Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

USULET VE SUHULETE ÇOK İHTİYACIMIZ VARDIR!

Önce   1996-2000 yılları arasında TC’nin KKTC Büyükelçisi olarak görev yapmış Ertuğrul Apakandan söz edeyim:               Aslında kendisi 20 yıl süreyle Ankara’nın Kıbrıs politikasının neredeyse yol haritasını çizip saptayan bir diplomattı.

Tam tarihi hatırlamıyorum. Bir gün gazeteden telefonla beni aradılardı. “Falan gün TC Büyükelçisi Ertuğrul Apakan’la sabah kahvaltısında  buluşuyoruz sen de  davetlisin..”

Yanılmıyorsam ilk kez hem bir öğretmen hem de gazeteci olarak ülkede “irticai hareketlerin” söz konusu olduğunu o kahvaltıda Sn. Apakan’a hem bilgi olarak aktaran hem de sorusunu sualini edendim..

OLAY ŞUYDU: O yıllarda Maraş bölgesindeki bazı TC kökenli aileler henüz  ilkokul çağındaki çocuklarını okul yerine kuran kurslarına gönderiyorlardı.           Büyükelçi Apakan’a Öğrencilerin yaş gruplarına göre sabah erken saatlerde başlayan bu kurslara tıpkı okullardaki sınıflar düzeniyle katıldıklarını, henüz temel eğitim ve öğrenimden geçmemiş küçücük çocuklara  anlamadıkları Arapça sözcüklerle kuranı ezberletmelerin eğitim açısından zararlarını falan iletmiştim…

Apakan beni dikkatle dinlemiş ve olayı ilk defa işittiğini anladığım yüz ifadesiyle, “öyle mi” falan demişti..

Olayın üstünden kısa süre sonra da  Eğitim Bakanlığı Mağusa ve yöresiyle  ilgili sorumlu müfettişlerden İlker Erdenizci’yi denetim için söz konusu bölgeye göndermişti.

Erdenizci’nin “kuran kursları” nedeniyle geldiğini öğrenen bazı veliler, bırakın “denetimi,” konuşmasına bile izin vermeden üstelik dövmek için  peşine düştülerdi ki sonraları olayı anlatan Erdenizci, “tövbe diyordu, kaça kaça bir oldum, hazır bahçedeki üstü açık bir kuyuya düşeyimdi. Bir daha amma da giderim ha!”                                                           ***

EĞER BİR ALPAGAN OLSAYDI: Yada Türkiye’de bir Ecevit, Demirel yahut  Özal gibilerinden bir başbakan olsaydı…                  Ve  KKTC’de benzer olay gündeme gelmiş olsaydı daha falan sendikanın Anayasa’ya müracaatına gerek kalmadan sorun kendi bünyemizde çözülürdü!

FAKAT! Önce şu  çuvaldızı kendimize batıralım:                                                            Çünkü bir süredir KKTC’de çok açık seçik ve mesela  Yunan Dışişleri Bakanı Dandis’in Ankara payitahtında Türkiye’ye yönelik hakarete varan sözleriyle, Yunanistan’ın Türkiye’yi hedef alan  sokak çocuğu benzeri söz ve davranışlar furyası saldırılar yer alıyor!                                                              Türlü çeşitli bahanelere sarılmış,  doğrusu bizi  hiç ilgilendirmemesi gereken TC’e özgü sorunları bahane ederek “vur abalıya” tatmininde ne Erdoğan düşüyor dillerimizden ne Türkiye’nin şu veya zafiyetiyle  iç ve dış politikasına yönelik harcıalem eleştirilerimiz!  Sanırsınız Anavatan KKTC’dir yavrusu da TC!

Hatta bundan bir süre önce CTP genel Başkanı Erhürman bile her halde  boşta bulunmuş olacak “önemli olan TC’nin suyuna bağımlı olmadan kendi su kaynaklarımıza sahip çıkmaktır” falan dediydi de şaşıp kaldıydım!  Neye niçin, kime karşı bağımlı oluyoruz şaşkınlığında!

Bu tip hezeyanların bazı parti ve sendikalarımızdan kaynaklanan siyasi ve ekonomik nedenleri de vardır, son zamanlarda “federasyoncularla devletçiler” arası görüş ayrılıkları da!

Aslında siyasi çözüm tercihimizi kendi içimizde saptayamamış, bu konuda ulusal bütünsellik oluşturamamış olmamız ise tüm ötesi sorunların nedeni olmaya devam ediyor!

***

TÜRKİYESİZ OLAMAYIZ! “Bu adada Rum toplumu ile bir federasyon şemsiyesi altında barış içinde varlığımızı sürdürebiliriz”  tezi safsatanın ötesinde donkişotvari   bir hayaldir!

İspatı geçen yarım yüzyılın tarihiyle ispatlıdır.  Bu konuda yazılıp anlatılanları  ulasak dünyanın ekvatörünü bin defa dönüp yine önümüze düşerler..

Kaldı ki sadece Allah değil. Tarih de şahittir ki eğer Türkiye imdadımıza yetişmemiş olsaydı bu adadaki varlığımızı asla sürdüremezdik. Ha! Eğer bugün “devlet gibi olmasak da devletsek bunun garantörü yine Türkiye’dir!

Buna karşın “ama biz Türkiye’ye bağımlı olmak istemeyiz” diyorsanız bakın söyleyeyim:

ÖNCE Türkiye’nin maddi ve manevi yardımlarının.. Akıttığı paraların.. Gerçekleştirdiği türlü çeşitli yatırımlarının üzerine yatıp keyfimizden gerinirken, her yıl bir erken seçim yapmaktan, hükümet yıkıp bir yeni hükümet kurmaktan  vazgeçin!

ÇALIŞTIĞINIZ kurumları dolandırmaktan, devlet malı deniz yemeyen domuz demekten de vazgeçin!                                                      TC’den gelen suyu hâlâ tarımda kullanacak şebekeleri oluşturamazken, yakında şuradaki Akkuyu Nükleer elektrik santralından  gelecek ucuz elektriğe de aman ne olursunuz “istemezük” deyip daha şimdiden baş kaldırmayın!

SİYASET yapacak, barışçı çözümü sağlayacaksınız diyerek zaten elimizde iki üç karışlık toprağımız vardır, Allah aşkına onları da Rumlara peşkeş çekmeyin!  Rant haline getirmeyin!                                               “YAPACAĞIZ edeceğiz” demekten vazgeçin! Artık biraz da “yaptık ettik” deyin!

MEMLEKET mezbelelik haline geldi. Yolları yeniden yapacağız diyerek  kazıp kazıp tarlaya çeviriyorsunuz. Ne olur dokunmayın, ellemeyin mevcudu bize yeter!    ŞU pandemiyle de  “açtık kapadık” oyununa biraz ara verin, bunaldık! Ayrıca esnaf turizmci de battı  haberiniz ola!       HELLİM  işini ağzıma bile almıyorum. Bizim bu hellim tescil ve  ihracatı olayına daha yıllar öncesinden hazırlanmamız gerekirken savsaklayarak şansımızı rizikoya soktuk. Yakında  Güney Rum patenti ile sadece “Kıbrıs hallumu” ihraç edilirse şaşmayacağız!

***

ERDOĞAN’A DÖNMEM GEREKİRSE: Erdoğan’ı bilenler,  “Türkiye’nin siyasi kaderiyle oynamayı bile göze alarak İsrail’in Filistin halkına çektirdiği ezgi cefa karşısında nasıl AB’nin şah damarında atarken Netenyahu’ya “one munite” diyerek rest çekip toplantıyı terk edecek kadar kafası kızgın bir lider olduğunu da bilirler..   “Dini bütün Müslüman olduğunu da..

FAKAT: İşte o bir anlık “hiddet!” Bazen koskoca ülkelerin yıllar yılı sürdürdükleri adeta iğneyle kuyu kazar gibi  ilmek ilmek ördükleri dostluklarla ittifakları bile darmaduman edebilmektedir!

Ki bizi dünyada tek tanıyan ülke olan Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın   “kuran kurslarının”  anayasal gerekçe ile durdurulması kararına gösterdiği tepki öylesi bir bozgun havası yarattı!

Daha bir süre  önce Yunanistan’ın  Dışişleri bakanı “Dandik”i yıkar sererken KKTC’e yönelik bir içsel kararı “hemen geri çekilmelidir” diyerek   protesto etmesi, bizatihi kendilerinin KKTC’ye olan siyasi inancına bile ihanet eden ters ve şanssız  bir tepki oldu!

Pekala “olamaz mıydı?”   Sonuçta anavatanla yavruvatan arasında bir olay. Gelir geçer.. Yeter ki Şer güçlerin, bizi bölüp parçalamak isteyenlerin propagandalarına kapılmaya, “ben size gösteririm” gibilerinden basit tutumlara düşülmeye!

Bizim Türkiye’ye ihtiyacımız olduğu kadar hele şu Doğu Akdeniz sendromu içinde Türkiye’nin de bize ihtiyacı vardır..