Haşmet Gürkan çocukluk yıllarını anlatırken Horoz Ali henüz hayattaydı.
O dönemler İkinci Dünya Savaşı yıllarına denk düşer.
Aslında umutsuzluğun satın alındığı yıllardı, buna rağmen, Gürkan’ın anlattığı Lefkoşa kendine özgü hayat tarzına sahipti.
O dönemlerde cuma pazarının canlılığı ve sokaklara düşen seyyar satıcıların bolluğu, bisiklet kullanımının araba kullanımından daha çok olması Lefkoşa’yı “şeher” yapan özelliklerdendi.
Dönem İkinci Dünya Savaşı dönemi olduğu için o yıllarda 3500 civarında olan otomobillerin çoğuna el konulduğu, bu yüzden bisiklete rağbetin daha çok arttığı söylenir.
…
Bizim kuşağın çocukluk dönemi İngiliz İdaresi’nin son dönemi ile cumhuriyetin kuruluş dönemine rastlar.
Bu dönemde artık Horoz Ali yoktu ama Aynalı hayattaydı.
Gürkan’ın anlattığı Lefkoşa ile bu dönem arasında pek az fark vardır.
Mesela seyyar satıcılar arasında yer alan oduncular islimin devreye girmesi ile ortadan kalkmıştı.
Odunları yarmak ve kesmek için omuzlarında baltaları ile sokaklarda dolaşan oduncular yoktu artık.
Cumhuriyet yılları olduğu için umutsuzluk yerine bir umudun yeşerdiğini söylemek mümkündü ne kadar yarının ne olacağını kimse bilmese de.
…
Cumhuriyetin ilk yıllarında Sovyetler Yuri Gagarin’i uzaya göndermişlerdi. (1961)
Dünya gençliği her şeye başkaldırmaya hazırlanıyor ve bunun ayak sesleri duyuluyordu.
Ancak Kıbrıs bunlardan çok uzaktı.
O yıllarda islimlerin yerini gazlı ocakların almasından başka bir değişiklik yoktu.
Üstelik gazlı ocaklar evlere girmeye başladığında, Kıbrıs tekrardan bir umutsuzluğu satın alacak ve ortaklık cumhuriyeti çökecekti…
…
Gürkan’ın çocukluğu ile cumhuriyet çocuklarının dönemi arasında umut ve umutsuzluk gelgit olaylarına benzer!
Ama bu gelgitin sanki bir yazgıymış gibi insanlara yapışıp kalacağı önceden kestirilemezdi doğrusu.
Daha sonraki kuşaklar adanın yakın geçmiş tarihine baktığında bu gelgitleri rahatlıkla tespit edebileceklerdi.
…
Bizim kuşağın çocukluğu da çok gerilerde kaldı.
Nice gelgitler yaşandı.
Öyle ki o “şeher”den ve onu kendine özgü bir kent yapan özelliklerin çoğundan eser kalmamıştır orta yerde.
…
Günümüzde dünyaya ayak uydurma çabaları yeterli veya yetersiz bir biçimde olsa da izlenmeye çalışılırken, umut ve umutsuzluğun gelgitleri günümüz kuşaklarını da yakasından yakalamıştır, eskilere oranla çok iyi hayat şartları içinde yaşamalarına rağmen.
Başka sıkıntılar içinde boğuluyorlar.
Özgürlükleri elinden alınmış tutsaklar gibi.
Mesele islimin yok olup gaz ocağının yerini alması, ya da her odaya klima takıp lüks arabalara sahip olma meselesi değilmiş.
Mesele başkaymış…
…
Mesele anlaşılmadıkça,
Ya da anlaşılsa bile onu çözmede kararlılık gösterilmedikçe,
umudun resmi çizilemez…
































