ve Kırgızistan’dan daha iyiyiz. Fert başı gelirimiz ama onlardan kat be kat üstün ve bu bize olanak sağladığı halde! Üretim becerisi ve yaratılan katma değer ile direkt ilgisi olan bu araştırma, bize harcama olanaklarımızın görece yüksekliği, üretkenliğimizden kaynaklanmayıp, buluntu tüketimi ve bonkör ananın bilinçsiz yardımı sayesinde olduğunu gösterir. En kötü olduğumuz ve kolayından düzeltebilinen birkaç örnek gösterip, bunların bile icraata koyma korkaklık ve acizliğini gözler önüne sermiş olayım.
-Hükümet yetkililerinin kararlarında adam kayırma 148 ülkeden 146’ncı
-Yöneticilik ve İşletme okullarının kalitesi 148 ülke içinde 131’inci
-Çalışanlara Eğitim verilmesi (dikkat edin) 148 ülkeden 148’inci
-Şirketlerde azınlık hissedarların korunması 148 ülkeden 136’ncı. Ki bu kapitalin verimli sahalara yönlenmesini sağlayacak, kurumlaşmayı ve verimliliği artıran bir düzenleme. 5 dakikada olacak bir iştir. Aman Allahım başka yazmayayım. Utancımdan ölüyorum. Bizi yönetenler benim gibi utansalar süratle bazı adımlar atmazlar mı? Siz de utanın, en azından şimdiye dek böyle yöneticiler seçtiğiniz için!

  Bizim Lefkoşa Belediye Başkanımız Sayın Fellahoğlu’nu son zamanlarda bir acıma hissim duttu ki hiç sormayın. Ben onu, mebus iken TV’lerde izlemeye özen gösterir, güzel ifadesi olan, mantıklı, kalbur üstü bir parlamenter olarak değerlendirir, takdir ederdim. Şimdilerde TV de ona rastlayınca başka kanala çevirmek zorunda kalırım. Çünkü o acizlik içinde serzenişte bulunacak, ağlamaklı olacak, yardım isteyecek, ben de kendisini acıyıp ama bir şey yapamama ezikliği içinde üzüntülere boğulacağım. Sn. Fellahoğlu bu kısa dönem belediye başkanlığına soyunurken bu belediyenin Okyanus’un dibine batmış kadar dibe gittiğini görmez mi idi? Görürse idi, bu belediyenin kurtulmasının ancak göbek personeli büyük oranda azaltmak, hatta buna ilave Lefkoşalıya  faturaları bir miktar artırmaktan geçeceğini, en azından ödenek ve menfaatleri tırpanlama ile sendika ile bir restleşme gerekeceğini kavrayamadı mı? Bizim o zamanlar yazdığımız çare önerilerini de mi okumadı, yoksa okudu da kendinde bir sihir mi görmüştü? Hala daha tersini yapar, personel kadrolar. Bu belediye bu hali ile yüzebilmesi için devamlı kaynak aktarımına muhtaç kılınmıştır. Gemiyi yüzdürsen dahi, yalnız içinde işleyenlere hizmet verebileceksin. Lefkoşa halkına gereği gibi hizmet veremeyeceğin kesindir. Vazgeç, bu işler iyi insan işi değildir. Cesur yönetici işidir. Sağlığınla daha fazla oynama, iyi yapabileceğin işe yönel. Sana halktan yapılan haksız değerlendirmeler duyup daha da üzülmeyeyim.

  TV de izledim, gerçekten kızdım. Şimdiki Dış İşleri Bakanımız Nami’yi Lefke Üniversitesi’nde o genç bir hoca iken yakından tanıdım. Dengeli, ileri görüşlü, empati yapabilen aydın bir genç. Bir müddet sonra Bayrak TV’de yaptığım bir ekonomi söyleşi programımı benden daha iyi ve güncel olan gençlerin önünü açabilme gerekçesi ile rica edip o programı ona devrettim. Uzunca bir süre başarı ile bu programı sürdürdüğünü bilirim. Barış yanlısı, aktif bir Dış İşleri Bakanlığı yapmakta, dış temaslarda bizi ileri ülke diplomatları nezdinde yücelttiğine inanmakta, kendisine güven duymaktayım. Yakın geçmişte Sn. Ertuğruloğlu’nun belki  konu ve önem itibarı ile haklı görünse dahi, çok aşırı   fevri çıkışlarına toplumca şahit olduk ve genelde  hoş karşılamadık. Bu defa hedefine acımasız şekilde Nami’yi aldı. “Sen kimsin be?” diye sordu. O yetmedi dedesini silah olarak kullandı. Bir politikacıya yakışmayan davranışlar. Yahu adam Dış İşleri Bakanımız, o Kıbrıs konusunda temas yapmayıp da ne yapacak? Sn: Ertuğruloğlu Dış İşleri Bakanı’na sen kimsin diye sorarsa; basit bir vatandaş olarak ben de barış isterim, bu yönde çaba da gösteririm, uyduğunda yabancı misyonlar da görüşlerimi sordu, İş Adamları Derneği ile seçiminden önce Anastasiadis ile de görüşüp ben de fikrimi söyledim; bu konuda kendisinden farklı düşünürüm diye acaba bana ne diyecek, ne soracak? Derhal sülalemi araştırmaya başladım. Hatırlarım, baban İkinci Dünya Savaşı’nda iki arabasından birinde kaçak askeri benzin kullandığı için İngilizler tarafından 6 ay hapse mahkum edilmişti. Ertuğruloğlu bunu duyarsa belki babamın İngilizlere karşı milliyetçiliğine yorar diye teselli oldum. Şimdi Nami’ye sorduğu gibi ben de kendisine  “Sen kimsin?” be üçlü kararname çocuğu desem; dağlara çıkıp çarpışma ile gelecek nesli kurtaracak mısın? Desem, bu hoş karşılanır mı? Bana yakışır mı? Ertuğruloğlu aileleri işin içine karıştırmasın, yoksa kendisi gibi statükocu katı milliyetçi geçinenlerin ailelerini karıştırırsak, neler çıkar, neler! Ertuğruloğlu’nun faşist olduğunu sanmam. Onda en üstün ırk mantalitesi görmedim. Ancak kendinden farklı görüşlere saygısı olmayan, bir “bigot”tur. Türkçesi sanırım fikri sabittir. Bir futbol takımı tutma şekli ve fanatikliği de bunun kanıtıdır. Korkmasın anlaşmayı yapacak olan, başka yönlerini beğenmese dahi, bu konuda yüzde yüz kendisi ile hemfikir bir görüşmecidir. Gaileyi bizim gibi %65 olan “hain”ler çeksin.
  Benim de zaman, zaman fevri çıkışlarım olur. Ancak o önü açık, bize göre genç, iyi eğitim gördüğünü anladığım biridir. İstikbaline yazık etmesin. Bizimkisi davulcu yellenmesi gibidir. Şişede durduğu gibi durmaz durumunda çıkışlardır. Beklentimiz yok. Sonradan özür dileriz, olur, biter.