Önceki akşam, Sibel Siber, Kudret Özersay, Mustafa Akıncı ve Mustafa Onurer’in katıldığı açık oturumu izlemeye ne yalan söyleyeyim niyetim yoktu. Ta ki, Twitter’dan “Akıncı çok gergin, neredeyse stüdyoyu terk edecek” yorumları gelene kadar…
Sonra merak ettim ve çevirdim…
Tuhaf bir program akışı vardı. İki dakikalık sürelerle sorular soruldu, arkasından gazetecilerden sorular alındı, yine aynı şekilde iki dakikalar. Süre uzadıkça uzadı. Bir ara keselim diye düşündülerse de, devam ettiler, ancak gece yarısını epeyce geçtikten sonra benim de ilgim dağıldı…
Yalnız güzel olan tarafı, adayların birbirilerine soru sorma olanağıydı. Doğrusu da buydu zaten. Karşılıklı tartışma yapılmayan bir programda, dersini çalışmış talebeler gibi ezberlerini anlatırlar, siz de bildiklerinizi tekrar dinlemek bile istemezsiniz. Önemli olan, tartışma sırasında aniden çıkan sorulara hemen orada verdiğiniz yanıtlardır. O noktada birikiminiz, niyetiniz, vizyonunuzun olup olmadığı her şey ortaya çıkar.
Nitekim önceki gece de öyle oldu…
Her şeyden önce, KSP adayı Mustafa Onurer’den bahsetmek lazım. Devletin varlığına inanmadığını sık sık belirtti, “işgal” sözünü ağzından düşürmedi, ama bu inançlarına rağmen, bu devletin seçimlerine neden katıldığını anlatmadı. Sanırım sadece, görüşlerini yaymak için aday olmuş. Onun için ben de bu yazımdaki değerlendirmelerime, kendisini katmıyorum…
Sayın Akıncı gerçekten agresifti. Kibirli, tepeden bakan bir tavır sergilemeyi tercih etmiş görünüyordu. Ancak bu onun için hiç de iyi bir görüntü olmadı. Bir yandan Kudret Özersay’ı “Sen memursun, sen herkesle çalıştın, teknisyensin, ben seçilmişim, bilmiyorsan kitabımı oku” diyerek küçümsemeye çalışması hoş değildi. Diğer yandan, Sibel Siber’e, döndürüp dolaştırıp “Meclis Başkanı geçici 10. Madde için ne yaptı?” diye sorması da öyle…
Siber, hemen söz alıp, Akıncı’nın siyasette kendisinden eski olduğunu, hükümet ortaklığı da yaptığını, o zaman kendisinin ne yaptığını sordu. Ayrıca böyle bir değişikliğin, konsensüsle yapılması gerektiğini de hatırlattı. O noktada Kudret Özersay, kendisinin de, bu değişikliğin zamanı geldiğine inandığını açık açık söyledi…
Sibel Siber’le Kudret Özersay’ın her konuya verecekleri yanıtları vardı. Rahattılar, konularına hakimdiler ve resmen fark yarattılar…
Siber, kadın olmasının öne çıkarılması konusunda, “Hayatım boyunca hiçbir şey, kadın olduğum için bana hediye edilmedi” yanıtını verdi. Ayrıca elini attığı her işte inisiyatif kullandığını, halk yararına projeler ürettiğini söyledi ve birçok örnek verdi…
Özersay’dan aklımda kalan en güzel anekdot; “Saçımızı kestireceksek, berbere gideriz, kasaba değil” sözüydü. Örtülü ödeneğin kaldırılmasının ilk hedefi olduğunu açıkladı ve “Ben paradan korkarım” dedi. Kendisine özellikle Akıncı’dan gelen tavırlara karşı soğukkanlı ve düzeyli yanıtları dikkat çekti. Bir de, “Bayrak yarışı dediler, gittik, alalım dedik, vermediler” deyişi oldukça hoştu…
Kıbrıs konusunda da, katılan tüm adaylar, Eroğlu’nun bizzat imzaladığı ortak metne bağlı olduklarını açıkladılar.
Yani, herkesin içi rahat olsun, kimsenin memleketi satacağı filan yok…
Eroğlu’nun böyle bir tartışmaya katılmayı reddettiğini de hatırlayarak, kısaca diyebilirim ki, önceki akşamki program, kararsız seçmenin karar vermesinde epeyce etkili olmuştur…
YERİN KULAĞI VAR
İŞTE BUDUR:
Sosyal medyadan bir yorum; “KOP’un açılımı, Kıbrıs Futbol Derneği/Birliği’dir. Tıpkı FIFA ve UEFA’nın olduğu gibi özel hukuka tabi hükümet dışı oluşumlardır. KKTC’deki futbol kulüplerinin hangi şekilde olursa olsun KOP’a katılımı, ne hiçbir devlet tarafından tanınmayan KKTC’nin uluslararası statüsünü bir tık aşağı indirir, ne de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası statüsünü bir tık artırır. Eğer bir tek gence uluslararası müsabakalarda spor yapma olanağı tanıyacaksa, Zambiya Futbol Federasyonu’na bile katılımı desteklerim”… Ben de altına imzamı attım…
AKINCI RAHATLAMALI:
Kanal T’de önceki akşam 4 adayın katıldığı TV programında Mustafa Akıncı’nın agresif ve sinirli tavrı sanıyorum kimsenin gözünden kaçmadı. Sürecin önemli isimlerinden birisi olarak görülen Akıncı’nın program sırasındaki halleri, belki yorgunluktandır bilemem ama pek hoş olmadı gibi geldi bana…
TOTEM YAPTI HERHALDE:
2009 genel seçimleri ve ardından 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakipleriyle özel TV’lerin ekranlarına çıkmayan Eroğlu, bu sene de bu kuralı bozmayacak gibi görünüyor. Önceki akşamki canlı yayında, gelmeyeceği bilinse bile gözler Eroğlu’nu aradı. Deviş bey bu sene de aynı başarıyı göstereceğini düşünüyor herhalde. Yoksa bu tavrını başka nasıl izah edebiliriz ki…
KOP KOPARDI:
KTFF’nin KOP’a üyelik için süreci başlatması, ortakların da arasını açtı. Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş KTFF’nin kararına tepki gösterirken, Başbakan tam destek verdi. Zaten son aylarda araları limoni olan iki ortak bu kez de KOP konusunda ayrı düşerek, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra hükümette yaşanabilecek bir krizin ilk sinyalini verdiler…
45 GÜN YATTILAR:
KKTC gençliğinin uluslararası alanda spor yapma isteğinin önüne hep, UEFA, FIFA ve KOP bahaneleri konuyordu yetkililer tarafından. Yıllardır ne yaptıysak bu kapıları bir türlü açamamıştık. Şimdi Sertoğlu bu kapıları açmak için bir adım attı. Ama bakıyoruz ki dün, UEFA ve FIFA’yı bahane gösterenler, şimdi başka şeyler söylemeye başladılar. Hele 45 günlük süreyi boşa harcayanların, “Nasıl olsa bir şey olmaz” diyenlerin, şimdi kalkıp söz söylemeye hakkı var mı..?
2 AY NİYE BEKLEDİNİZ:
Yaklaşık 2 aydır eski KTHY binası önünde çadır eylemi yapan CAS çalışanlarıyla ilgili adım, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’ın talimatıyla atıldı. 50 küsur gündür hak arama eylemini sürdüren CAS çalışanları ile görüşen Denktaş, çalışanlar ile Toplu İş Sözleşmesi çalışmasının başlaması talimatı verdi. İyi de 50 gündür aklınız neredeydi. Hem CAS çalışanları, hem de ailelerini bu duruma düşürmeden yapsaydınız kıyamet mi kopardı Sayın Denktaş…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Sayın Eroğlu’nun lakırdısına bak ‘KOP’un altına girilecekmiş’ böyle aşağılayıcı tavır mı olur? Senin çevrendekiler de Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği alırken Rum’un altına mı girdi? Dünyada her şey değişiyor Sn. Eroğlu ve Denktaş’ın statükoya bağlılığı dışında her şey…”
DİPTEKİLER
Bir Kaşık Suda Bölünmek: Bu kez de futbol konusunda toplum kabak gibi ortadan bölündü. Konu ne FIFA’nın konusuydu, ne KOP’un. Yetenekli çocukları bedavaya getirmeye çalışan Türkiye kulüplerine “dur” denecekti, o kadar. Yani adam gibi bir diplomasi yürütülecekti. Buradan adam alırken, sahaya sürerken FIFA karışmıyor da, para verince mi karışıyor? Devletin başı düzeyinde ele alındı, ama başarılamadı. Başarılan, toplumu bölmek oldu. Bazen, bilerek mi bu noktaya getirildi diye de düşünüyor insan…
































