Küçükbaş Hayvan Üreticileri Ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Alpay Orhan Güvenlier’in “basında yeralan et fiyatlarının yüksek olduğu haberleri gerçeği yansıtmıyor” sözünü okuyunca cinim tepeme çıktı…
Sonra baktım, üreticiden direk alınırsa filan demekte…
Vazgeç be kardeşim, ben bunca işin arasında gidip üretici bulacağım, e, üretici bana oturup kalem kalem pirzola mı yapacak..?
Yoksa bütün kuzuyu eve getirip, ben mi parçalayacağım.
Ha şu var…
Görünüyor ki, bizzat kendi ellerinizle kurduğunuz saadet zinciri, şimdi sizi boğuyor.
Kurun bir kooperatif, çıkarın aracıyı aradan, kendiniz satın…
Böyle giderse üreticilikten vazgeçmek zorunda kalacaksınız.
Çünkü alıcınız kalmayacak…
Et ithaliyle ilgili yazımın çıktığı gün, bir turizmci feryad ediyordu.
Yüksek fiyata ve kaçak sağlıksız ete mahkum edildiğimiz için. O da üreticiyi suçluyordu.
Demek ki, kendine çeki düzen vermesi gerekenlerin arasında üretici de var…
Hem bu sefer karşılarında baskıyla dediklerini yaptırdıkları hükümet yok, vatandaş var…
BU KANALİZASYON İHTİYAÇTIR VE YAPILMALIDIR
Karaoğlanoğlu’na arıtma tesisi kurulacak haberini “Kıbrıs Emlak Merkezi” imzalı bir açıklamadan duyduk.
Müjde değil, şikayet… Yeri uygun değilmiş…
Girne Amerikan Üniversitesi hizasında, deniz tarafında…
Yatırımcılar emlak sektörüne darbe vuracağından endişe etmekteymişler.
Örnek olarak da Haspolat’ı gösteriyorlar.
Bir kere Haspolat merkezi bir arıtma tesisi.
Onun dışında, tüm yerleşim yerlerinin kendi tesisleri var ve böyle de bir sorun duyulmadı şimdiye kadar.
Esas yapılmamasından endişe duymalılar…
Hem kentin alt yapısının karşılayamayacağı kadar konut, işyeri yapılacak, hem de kent buna yetişmeye çalışıyor diye eleştirilecek…
Karaoğlanoğlu bölgesi, kanalizasyona hiç kavuşmadı.
Aşırı yığılma nedeniyle, artık toprak da kuyuları çekmiyor.
Vidanjörlerin biri gelip, biri gidiyor…
Şu anda mevcut koku, arıtma tesisinden çok daha beter.
Sokaklar, vidanjör atıklarından mikrop yuvası.
Bir çok otel, özellikle kış aylarında, atıklarını denize boşaltıyor.
Yazda da sözde kendilerince bir arıtmayla denizin içine döşedikleri borularla bir miktar içeri, ama yine denize boşaltıyorlar.
Kusura bakmayın ama, yapılacak her şeye de, kendi çıkarımız açısından bakamayız.
Umarım söylendiği gibi özel bir şirketin kendi arıtma tesisi değil, Belediye’nindir… Ve umarım Belediye de, bundan uzunca bir süre önce, yine yer konusunda karşı çıkıldığı için vazgeçtiği gibi, yine vazgeçmez…
İnşaat sektörünün Gine ve köylerine verdiği tahribat, hayatı yaşanmaz hale getirmişken, bir de alt yapı yatırımına karşı çıkmak, emlakçıların kendi ayağına kurşun sıkmasıdır, vizyonsuzluktur.
Konu kamu yararıdır ve hesapsız kitapsız inşaatların bozduğu kamunun çıkarlarını da, vatandaş sonuna kadar savunmaya kararlıdır…
YERİN KULAĞI VAR
PARTİZANLIĞIN SON NOKTASI:
Geçen haftaya damga vuran olay, kendisine vatandaşlık verilen bir kişinin sosyal medyada yayınladığı teşekkür mektubu oldu. Hele bu teşekkürün ana konusu UBP Akdoğan Örgüt Başkanı olunca iş daha da renklendi. Hatırlayacaksınız bundan birkaç gün önce, Merkezi İhale Komisyonu Başkanlığına atanan Halil Talaykurt da, yine sosyal medyadan benzer bir paylaşım yaparak başta Serdar Denktaş olmak üzere, bu işe ön ayak olan “3 kahramana” alenen teşekkür etmişti. Hak, hukuk, liyakat mı dediniz? Burası KKTC, el öpeceksin, minnettar olacaksın, “kahramanlarım” deyip, yalakalık yapacaksın…
ÇARE VATANDAŞ YAPMAKTA:
Her hafta ortalam 50-60 kişiyi vatandaş yapan hükümete çok kızıyoruz doğru ama, olaya bir de onların penceresinden bakınız. Kötü yönetim ve icraatları nedeniyle hergün oy kaybettikleri bir gerçek. Kaybettikleri oyları toparlamak, koltuklarını ve düzenlerini sürdürmek için yeni seçmene ihtiyaçları var. Şunun şurasında seçimlere bir yıldan az kaldı. 27 bin yeni vatandaş yapıp oylarını alsalar fena mı olur. Zaten tek umutları da bu kaldı…
ANNAN PLANI ONAYLANSAYDI:
Cyprus Mail’de George Koumoullis, Annan Planı kabul edilmiş olsaydı, bugün neler olurdu, onları sıralamış. Bunun mükemmel bir plan olmadığını, eleştirildiğini, ancak statükonun devamıyla o eleştirilenlerin aynen devam ettiğini yazıyor. “Belki tüm sorunlar çözülmezdi ama, birlikte yaşamaya başladıktan sonra halledilebilirdi” diyor. Bu arada ilginç bir bilgi veriyor ve referandum öncesi “Girne” piskoposunun, “evet diyenler cehenneme gidecek” buyurduğunu hatırlatıyor. Kendileri için de, tüm ada için de en kötüsünü yapmaya devam ediyorlar. İçlerindeki vizyon sahibi insanlarınsa, kiliseyi ve bağnazlığı aşmaya gücü yetmiyor ne yazık ki…
BİRİ BİZE ANLATSIN:
Turizmci Ali Polatkan’ın, “hayvancının korunması” gerektiğini söyleyen Mustafa Naimoğluları için yazdığı mesaj çok hoşuma gitti. Şöyle diyor Polatkan, “Bunca desteğe rağmen bize diyorsunuz ki, Metehan’ın 100 metre ilerisinde 28 TL’ye satılan eti, 58 TL’ye yiyin ama, sesinizi çıkarmayın…”.
Haksız mı..? Önüne gelen aptal yerine koyacak, tavır koymayacağız…
BİNALAR YÜKSELİYOR, İŞÇİLER ÖLÜYOR:
Son yıllarda anormal bir şekilde ve hiçbir plan ve programa bağlı olmadan çoğalan, en önemlisi denetlenemeyen inşaatlar, iş güvenliği sorununu da beraberinde getiriyor. “Denetlemeye kalksak sektör çöker” diyen bir anlayış sonucu neredeyse her binanın temelinin altında, bir can yatar oldu. Denetleme yok, güvenlik önlemleri göstermelik, alt yapı yetersiz, yollar ha keza, doğru dürüst kanalizasyon yok. Önemli olan birilerinin parasına para katması. Varsın bu yolda birkaç can feda olsun efendilere…
DUYAN DA İNANACAK:
Bayram yaklaşıyor ya, gazetelerde bilmem hangi sanatçının hangi otelde yer alacağı haberlerini okuyoruz. Sanki bu sanatçıları izleyen bizlermişiz gibi. Dışarıdan görenler de bizi casinolardan çıkmayan, ünlülerle vakit geçiren, bir eli yağda, bir eli balda bir toplum zannedecek. Ülkenin %80’i bırakın buralara gitmeyi, ay sonunu nasıl geçireceğinin, bayramda çocuklarına vereceği harçlığın hesabını yapıyor.
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Belli ki siyasetin gündemini daha şimdiden seçim belirlemeye başlamış durumdadır. Bu koşullarda mevcut durumu doğru okuyup analiz eden ve geleceğe dönük doğru siyaset üretebilen siyasi partiler öne çıkmalıdır. Boş vaat ve laf zamanı artık geride kalmalıdır. Kıbrıs meselesi ile yaşamaya nasıl olsa alıştık. Varsın o devam etsin, ama biz her şeyi ile daha iyi koşullarda bir yaşam ve ortam için seferberlik başlatalım. Artık eskisi gibi devam edemeyiz…”.
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: “Limit üstü kalıntı çıkması, halk sağlığı tehlikeye girdi demek değildir. Bizim izin verdiğimiz domateslerde, bazen limit üstü kalıntı çıkabilir. Halkımızın bu konuda bizlere ve yapılan çalışmalara güven duymasını istiyoruz. KKTC’de gıda denetimleri, eğitim çalışmaları sonucunda birçok üreticimiz iyi bir noktaya taşınmıştır. Her hafta yayınladığımız gıda denetim sonuçları da şeffaflığımızın bir sonucudur…”.
































