Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ÜRETMEK, GENE ÜRETMEK.. (İŞTE SEVİNİLECEK ASIL OLAY)  

Askerli silahlı var olma savaşımından  evrilerek “devlet” oluşa kadar gelirken kat ettiğimiz yıllar, bizim gibi aşiret esamesindeki nüfusa sahip bir toplum için çok kolay olmadı..

Ki şimdilerde geriye dönüp baktığımda “ancak  mucize kelimesiyle ifade edilebilirdi”  diyorum.

Elbette ki Türkiyesiz bu ulusal mucizeyi yaratamazdık. Buna karşın inancı ve  imanıyla harmanlanan   varoluş mücadelesi bize aitti..                                 ***

YUKARIDA yazdıklarım ne durduk yerde aklıma geldi ne de tazeleme gereğini duyduğum eski bir nostaljiydi..

Tek bir nedeni vardı: “Geçen gün bir günlük gazetemizin manşetine yapışan haberinden dolayı.

“Bu yıl” diyordu haberde “narenciye rekoltesinde yüzde on beş artış bekleniyor…”

Haberi okudukta benim bile kendime hayret ettiğimce tüm bedenimi bir  sevincin sardığını hissettim..

Çünkü daha dün o gazete manşetlerinde “üretime çok ihtiyacımız vardır” deniyordu. “Üretim gene de üretim” deniyordu..                                       ***

ELBETTE tank top araba yapacak değiliz.. Ama TC’den akan suyu kullanarak   tarım alanında elverdiğince üretimi artırmak mümkün olabilir.                                                     Tarım ürünlerine bağlı sanayi tesisleri oluşturmak mümkün olabilir.                      Hayvancılığı geliştirirken süt ve süt ürünlerine yönelik imalat sanayini en az Güney’in düzeyine çıkarmak mümkün olabilir…

***

MESELA “hibrit tohumlar olayı.” Yani benzer  türdeki bitki tohumlarından elde edilen melez tohumlar.

Meğer yıllardır Mehmetçik Belediyesi Kıbrıs’a özgü atalardan kalma tohumları “hibrit” denilen melezleştirme sonucunda  kendi iklim koşullarımıza uygunluğunca  daha dayanıklı tohumlar elde ediyormuş.    Mehmetçik’te bir “Merkezleri” varmış şimdi bu merkezleri Yeniboğaziçi, Geçitkale Lefke gibi yerlerde de oluşturma çabasındaymış…

YANİ: Bu ülkede üretici kesimler artık   dededen babadan kalma değiller.. Üniversite bitirmişler toprağa bağlanmışlar, üretmek fakat en olumlu ve verimlisiyle üretmek istiyorlar, bunun için çabalıyorlar…

***

BELKİ UNUTTUK: Fakat bu ülkede daha 1980 yıllarında dört tane Koop. fabrikamız da  vardı. Yağından süt ürünlerine, hayvan yeminden yapay gübreye kadar üretim yapan fabrikalardı bunlar..

Sonra yıktık ama neyse ki o ruh hâlâ “üretim” demektedir. Toplum katlarında insanlar hâlâ “üretime” olan inançlarda toprağı tırnaklarıyla kazıyorlar..

KISACA Vatana sahiplik budur.                 Kaldı ki büyük gerçektir: Nutuk atmaktan, siyaset yapmaktan  önce topraklara ter akıtılmazsa nafile..                                                                                    ***                             BURAYA  kadar gelmişken hatırlatayım ama. 1974 Barış harekâtından önce en büyük gailemiz “üretim” yada toprağa bağlılık sonucunda kazanılacak ekonomik düzey de değildi.. Rum toplumunun bizi ekonomik büyüklüğü altında  “sömürülen” bir toplum durumuna düşürmesiydi..

Eğer akılsızca davranmayıp 1974 Barış Harekâtına neden olan olayları yaratmasalardı bugün Rum’un “bendeleri, müşterileri” olmaktan öteye varamayacaktık..

Tutun ki Batı Trakya, Bulgaristan Türkleri kadar bile “Rumsuz” yaşam hakkımız olmayacaktı!

***

HER YIL bir hükümet yıkıp bir yenisini kuran politikacıların bu büyük becerilerine karşın bunları bilmemesi, Kıbrıs Türk halkının gerçekten de  “üretim toplumu” olması gerektiğini anlamamaları mümkün değildir..

Kİ karşımızda bir “hellim örneği” vardır. AB tarafından “Kıbrıs menşei” tescil edilip ihracat kapıları açıldığında, “işte süt üreticisinin ayağına kadar gelen büyük fırsat” diyerek “yeter ki hellimlerimizi AB piyasalarına sürebilelim”  diyordum..

Oysa şu kadar   ay geçti bu konuda ne bir haber işittik ne de “AB’e  hellim ihracatımıza yönelik bir  hareketlenmeye elledik..

Buna karşılık Rum tarafı her halde çoktandır AB’e ihraç ettiği hellimin kaymağını yemeğe başladı bile…  Nitekim:

***                             RAHMETLİK Ecevit de  Barış harekâtından sonra “şimdi de demişti askeri zaferi ekonomiyle taçlandıracağız..”

Kuzey’e TC’den borularla sular akıtılmasına (ki o suları tarım alanlarına dağıtmakta ve sulama rejimine bağlamakta çok geç kaldık) bu adada Ecevit’in müjdesine karşın hâlâ “üretim fakiriyiz.”

Bu nedenle olmalı ne zaman “üretimle ilgili rakamlarla” yüzleşsem seviniyorum..

***

KISACA TAKILDIĞIM: Bir süredir Büyükkonuk Belediyesiyle ahalisi “dağın ve çevrenin yok edilmesine izin vermeyeceğiz” diyerek eylemsel tepkileriyle başuçlarındaki “Ayfodi” dedikleri dağdan yol yapım çalışmaları için açılan  “taşocağından”  şikâyetçiler..

Sorun eskidir: Ki şöyle mi desek:

Memlekete yol, yola taş gerek.. Adanın coğrafi   gerçekleri tek taşının bile harcanmaması gerektiğini emretmesine karşın  olsa bile!

Kimselerin taş ithal edecek halleri yok ki bu konuda en büyük sıkıntıyı inşaat sektörü yaşamaktadır..

ÇARE? Karşı çıkanların da böylesi  hallerde  o “çareleri” önerebilmeleri gerekir. İç barış başka türlü tesis edilemez..