Galiba asıl olay şudur: Eğer bir ülkenin kendi sınırları dışında bir ulusal davası varsa öncelikle ittifaklarıyla uluslar arası ilişkilerini o davayı kazanacağı ülkelerle gerçekleştirir..
Tükiye için KKTC öylesi bir davadır ama bu davayı kazanacağı şansı on yıl önce Davos’ta, önce Netenyahu’ya “one munite” çekip toplantıyı terk ederek ve sonra da yüzünü batıya çevirmek yerine Arap dünyasına çevirerek heba etti!
Oysa İsrail’le yakın ilişkilerini sürdürmeye, AB’ye yakın durmaya devam etseydi bugün Güney’deki Rum toplumu AB tarafından bu kadar koltuklanmaz dolayısıyla Türkiye’nin Kıbrıs politikası da bu kadar dışlanmazdı..
Kaldı ki Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye ile Yunanistan’ın arası da bu kadar açılmazdı.. Hatta Doğu Akdeniz’de ortak hidrokarbon arayışları bile oluşturulurdu..
OYSA on yılı aşkın süredir sadece Kıbrıs’ta Türk Rum toplumları değil, Doğu Akdeniz’de de Türkiye ile Yunanistan’ın karşı karşıya gelecekleri tartışmalı sürtüşmeleri başladı. Dolayısıyla çözüm olasılığı bir kez daha vuslata kalırken, Türkiye’nin AB üyesi olabilme ihtimali de “kim bilir ne zaman” denecek ileri bir zamana ertelendi!
Kısaca artık Türkiye ile birlikte kaybediyor tutun ki Türkiye ile birlikte kazanıyoruz… Ötesi yok!
***
Sn. TATAR’I İZLERKEN: Doğrusunu söylemek gerekirse artık okun yayından çıktığı gerçeklerde oturup Rum’un keyfini beklemek akıl kârı olmayacaksa, Sn. Tatar’ın Kıbrıs sorununu öne çıkarması, sorunu yeniden ilgi odağı haline getirmesi, en azından Rum tarafının oldu bittilerini asla kabul etmeyeceğini söylemesi (beğenmesem de) cesurca bir kararla Maraş’ın sahil bölümünü açması, Rum tarafına “oh olsun” dediğimce iyi oldu… Yoksa sittin sene daha Rum tarafının keyfini bekler olacaktık..
Tabi bu öne çıkışın ve Kıbrıs sorununun devinim kazandırılmasının ne kadar isabetli olduğunu “bundan sonrası” politik ve sosyoekonomik eylemlerimiz gösterecektir.. Ki “bu da geçer” dediğimizce şimdi de Türk milletini döviz vurdu! Hadi buna da bakalım:
***
TÜRKİYE AB ÜYESİ OLSAYDI: Biliyorum bir ülke “dılı dili” “cikli caklı” temennilerle değil, plan programlar ve hesap kitaplarla büyür. Ekonomik büyüme “istikrarla iç barışın” tesis edilmesiyle gerçekleşir.
Hepsinin üstünde olan “hukuğun üstünlüğüyse” hiç anlatmaya gerek yok Türkiye sadece depremler ülkesi değil “ihtilâller ülkesi” de oldu! Ve Türkiye ne zaman kalkınmaya başlasa bir yeni ihtilalle başladığı yerde döndü!
Bu darbelerden Kıbrıs Türk toplumu da aldı nasibini!
Bu ihtilaller nedeniyle biz adadaki Türk halkı çok kaybettik! Çünkü her darbe bir yıkım her yıkım TC’nin uluslararası dış ilişkilerinde hasar yarattı.. “Artık deniyor ki Türkiye’de bir daha darbe olmaz..” Her zaman temennimiz budur diyelim..
VE Sn.TATAR’A DÖNELİM: Kendinden önceki Cumhurbaşkanları Rum tarafıyla hep “federasyonu” tartıştılardı. Hatta 2. Cumhurbaşkanı Talat’la 4. Cumhurbaşkanı Akıncı “federasyonlu” çözüme epey de yaklaştılardı..
Şimdi görevi 5. Cumhurbaşkanı Sn. Talat yüklendi ve artık çok iyi biliyoruz “federasyondan” önce “siyasi eşitliğe dayalı iki ayrı devletten” söz ederken, “Rum tarafıyla da işbirliğine hazırız” diyor ve bu konuda da Ankara’nın desteğini alıyor…
Bu stratejik değişikliğe karşın, bir: Yine de Rum tarafı ile müzakereler başlayabilir mi? İki: Rum “siyasi eşitlik ve iki ayrı devlete dayalı çözüm önerisini kabul eder mi?
Yakında Sn. Tatar ile Anastasidis görüşecekler. Bugünden ne konuşacaklarını bilemeyiz. Zaten görüşmeleri şimdilik tanışmaları için kurgulanmış. Sonrası müzakereler nasıl gelişir yada hiç başlamaz bilemem ama bildiğim kadarıyla Anastasidis “İki ayrı devleti görüşmek için masaya oturmaz keza Sn. Tatar da salt federal sistemi görüşmek için masaya oturmaz. Eh, eğer iki doğrudan bir yanlış çıkmayacaksa Müzakerelerin başlaması galiba mucize olacak!
***
MUCİZE OLACAK AMA ya Kıbrıs Türk halkı ne olacak? Ömrü billah dövizin yükselip düşmesini mi izleyecek? Doğu Akdeniz’de koptu kopacak arbedeyi mi bekleyecek? Rıhtımlarına dayanmayan gemileri, hava alanına inmeyen uçakları mı gözleyecek? İlelebet Türkiye’nin avucuna mı bakacak? Yapacak işi olmadığı için her yıl yine seçim mi yapacak? Yine ambargolu ekonomiye karşın her yıl nasıl ayakta durabilirim diye mi sancılanacak? Vesaire…
TABİ ki bu Sorunların büyük kısmı hükümetin kamburunda olacak ama her halde bir anlık kararla Maraş’ı açan Sn. Tatar ayni zamanda bir ekonomist olarak KKTC’nin ahvalini uzaktan seyretmeyecek..
Ne diyecektim? Anayasada değişiklik zamanı da geldi! Çünkü KKTC Cumhurbaşkanlığı soyoekonomik sorunlardan azade kılınırken, sadece müzakerelerden müzakerelere görev yüklenecek bir sembolik makam değildir. Kaldı ki KKTC’nin böyle bir lüksü de olamaz!
KISACA TAKILDIĞIM: (TRAFİK VE SORUNLARIMIZ.)
16 Nisan 2018’de Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan trafikte kayıtlı 198 bin 875 motorlu araç bulunduğunu açıkladıydı..
Ardından 18 kasım 2019’da “KKTC’de 209 bin 834 motorlu araç vardır” açıklaması geldiydi..
Peki 2 bin 21 yılında yada 2 bin 23 yılında ve sonrası yıllarda KKTC’de kaç araç olacak dersiniz? Çünkü nüfus arttıkça araç sayısı da artıyor. Kaldı ki bunlar kayıtlı olanlar. Bir de eğer Koronavirüs gider ve Turist ile üniversite öğrencileri gelmeye başlarlarsa araç sayısı daha bir artış gösterecek?
OYSA KKTC bu yükü çekemiyor! Yollarımız yetersiz! Trafik işaretleri yetersiz! Işıklandırma yetersiz! Hatta sürücüler bile yetersiz çünkü:
Çoğu sürücü kendi aklıyla iradesinde olması gereken arabasının makinesiyle süratine hakim olamıyor! Arabayı bir ihtiyaç olarak değil, fantastik bir gösterinin aracı olarak kullanıyor! Sürat, dikkatsizlik, bir anlık sapkınlık da ölümlü kazaları getiriyor..
Öte yandan yiyecek siparişlerini dağıtan motorlular var.. Her biri bir sirkte motoruyla gösteriye çıkmış gibi arabaların arasında vızır vizır gelip geçerken tehlikelerden tehlikeler yaratıyorlar!
YANİ artık tüm yollar sırat köprüsü oldular! Çıktığı yerle varacağı yer arasındaki parkuru sağ selim bitirenler gazi, kazaya uğrayanlar “Niyazi” olmaktalar!
PEKİ soralım: İki üç yıl sonra ne olacak ya? Yada üç beş yıl sonra? Araba kullanmayı mı yasaklayacaksınız yollardaki ölümcül kazaları önlemek için?
Yapılacak tek bir şey vardır: Yol yol yol ve trafik işaretleriyle ışıklandırma ve caydırıcı tedbirler!
































