Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“U”, “M” ve “Y” borusu

Konumuz Cumhurbaşkanlığı seçimleri.

İstikbalimiz buna bağlı.
Kolay olmayacak zor olacak.
Ama halkın güçlü sağduyusu bu işi çözecek.
Zaten önemli olan halktır.
Eğer halk isterse, pazartesi gününü de tatil yapar, haftanın yedi gününü de 5’e indirir.
İradesi bilir.
Çünkü irade onda.
Bu irade her şeyin üstündedir.
Anayasa’yı onca partiye, makama rağmen bu ahali ret etmedi mi?
Etti.
O zaman, partiye değil ahaliye bak.
Parti dediğin zaten üç dört bıyıklıdan ibaret.
Onların bıyığını kes, Tevrat’taki Samson’un (Şimşon) saçlarını kesip gücünü kaybetmesi gibi olurlar.

Bir aday çıkıp da “Eğer halk isterse” dediğinde,
Hakikatten çok isabetli konuşur demektir.
Çünkü halkın iradesinin ne kadar kudretli olduğunu idrak ettiğini gösterir.
O aday, zaten bunu hisseder.
Halk onu ister.
Aday olacak kimsenin sağduyusu güçlü olur.
Sıradan vatandaş gibi normal hislere sahip değildir.
Altıncı hissi var onun.

Şimdiden kaç aday çıktı?
Dikkat buyurun, hepsinin altıncı hatta yedinci hissi var.
Hepsi de halkın kendilerini istediğinden emin.
Birçok kesimden yoğun istek aldıklarını kendileri söylüyor zaten.
Yoksa durup dururken niye heveslensinler?
Bu iş hevesle olacak kadar gayri ciddi bir mesele değildir.
Yanılmıyorsak mesele Kıbrıs sorunu ile de bağlantılıdır…

Marx’a göre Kıbrıs sorunu diye bir şey yoktu.
O, Hindistan’dan tut, Londra’ya kadar uğraşıyor, bizi görmüyordu bile.
Lenin de meseleyi es geçmiş, Finlandiya ile uğraşıyordu.
Gazi Paşa’ya da anlatamamışlardı bu işi.
Sadece “orada bir ada var ona dikkat edin” gibi bir şeyler mırıldanmıştı.
Allahın ayyaşı!..

Kaldık mı böyle orta yerde!
Bunların öngörüleri olmayınca, teoride bocaladık.
Keşke Churcill gibi Lenin de adaya gelmiş olsaydı.
Gazi Paşa’yla mektuplaştığı vardı ama mesele biz değildik.

Neyse.
Konu dağılmasın.
Kıbrıs meselesine sırf gündemin içinde kalalım diye yer ayırıyoruz.
Ahali bizi dibelik koyun zannetmesin diye.
Çünkü Kıbrıs sorunu ile yatıp, Kıbrıs sorunu ile kalkıyorlar.

Bir zamanlar tuvaletler fena halde koku yapıyormuş.
Kokular evlerin, sarayların içine kadar yayılırmış.
İlk tuvalet 1778’de bir İngiliz saatçi tarafından yapılmış ama koku önlenememiş.
Akılları 71 yıl sonra başlarına geldi.
1849’te Stephen Green adlı bir başka İngiliz “U” şeklinde bir boru geliştirip tuvaletin altına takmış.
Orada su kaldığından, kokuyu önlüyormuş.

Küçük buluş, büyük iş.
Hala bu yöntem kullanılıyor.
Biz olsaydık “U” şeklindeki boru hiç aklımıza gelmeyecekti.
Zaten direkman deliğe yaptığımızdan mesele yoktu…

Adaylık meselesinde de kokular yayılıyor.
Bir türlü de önlenemiyor.
Partilerimizin bu sorunu çözeceği muhakkak.
Hummalı bir şekilde çalışma var.
Ama ister misiniz “U” şeklinde boru yerine “M” ya da “Y” şeklinde boru bulsunlar?