Bilmem farkında mısınız ama bugünlerde UBP’de önüne gelen, istediği gibi konuşuyor. Parti disiplini, ortak politika hak getire… Partinin bir Genel Başkanı var, Hüseyin Özgürgün. Ortak kararla partinin başına getirilmiş. Yani Özgürgün’e denmiş ki, “Gel partinin başına geç, hepimiz senin adın üzerinde uzlaştık…”
Ama son genel seçim sonuçlarının ardından, partinin aldığı oy oranını beğenmeyen, bunu çeşitli argümanlarla dile getiren, hatta tek suçu dönemin başkanı ve Başbakanı İrsen Küçük’ün sırtına yüklemeyi tercih eden bir grup var parti içerisinde… Ne gariptir ki, Küçük döneminde yapılan tüm icraatların altında imzası bulunan, o gün Küçük için methiyeler düzen bu kişiler, siyasi istikballerini garantiye almak adına, dün “siyah” dediklerine, bugün “beyaz” diyebilecek durumdalar…
Neyse biz konumuza dönelim. Seçimlerin hemen ardından parti içerisinde başlayan, “Tek kurtuluşumuz DP-UG ile birleşmektedir” diyen bu grup ve temsilcileri, KKTC siyasi tarihinin sağdaki en büyük partisini, sırf koltuk uğruna birilerine yamamaya çalışmaktadırlar…
Özellikle UBP içerisinde DP-UG ile önce iş birliği, ardından birleşme senaryolarının başını çekenler arasında, Ersin Tatar, Sunat Atun ve Faiz Sucuoğlu isimleri öne çıkıyor. Hatırlayacaksınız, Sayın Sucuoğlu seçimlerin hemen ardından katıldığı bir televizyon programında, “Benim görevim sağda birliği sağlamak ve iki partiyi birleştirmektir” mealinde sözler söylemiş ve daha o günden misyonunu açıkça belli etmişti. Zaten UBP ile DP-UG’nin kapalı kapılar ardında yaptıkları görüşmelerde de, hep Sucuoğlu ismi öne çıkıyor…
Bir diğer isim Ersin Tatar… Dün Hüseyin Ekmekçi köşesinde Tatar’ın UBP örgüt toplantısında yaptığı bir konuşmayı sayfasına taşıdı. Ne diyor Ersin Bey, “UBP’nin parası yok. Bu seçimin altından nasıl kalkacağız? Benim önerim DP ile iş birliği yapılmasıdır. Hem mali olarak yük bölüşülür, hem de gücümüz artar…” Tatar’ın derdine bakın, “Para yok, onun için partiye kilit vuralım, gidelim DP’yle birleşelim.” Bu konuşmayı Tahsin Ertuğruloğlu yanıtlıyor, “DP bir tarafta CTP ile hükümet ortağı, diğer tarafta UBP ile seçim ittifakı. Ve biz UBP olarak ‘paramız yok’ diyerek bu iş birliğini meşrulaştıracağız. Bunu onursuz bir davranış olarak kabul ediyorum. UBP bu ülkenin en büyük partisidir. Bu sorunların altından tabanın gücü ile kalkabilir…”
Ve bir diğer isim Sunat Atun. Ne diyor Sunat Atun, Yenidüzen’e verdiği demecinde, “DP-UG ile sadece yerel seçimde değil, koalisyon için de çalışacağız”…
Halbuki daha on gün önce UBP Genel Başkanı Özgürgün, “Bu hükümet devam ederken bizim DP ile yerel seçimlerde iş birliği yapmamız da mümkün değildir” sözleriyle, dedikodulara kesin bir yanıt veriyordu. Hatta daha da ileri gidip, “böyle bir deneyi 2006’da yaşadıklarını ve aldatıldıklarını” söylüyordu…
Özgürgün’ün bu açıklaması üzerine ise 10 Şubat tarihinde bu köşeden, “Bence Özgürgün’ün bu lafını bir kenara not edin. Seçimler yaklaştığında bu sözü de unutturup, iş birliğine giderlerse, hatırlayasınız diye…” yazmıştım… Ama öyle görünüyor ki, yerel seçimleri beklememize gerek bile kalmayacak. UBP içerisindeki bir grup, “birilerine şirin görünmek” ve kendi siyasi gelecekleri ve küçük hesapları adına, koskoca UBP’yi tıpkı bir zamanlar KTHY’de olduğu gibi, “seçime meze” yapmaya çalışmaktalar…
Bu partinin oy birliği ile seçilmiş bir başkanı var. Ama öyle görünüyor ki, adı başkan ama parti üzerinde hiçbir otoritesi yok. Herkes istediği, düşündüğü gibi konuşabiliyor, parti yetkili organlarının aldığı kararları hiçe sayabiliyor. Hiçbiri olmadı, kendilerine yakın örgütleri toplayıp, merkeze baskı dahil, her türlü şantajı yapabiliyorlar…
İşte UBP, böyle bir tablo ile yerel seçimlere gitmeye hazırlanıyor. Birinin hanyaya, diğerinin konyaya çektiği bu partinin yerel seçimlerde başarılı olabileceğine kim inanabilir ki..? Bırakın mevcut belediyeleri korumasını, yarısını bile kazanması mucize olur. Ama belki de, amaç bu…
Ancak eğri oturup doğru konuşmak gerek. Ulu orta, herkesin gözü önünde yapılanlar için UBP veya DP-UG’ye mi kızmamız gerek. Hayır… Esas suç, onları bu kadar pervasızca pazarlık yapmaya iten CTP’nin kendisidir. Topluma verdiği sözlerin yarısını yapabilseydi, bugün bunlar yaşanmazdı. Ama bırakın seçim süresince verdikleri sözleri hayata geçirmeyi, tam tersini yaparak, adeta “Gelin alın” diyorlar…
YERİN KULAĞI VAR
YANİ UBP’DEN FARKINIZ YOK:
“Zam her yıl yapılıyor, biz de iki ay gecikmeli yaptık” diyor Başbakan. Pek o zaman sormazlar mı, hayatı ucuzlatma, UBP’nin yaptıklarını yapmama sözleri nerede kaldı diye? Seçimler öncesi dağıtılan “yenilenmenin akıl defteri”nde bunlar mı yazıyordu. Yazmıyordu tabii. Aksine halkın alım gücünün yükseltilmesi vardı. Bir de ekonomik konularda akademik kurumlardan hizmet alımı yapacaklarını söylüyor. Demek ki, CTP hükümet olmaya hazır değildi. İyileştirme için bir planı, projesi yoktu. Ben bunu anlıyorum…
LTB’DE YENİ BORÇLANMA:
Lefkoşa Türk Belediyesi borçtan kurtulacak adımlar atacağına, yeniden borçlanıyor. Sendika Lefkoşa’yı pislik içinde bıraktı ve sonunda belediyenin yeniden borçlanmasına yol açtı. Bu ne bir “radikal” karardır ne de “çözüm”… Bu sadece durumun idaresidir. Ekonomik akıl, popülizmin gerisinde kalmıştır. Hele de şimdi yerel seçimler yaklaşırken… Hani o Ziraat Bankası kredisi? Hani borçların yeniden yapılandırılması? Hiç biri yapılamadı. Tuvalet kağıdından tasarruf yaparak Belediye’yi kurtarmak mümkün değilmiş demek ki…
ÇALIŞMADIKLARI GÜNLER NE OLACAK:
LTB Başkanı Kadri Fellahoğlu, BES’e karşı direnemeyip borçlanmaya karar verdi. Peki ama, Belediyecilerin çalışmadıkları günlerin parasını kesme cesaretini de gösteremeyecek mi Kadri Bey. Ben bir vatandaş olarak isyan ediyorum. Pisliğe de, adaletsizce Belediye’ye doldurulanların yükünü çekmeye de, almadığım hizmet için maaş ödenmesine de. Yeter artık!
OTOMATİĞE BAĞLANMIŞIZ:
Ben anladım ki, seçim de yapsak, değiştirsek de bu kader değişmeyecek. Kimsenin değiştirmeye cesareti de yok. Baksanıza, Başbakan “her yıl yapılıyordu” diyerek zamları açıklıyor, Lefkoşa Türk Belediyesi suçladığı bir önceki yönetimin yaptığını yapıyor, popülizme sarılıp, yeniden borçlanıyor. Akaryakıt, elektrik zamları da zaten otomatik… Demek ki, partiler arasında ne ideolojik, ne de politik açıdan bir fark yok. Otomatik vitesle gittiğimiz yere kadar…
SANKİ BİZE SORACAKLAR:
Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Maraş’ı vermek gibi bir konu gündemimizde yoktur” demiş. Bizim gündemimizde yok ama bizden başka herkesin gündemi Maraş. Hatta içimizdeki birçok STÖ ve sendika verilmesi konusunda oldukça da ısrarlı görünüyor… Ateş olmayan yerden duman çıkmaz gibi geliyor bana.
7 KOCALI HÜRMÜZ:
İlk başlarda Kıbrıs sorununu kendi aramızda, Türkiye ve Yunanistan’ın katkılarıyla çözebileceğimizi sanmıştık. Olmayınca devreye BM girdi. O da olmayınca Önce Avrupa Birliği, ardından ABD girdi. Ve son olarak bakıyoruz, Rusya da müzakerelere müdahil olmak için fırsat kolluyormuş. Biz mi ne yapıyoruz. Yedi kocalı Hürmüz gibi, hakkımızda verilecek kararı bekliyoruz…
ZİRVEDEKİLER
KTTO-KEBE: Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile Rum Ticaret ve Sanayi Odası’nın birlikte yaptıkları “Ya Olursa” filmini izledim. Ana tema, anlaşmayla birlikte yaratılacak güven ortamı ve sinerji ile dış yatırımın çekilecek olması. Bizim iş adamlarımız uluslararası sermayeye ve krediye ulaşmayı hedeflerken, zaten bu olanağa sahip olan Rum iş çevreleri Türkiye’nin büyüyen ekonomisinden, teknolojisinden ve limanlarından yararlanmayı umut ediyorlar. Bence bu çalışmanın bize yansıttığı en olumlu unsur, bu defa umut taşıyan kesimlerin iki tarafın iş çevreleri olması. Zaten bir anlaşma olacaksa, ekonomik gereklilikten olacak…
DİPTEKİLER
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu: “Zamlar her yıl yapılıyordu, biz iki ay geciktirdik” diyen Başbakan, tabii ki dipte. Bu konuşma sadece bir aczin ifadesi. İki yüz küsur sayfalık “Akıl Defteri”yle gelen Başbakan’a zammı iki ay erteledi diye şimdi teşekkür mü etmemiz gerekiyor?.. Halbuki halk onları, UBP’nin yaptıklarını yapmasın diye seçmişti…
































