Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Seyahat

ÜSKÜP

Geçen haftaki yazı dizimde sizlerle Manastır ve Ohrid’deydik.  Bu hafta Ohrid’den yola çıkıp güzergahımızı Makedonya Cumhuriyet’inin başkenti olan ÜSKÜP’ e doğru çeviriyoruz. Yolda yaptığımız kahve molalarını da hesaplayacak olursak 3 saat 15 dakika gibi bir yolculuk sonrası Üsküp’e varıyoruz.

Heykeller şehri olarak da bilinen bu başkent Vardar nehri ile ikiye ayrılmıştır. Şehirde yapılan kazılarda yaşam Neolotik Döneme kadar uzanıyor.  2ci ve 4.cü yüzyıllar arasında Roma İmparatorluğu idaresine geçen bu şehir daha sonraları 4.cü ve 6.cı yüzyıllarda ise Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir parçası olmuştur. 1392 yılından itibaren ise Osmanlı padişahlarından Yıldırım Beyazıt tarafından fethedilen bu yerleşim yeri ‘ÜSKÜP’ adını almıştır. 5 yüzyıl boyunca Osmanlı idaresinde kaldıktan sonra 1912-1913 Balkan Savaşlarında Osmanlının yenilgisi sonrası Osmanlı idaresinden çıkarak 1991 yılına kadar farklı devletlerin idaresinde kalan bu   yerleşim yeri 1991 yılında Makedonya Cumhuriyeti’nin kurulması ile bağımsızlığını ilan eder. Makedonya Cumhuriyeti, 2004 yılında Avrupa Birliğine girmek için ilk adımı atmış ancak henüz üye olamamıştır. Günümüzde bu şehrin adı Makedon dilinde ’Skopje’ olarak bilinir.

Temmuz ayında olmamıza rağmen şehirde bunaltıcı sıcak hele nem hiç yoktu. Bu hava Kıbrıs’ın Temmuz sıcağından kaçan bizler için gezimizi rahatça yapmamızı sağlıyordu. Üsküp şehrine varışımız sonrası turumuza panoramik olarak Üsküp Kalesiyle başladık.  Kale 5.ci yüzyılda Roma İmparatorluğu Döneminde yapılmış ancak ne var ki daha sonraları yangınlar ve depremler neticesinde zarar görmüştür. Günümüzde Üsküp’ e gidenlerin ziyaret ettikleri bu kale 1963 yılındaki büyük depremden sonra hiç restore edilmemiştir. Kalenin içinde bir de Osmanlı müzesi vardır.

Makedonya Ulusal Müzesi, 1924 yılında kurulan ve içerisinde Makedonya tarihinin en eski belgelerinin ve tarihi kıyafetlerinin bulunduğu bir müzedir. Tarih boyunca şehrin ticari faaliyetlerinin merkezi olan ve günümüzde de önemini yitirmemiş Taş sokakları, Tarihi binaları, Türk Çarşısı, Çarşıdaki kuyumcular sokağı, Davut Paşa Külliyesi ve başta Mustafa Paşa Camii, Yahya Paşa Camii, Sultan Murat Camii, İsa Bey Camii ve Sulu Han olmak üzere şehir içinde gezmeye başlıyoruz.

Sultan 1.Murat Kosova muharebesinde şehit olunca naaşı ile ilk gece bu tepede kalınmıştır. 1436 yılında buraya inşa edilen Camiiye işte bu nedenle Sultan Murat Camii denmiştir.  Camii etrafında görebileceğiniz medrese, imaret ve 2 türbe var. Üsküp’ün daracık sokakları arasında dolaşırken karşımıza Türkçe konuşan turistlerin yanı sıra birçok tüccarın Türkiye’den gelip başta tekstil, kuyumcu olmak üzere buralarda dükkan açtığını gördük. Çarşı, pazar dolaşmak güzel hele hele farklı yerdeyseniz ancak yorulunca gözlerimiz oturup dinlenebileceğimiz ve kahvemizi içeceğimiz yer arayışına girdi. Kısa bir süre sonra aradığımız gibi bir yer gözümüze çarpınca soluğu hemen orda alıp hem dinlendik hem de kahvelerimizi inanılmaz keyifle yudumladık.

16.cı yüzyıldan kalma 2.Sultan Murat tarafından başlatılan, Fatih Sultan Mehmet tarafından bitirilmiş olan Vardar nehri üzerine kurulu olan ‘Taş Köprü ‘Fatih Köprüsü olarak da biliniyor. Taş Köprü’nün “Eski Şehir” kısmında kalan meydanında Büyük İskender’in babası Philip’in kılıcını kaldırıp köprünün diğer tarafındaki oğlunu işaret ettiği heykeli vardır. İşte bu köprüden sonra Makedonya Meydanına varırsınız. Meydanda Büyük İskender’in annesi Olympia’ nın hamile hali, kucağında Büyük İskender gibi oğlunun farklı dönemlerini anlatan heykelleri görürsünüz.  Bu arada Meydanın tam ortasında Büyük İskender’in kocaman heykelnii çevreleyen ve açılıp kapanan devasa fıskiyeler var. Hatırlayacağınız gibi Büyük İskender Yunanistan ile Makedonya arasında süre gelen diplomatik sorunlara neden olmuştu. Makedonya’da doğan Büyük İskender, babası Philip suikasta kurban gidince henüz 16 yaşında olmasına rağmen genç yaşta tahta çıkar. Kısa sürede kazandığı savaşlar ile adını tüm dünyaya duyurur. Meydandan yukarıya doğru yürüdüğünüz zaman ise etrafınızı çevreleyen adım başı heykeller arasından çarşıya doğru gitmiş olursunuz. Ancak çarşıya gitmeden mutlaka görülmesi gereken yerlerden biride Makedonya Mücadele Müzesidir.

Makedonya Mücadele Müzesi: Üsküp’teki Makedonya Meydanının tam karşısında olup yapımı için günümüze kadar 10 milyon euro harcanmıştır. Aslında hiç küçümsenecek bir meblağ değil. Bu müzede toplam 16 bölüm olup, balmumu heykelleri yanı sıra Makedonya’nın tarihi, kültürü ve devrimci gelenekleri burada sergilenmektedir. Burası Üsküp’e gelen turistlerin en gözde mekanlarından biridir.

Modern bina ve kafelerin arasından süzüldüğünüz zaman sol tarafınızda 2010 yılında inşa edilen ‘Rahibe Teresa’nın Evi’ vardır. Kapıda Rahibe Teresa’nın söylediği güzel sözlerden alıntılar görürsünüz.  Kısaca hayatından bahsedecek olursak bu kişinin asıl adı Gonca Boyacıdır. Kendisi, 1910 Üsküp doğumludur. 18 yaşına geldiğinde rahibe olmaya karar verir ve yaşamını Hindistan’daki misyonerlik faaliyetlerine adar. 1997 yılında ise Kalküta’da ölür. Rahibe Teresa 2010 yılında hayırsever faaliyetlerinden dolayı ölümünden sonra Nobel Barış ödülü sahibi olur. Rahibe Teresa’nın ölümünden sonra ise ‘Anı Evi’ ne dönüştürülen bu evin yerinde ‘Rahibe Terasa’ nın küçükken vaftiz edildiği bir Katolik Kilisesi bulunmaktaydı. Kar amacı gütmeyen bu anı evin üst katında bir şapel alt katında ise ona ait fotoğraf ve eşyalar sergilenmektedir. Rahibe Teresa’nın Evi’ hakkında kısıtlı olan süremizde bol bol resim çekip rehberimizden çok faydalı bilgiler aldık. Bizlere merkezde ayrılan süre dolmuş  artık aracımızla şehir dışına doğru yol alma zamanımız gelmişti. Takriben 15 -17 km uzaklıkta bulunan Treska ve Vardar nehirlerinin kesiştiği yerde bulunan ve müthiş doğal güzellikleri olan ‘Matka Kanyon’u bugünkü gezimizin bir başka durağıydı.

‘Matka Kanyon’u, yerli halkın şehrin stresinden kaçıp doğa ile iç içe kaldığı doğa harikası bir yerdir. Bu kanyon içinde 10 mağara var. Kanyonun sonunda ise gölü görürsünüz. Sadece bu bölgeye ait çeşitli bitki türleri yanında 70 üzeri endemik kelebek türü var. Kanyonda yaşayan kartallar ise akbabalar gibi koruma altına alınmışlardır. Dikkatlice baktığınız zaman bu kuşların ya başınızın üzerinden uçtuklarına veya ağaçların tepelerinde tünemiş olduklarına şahit olursunuz.  ‘Matka Kanyonu’nda doğal güzellikler arasında dağcılık ve su sporları yapabilirsiniz. Hatta yürüyüşünüzü yaparken göl içinde kanu yarışları, kayıkla veya tekneyle gezenler gibi çeşitli spor aktivitelerinin yapıldığını görürsünüz. Bizler de buralara kadar gelmişken gölde gezinti yapmadan’ Matka Kanyonu’ndan ayrılmak istemedik. Ancak göl gezintisine talep fazla olduğu için iskele üzerinde bulunan tahta banklara oturup sıramızın gelmesini bekledik. İskeleye yaklaşan tekneler yolcularını aldıktan sonra göle açılıp 25-30 dakikalık bir tekne turu sonrası geri dönüp sırada bekleyenleri alıyordu. Nihayet sıra bize gelmiş, teknede herkes istediği yere oturmuş ve gölde gezintiye başlamıştık. Muhteşem ötesi bu doğada herkes istisnasız kameralarına sarılıp çiçek ve böcekten tutun birbirinden güzel fotoğraflar çekti. Bu gezinti sonrası karnımız iyice acıktığından göl kıyısında bulunan restoranlardan birine girip gurup olarak yuvarlak masa etrafında oturduk. Yemek konusunda fazla seçici olmayıp hemen balık siparişimizi verdik. O kadar kalabalığa rağmen bekleme süremiz beklentimizden çok kısa sürmüştü. Balıklarımızı afiyetle yerken soğuk şaraplarımızı da müthiş göl manzarasında yudumladık…..Çok güzel geçen günün ardından Üsküp’ten ayrılma zamanımız gelmişti.

Zengin tarihi, kültürü ve doğası ile tamamen uyum içinde olan bu ülkeyi sizler hala gidip gezmemişseniz ilk fırsatta gidip gezmenizi tavsiye ederim.

Haftaya bir başka Şirin’ce Geziyorum ‘da buluşuncaya kadar esen kalınız….