Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

USANDIRAN MÜZAKERELER: (ÇÜNKÜ NE KONUŞTUKLARINI BİLMİYORUZ!)

Gün 24 saat ya! Her sabah başlıyoruz, gece yarısına kadar müzakerelerle ilgili gelişmeleri kovalıyoruz. Elimizdeki tek kaynak “Rum liderliğinin açıklamaları ile Rum basınından aktarılan  çok özentisiz Türkçe tercümeler!”
Mesela önceleri “Yürütme ve Güç Paylaşımında uzlaşıya varıldı” dendiydi. Şimdi yeni haberine bakın:  “Liderler Yönetim ile güç paylaşımını görüştüler” deniyor!  Ne  “yeniden” açıklaması var ne de  “daha önce görüşülmüşken neden şimdi bir kez daha masaya getirildiğinin” açıklaması var.  Tutun ki alıştık artık, dert değil! Büyük olasılıkla üzerinden bir daha geçmişler! Yahut “Mülkiyeti görüşürlerken Yönetim ve güç paylaşımı konusu geldi gündeme! Kısaca “müzakerelerde”  konuşulanlarla tamtamına mutabakata varılan konular hâlâ cim karnında bir nokta! Öyle de olunca merak artıyor, artan merak ise göz kulak olup, Akıncı’nın peşine düşüyor! “Acaba Anastasiadis’le ne konuştu!”       Ne var ki “yandaşlar” çok işgüzar! Mesela müzakereleri merak eden  vatandaşa,  sosyal medyada demezler mi “biraz daha niçin tuvalete gittiklerini de merak edeceksiniz! Adamları biraz rahat bırakın!”  Sanki ellerimiz boğazlarındaymış gibi! Bizimkisi  şu mülkiyetle yahut Güç paylaşımı ile Yönetim konularında Rum tarafına neleri hangi koşullarda vereceğimizin merakıdır! Eee merak etmiyelim mi yani?
KISACA: Sözde bugün müzakerelerle ilgili yazmayacaktım çünkü usandım! Nasıl becermişsem yine lafa “müzakerelerden, müzakerecilerden ve de “Akıncı ile Anastasiadis’in ne konuştuklarını merak eden yurttaşı “niye merak ediyorsunuz” diye haşlayan yandaş işgüzarlardan  söz ederek başladım…
     **********
GÜCÜNÜZE GİTMEZ Mİ? (SU GELDİ SEVİNEMEDİK  VE ÖLÜMCÜL TRAFİK KAZALARI)

Biz musluğu bozuk olduğu için aylar hatta yıllarca su kaçıran çeşmeler dönemindeniz! Tek kuruş su parası vermeden bardağı musluğa dayar kana kana tatlı su içerdik. Mağusa surlar içinin çevresi portakal bahçeleri ile doluydu. Bir ucu Derinya’da bir ucu Karakol’la Sakarya’da.. Su motorları  24 saat da çalışsalar kuyularda sular tükenmezdi..
Sonrası biliniyor. Nüfus artışları, sulu tarımdaki gelişmeler, kuraklıklar derken su tutun ki en değerli meta haline geldi. Hâlâ öyledir,  Türkiye’den gelen su da öyle olduğu içindir.  Hem de Kıbrıs tarihinde ilk kez böylesi bir dünyasal teknoloji ile.
İnsanın gücüne gider: Çünkü olay “yılı, ayı, günü ile tarihe kaydı düşülüp her yıl kutlanılacak bir olay!
Ve gücümüze gitti: Çünkü bu ada insanı asırlarca kuraklıklarla boğuşmuş, çekirge sivrisinek belalarından kırılmış, göç yollarına düşmüş.
Gücümüze gitti: Çünkü bu su bırakın Kuzey’i Güney’e bile yeterken hâlâ boşa akmaktadır! .
Gücümüze gitti: Çünkü bu suyu üç yılda KKTC’ye akıtan TC’ye teşekkür edileceğine daha akmaya başlamadan Türkiye ile kavgaya başlandı.
Gücümüze gitti: Çünkü bu suyun akacağı yılı, ayı, günü belli iken memleketi yönettiklerini iddia eden yöneticiler parmaklarını bile oynatmadılar!
Gücümüze gitti: Kendileri muhtacı dide kaldı ki başkasına himmet ede kabilinden batmış ne kadar belediye varsa bir araya gelerek bu suyu biz yöneteceğiz dediler ki kendilerini bile yönetemezler!
Gücümüze gitti: Türkiye’nin suyu üzerinden Türkiye karşıtı söylem ve yayınlar yapıldı. Suyunu da al git dendi!..
OYSA  bu su bizim. Türkiye ensemizden kâr yapmak için akıtmadı ki bu suyu! İnsanın gücüne gider: Alan suya hâlâ sahip çıkamadık!
ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARI: Daha dün, artık rutin hale gelmişliğiyle her gün onlarca araba çarpışmalarının yaşandığı Mağusa’daki trafik keşmekeşinin içine düştükte, arabamı nasıl bir çarpma  sonucu  haşat ettiğimin hikâyesini yazdıydım. Haberi, yazımı postaladıktan sonra öğrendim.  Bir genç kızımız daha Güzelyurt Lefkoşa yolunda geçirdiği trafik kazasında ölmüştü. Fakat bu kez sürücüden çok, suçlu devletti çünkü kaza yerinde yarım kalan bariyerin daha doğrusu “bariyersizliğin”  kurbanı olmuştu.
Geçen gün statistiklere baktım. Trafik kazalarının büyük kısmı “süratten” oluyormuş. Doğru da olsa yanlışı beraberinde taşıyor: Çünkü artan arabalara göre trafik düzenlemeleri yapılmıyor.. Mesela: Bu konuda trafik uzmanı olmaya gerek yok. Dünya alem bilir ki “tali yollardan doksan derece ile direkt yollarla çıkış olursa mesela Lefkoşa Mağusa anayolunda olduğu gibi bitmez tükenmez ölümcül kazalar da olur… Hâlâ düzelteceğiz diyorlar ama!
Kentler daha perişan durumda. Köşemi okuyanlar bilir. “Hadi yol yapamıyorsunuz,  bari şu tarla gibi yollara trafik çizgileri çizin ki sürücüler yönlerine uygun tarafta gidebilsinler…
Kısaca: Sürücüler sürat ve dikkatsizlik nedeniyle suçlu olabilirler. Ancak  o sürat ve dikkatsizlik sonucu olagelen kazaları en aza indirecek yetkili ve sorumlular da görevlerini yapmadıkları için  sürücüler kadar suçludurlar!                   **********
EZAN SESİ:  (TARTIŞMASININ YAPILMASI AYIP OLUYOR.)

Bugünün konusu değildir. Bir devrelerde henüz “merkezi ezan” yayınına geçilmeden, mesela Mağusa Lala Mustafa Paşa Camiinde ezan okuyan bazı imamlara veryansın ederdim çünkü sesleri ve falsoları ile insanı çılgına çevirirlerdi. O sorunu çözdüler. Doğruya doğru diyelim. Fakat ezan sesinin  yüksekliği sorununu  çözemediler!  Nitekim yeni öğrendim. Sabah 1 desibelle okunan ezan öğle 3 desibele çıkartılıyormuş. Demek ki daha bir düşürülmeleri gerekiyor.
ESASA GELİNCE:  Şunu kabul etmeliyiz ama: Ezan’ın camilerden okunmaması dini bütün insanlar bir yana öteki tüm Müslüman ülkeleri bile ayağa kaldırabilir! Hele Türkiye’yi… Dolayısıyle ezanı mahkeme kararı ile susturanlar büyük hata yaptılar! Ötesine gelince: Mikrofonlardaki Ezan  sesinin desibelini aşağılara çekmek en kabul edileni olmalıdır…