Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

UBP Gıda Yasasını niye geçirememiş…

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Kaşif dün Meclis kürsüsünden itiraf etti. Ama ne adına, eski partisi adına…
Şimdi rahat konuşuyor, çünkü başka bir partiden bakan. “Ben” diyor, “Sağlık Bakanıyken, Gıda Yasası’nı hazırlayıp Meclis’e getirdim. Taa 2010’da. Ama geçiremedik. Sebep neydi biliyor musunuz, patron kim olacak kavgası yüzünden”…
Hatta Sayın Kaşif, Hal Yasası’nın da kendisinin UBP’de olduğu dönemde hazırlandığını söylüyor.
Aradan 4 yıl geçmiş. Sanki çok önemsiz bir konuymuş gibi, kimse de üstüne gitmemiş.
O dört yılda kaç kişi daha kansere yakalanmış. Kaç kişi ölmüş. Devlet tedaviler için kaç milyon harcamış…
Böyle bir rezillik olabilir mi Allah aşkına…
Bugün yine cennet hurması olayı gündeme düştü diye konu alevlendi, hepimiz tartışıyoruz. Bir süre sonra adım gibi eminim ki unutacağız. Ta ki yeni bir zehirli ürün ortaya çıkıncaya kadar. Eğer bu arada, kamuoyunun duyarlılığı motivasyon sağlar da bu yasalar süratle geçerse ne ala. Ama geçmezse, bugünkü hükümetin geçmiştekinden ne farkı kalacak..?
Siyasetin çirkinliğini ve topluma kaybettirdiklerini bu kadar somut, bu kadar net gösteren başka bir örnek olabilir mi..?
Bu ülkede siyaset, her zaman sırf siyaset olsun diye yapılmıştır. Yıllar yılı böyle gelmiştir. Asla insan odaklı değildir. Bir Gıda Yasası’nın geçmemesinin yaptığı tahribatı kısaca yukarıda sıraladım. Bunu genelleyebilirsiniz. Bu trafik için de böyledir, sağlık için de, eğitim için de. Mesela çift şeritli yollar yapılırken, araya bariyer konması gerektiğini bilen bürokrat yok mudur? Ya da böyle bir bilgi birikimi? Mutlaka vardır. Ama yollar ihale edilirken, kimse bunu ciddiye almaz. Yol demek, bölge halkından oy demektir, bir de ihale demektir…
Devletin yasa hazırlama kapasitesi yok değil. Bunu en iyi şekilde yapacak bürokratları da her zaman olmuştur, danışacağı bilim insanları da. Ama olaya bakın, yasa tasarısı hazırlanıyor, ama Meclis’e gelemiyor. Nedeni siyaset, küçük hesaplar. Oysa yasa geçse, patron kim olursa olsun, hepsi de aynı takdiri alacaklar. Hem bir yasanın yürütülmesinde patron ne demek, onu da anlamış değilim. Bu nasıl bir çıkarcılıktır, bu nasıl bencilliktir. Buna ancak gözünü koltuk bürümüş denir, başka bir şey denmez. Kim olduklarını tahmin etmek zor değil ama, keşke Sayın Kaşif o kavgayı yapanların da isimlerini verseydi…
Kabul edelim ki, önümüzü tıkayan sadece siyasettir. Başka bir şey değil.
Bazen düşünüyorum, öyle bir grup insan çıksa ve iktidara aday olsa. Bir daha seçilmek gibi bir gaileleri olmadığını korkmadan açıklasalar. Bugüne kadar yapılmayanı yapmak için. Adaletsizliklerin tümünü ortadan kaldırmak için. Tüm yasaları elden geçirmek için. Kamunun yükünü azaltmak, verimliliğini sağlamak için. Devleti işler hale getirmek için. Partizanlığa son vermek için. Adam kayırmacılığa son vermek için. Ancak o zaman siyasi engellerden kurtulup, kimsenin gözünün yaşına bakmadan radikal kararlar alınabilir. En önemlisi ancak böyle bir hükümet hesap sorabilir…
Aslına bakarsanız, halk her seçimde, bu beklentiyle sandığa gidiyor. Tamam bunlar hesap soracak, adaletsizliği ortadan kaldıracaklar diye. Ama olmuyor…
Eğer bu cesarette birileri ortaya çıkmazsa işimiz zor.  Gider bir başka partiye, foyaları böyle ortaya döker, ama sorumluluğu üstüne alan biri yoktur. Üstüne üstlük, “patron kim olacak” kavgası yaptıkları için yasayı geçirmeyenler, çıkar, büyük bir pişkinlikle kendilerinden sonrakini yasayı çıkartmamakla suçlarlar, bu hakkı kendilerinde görürler. Kimse de kimseden hesap sormaz. Vatandaş da kanser olmaya, güvenliği sağlanmamış yollarda ölmeye, hastanelerde sıra beklemeye, elinde diplomasıyla evde oturmaya devam eder…
Son 4 yılda kanser olanların vebali, o “patron kim olacak” kavgasını yapanların boynundadır…

 

YERİN  KULAĞI  VAR
CTP KAYNIYOR:
Kıb-Tek  yönetiminin aldığı karar ile borçlarını ödemeyen abonelerin elektriklerinin kesilmesi, CTP’de kargaşaya neden oldu. Kesintiler nedeniyle Kıb-Tek yönetimi ile Başbakan’ın arasının açıldığı ve Yorgancıoğlu’nun, kesintilerde öncelikle Başbakanlığa bağlı dairelerden başlanmasına oldukça sinirlendiği iddia ediliyor. Aslında kızmaya hiç gerek yok. Kurum aldığı kararın arkasında duruyor. Sayın Başbakan’ın kızacağına, uygulamayı yapanları kutlaması daha doğru olmaz mıydı..?

SAĞLIK BAKANLIĞI’NDA MÜSTEŞAR KRİZİ:
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Akçaba’nın görevden alınması için CTP içerisinden kulis başlatılmış. Yıllardır çeşitli hükümetler döneminde bu makamı koruyan ve iyi işlere imza atan Akçaba’nın yerine göz koyanlar olduğu ve görevden alınması için kulis çalışmaları yapıldığı iddia ediliyor. İşte biz böyleyiz, sırf bir başka hükümet döneminde atandı diye, konusunda bilgi ve birikime sahip bürokratları kullanmak yerine, harcamayı tercih ediyoruz. Bu gidişle kamuda, devleti ve yasaları bilen bürokrat bırakmayacağız. İnşallah Sağlık Bakanı partiden gelen baskılara boyun eğmez…

EKONOMİK RAHATLATMA:
Haberi Ahmet Kaşif verdi. Gerçi Maliye Bakanı’ndan ya da Başbakan’dan bir haber yok ama dövizin artışı nedeniyle ortaya çıkan duruma karşı, hükümetin ekonomiyi rahatlatmak için bir çalışma yaptığından bahsetti. Her ne düşünülüyorsa bir an önce hareket edilmeli. Ersin Tatar’ın dediği gibi, döviz artışının getirdiği olumsuzluklar konusunda mevcut ekonomik protokolün belki de yeniden ele alınması gerekli. Bunun için de Türkiye ile temasa geçilmesi şart. Umalım ki toplumun tüm kesimlerini rahatlatan tedbirler olur. Bekleyelim, görelim…

ENKAZ BUDUR İŞTE:
Gelen iktidarların pek beğendiği laftır, “Enkaz devraldık” derler. Ancak bu hükümet gerçekten bir enkaz devralmış durumda. Yazıklar olsun. Her ne kadar hükümetin adım atamadığından şikayet ediyorsak da, aldıkları enkaz da ortada. Nereyi tutsalar, ellerinde kalıyor. Devleti bu hale getirirken kılları kıpırdamayanların çoğu da hala siyasette. Bıktık artık, daha kimleri makam mevki sahibi, kimleri zengin edeceğiz, daha kimler kimler o koltuklarda oturup bu halka zaman kaybettirecek…

TAM BİR ÇÖKÜŞ:
Elektrik kesintileri okuldaki çocukları etkiledi diye dertlenirken, bir de baktık gümrük güvenliği de ortadan kalkmış. Gazimağusa Limanı karanlıkta. Görevliler gecenin soğuğunda çalışmak zorunda kalırken, ciddi bir güvenlik sorunu da ortaya çıkmış durumda. Devlet tam bir acz içinde, bu bir çöküş değil de nedir..?

HERKES MASUM:
Önce Başbakan söyledi, şimdi de Belediyeler, su motorlarının kimin uhdesinde olduğu belli değilmiş, onun için borçları ödenmemiş. Bakar mısınız. Böyle bir boşluk, böyle bir umursuzluk olabilir mi? İçişleri Bakanları ne yapmış acaba? Aynen sokak aydınlatmaları gibi. Yıllarca her ay vatandaştan parasını topladılar, ama ödemeye gelince kimse sahip çıkmıyor. İnsanın isyan edesi geliyor…

 

ZİRVEDEKİLER
Ticaret Odası: Devletin yapmasını gerekeni yapan Oda, hem Kıb-Tek yönetimiyle hem de sendikayla görüşerek, elektrik konusundaki bulguları ve önerilerini açıkladı. Önerilerde maliyetlerin düşürülmesi yanında, dağıtım ve tahsilat gibi hizmetlerin özelleştirmesi de var. Devlet kendi kurumlarının elektriğini kesme noktasına geldiğine göre, radikal adımlar atılmak zorunda. Çünkü artık kimsenin ideolojik tartışmalarla zaman geçirme lüksü yok…
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: Meclis kürsüsünden bağırıyordu; “Evcilik oynar gibi, hükümetçilik oynuyorsunuz”… Peki siz ne oynamıştınız Sayın Çavuşoğlu? Bu sorunlar 4 ayda ortaya çıkmadı. Belediyelerin durumu, Kıb-Tek’in durumu, gıda güvenliği, yol güvenliği yılların birikimi sonucu değil mi? “Patron kim olacak” oyunu olmasın sakın…