Tabii Kıbrıs Türkü’nden söz ediyoruz… Nitekim Rum bezirgânlar yıllarca “güleç yüzleri”, abartılı iltifat ve okşayıcı konuşmaları ile Türk toplumunu olduğunca en sadık müşterileri yaptılardı!
Rahmetlik Denktaş siyaset arenasında yeni yeni palazlanıp uçmaya başladığında baktı gördü ki bu dilbaz Rum’un Türk ahalinin üzerine serdiği ticari monopolünü kaldırıp kırmanın imkânı yoktur, “Türk’ten Türk’e kampanyasını” icat ettiydi ki 1959’larda Celal Hordan’a kurdurulan Gençlik Teşkilatının Mağusa Yönetim Kurulunda ben de görev aldıydım. Bir gün o maceralı günleri yazarım da şimdi diyeceğim şudur:
Denktaş’ın “Türk’ten Türk’e kampanyası” da bu memleketi Rum monopolünden kurtaramadıydı, mesela 1974 Barış Harekâtı da…
TUTUN Kİ HÂLÂ RUM SİYASİ İRADESİNİN GÖLGESİNDE HEYAMOLA ÇEKİYORUZ! Adamlar takmışlar yuları boğazımıza, bizi istedikleri yere çekip götürmeye çalışıyorlar! Belki “deh meh” demiyorlar ama o kendilerine özgü inandırıcılıklarının içine kattıkları “barış, çözüm” sözcükleri ve “biz Kıbrıslılar” sloganlarına sardıkları “kandırmaca yutturmaca” politikaları ile doğrusu iyi iş başarıyorlar!
Nitekim ne yapıp eyleyip “tek egemenlik, Kıbrıslılık” hedeflerine ulaşırlarken, Kuzey’i hem Türkiyesizleştirip hem de biraz daha delerek tüm adada egemen hale gelmenin müzakere masasını kurduruverdiler… Şimdilerde Türk halkı “barış ve çözüm” uğruna oturduğu masada “Rum’a ne kadar ödün vereceğini müzakere edecektir!”
Öyle değil mi? Çünkü Rum liderliği kırk yıldır “mazlum halk rolünü oynarken, bir yandan da kendinin olan Kuzey’in işgal altında gasp edildiğinin politikalarını yoğurdu… Şimdi işgal altındaki topraklarını mümkün olduğunca geri almayı hedeflerken, çok sayıda nüfusu ile de Kuzey’e dönmeye hazırlanmaktadır ve maalesef bu emeline “bizim kurup görüşülsün diye emrine tahsis ettiğimiz masada ulaşacaktır…”
KOMPLO TEORİLERİNDEN SÖZ ETMİYORUZ: Hatta kesinlikle adadaki Türk-Rum ilişkilerinin doğru değerlendirilmesi için öğrenilmesi gereken Kıbrıs tarihinden de söz etmiyoruz… Bizzat yaşayıp gördüklerimizi anlatıyoruz ki ne “yalanı vardır ne de çarpıtılanı.” Ha, görüş sapkınlığı ile şovenizm mi vardır? O da yoktur! Hatta gerçekten inansak ki artık Kıbrıs Rum’u o bizim tanıdığımız, yıllarca Türk halkının anasını ağlatan Rum değildir, “barışa da amenna derdik, çözüme de!” Yine de diyoruz ama Güney’in samimiyetine inanmıyoruz… Bir dolaplar çeviriyor, hep beraber göreceğiz… Çünkü daha şimdiden “iki kurucu devletten” “iki toplum” esamesine düşürülen bir siyasi rota değişikliği var ki her halde yakında kokusu çıkar…
**********
BEŞ PARÇALI KOALİSYON HÜKÜMETİNDEN ÇIKSA ÇIKSA ÇAPANOĞLU ÇIKAR!
Bir kere bu koalisyon hükümeti kurulmadan önce de hem CTP hem DP yanlarına aldıkları “BG” ve “UG” payandalarıyla ayakta duran iki yamalı bohçaydı…
Vakta ki bir araya gelip koalisyon hükümeti oluşturdular bu kez ortaya “dört parçadan oluşan yamalı bohça” çıktı! Üstelik bu kez işin içinde UBP benim evladımdır” diyen Denktaş öldükten sonra, “UBP’nin tek varisi olarak kalan Eroğlu da vardı!” Etti mi beş parça!
Oysa siyasette en kabadayısından bir “troyka” olurdu. Biri Sağa biri Sola çekerken ortadaki at hep ileri giderek dengeleri sağlar üstelik sürat da kazandırırdı…
ETİK OLMAYAN NEDİR? Her ne kadar bilmeyen işitmeyen kalmadıysa da bir de biz tekrarlamış olalım, son günlerin konusu DP-UG ile UBP’nin yerel seçimlerde “iş birliği yapma kararına varmaları…”
Bu ittifak CTP-BG’nin fena halde canını sıktı. Başbakan Yorgancıoğlu “etik değil” diyor. (Bu “etik” yani “ahlâki” kelimesi de her bir şeye maydanoz gibi kıyılırken yerine göre cankurtaran simidi rolü oynayan bir baskın siyaset unsuru haline getirildi ki CTP kanadının da kullandığı işte bu “etik” oluyor!)
Tabii ortada garip bir durum var: “Sen hem hükümet ortağı olacaksın hem de yerel seçimlerde ortağın olduğun CTP-BG’yi muhalif UBP ile bir olup alaşağı etmek için kumpas çevireceksin!
Doğrusu kolay yenir yutulur bir iş değildir, CTP bu nedenle avaz avaz bağırıyor!
Fakat bir de şu vardır: Siyasi partiler “seçimlerde birbirleri ile iş birliği yapamazlar diye bir kural yoktur ki? Zaten “kanunsuzdur” denmiyor, “etik değildir” deniyor. Bir zamanlar da Turgay Avcı UBP’den kopup ÖRP’yi kurup hükümet ortağı oldukta bu kez de “etik değildir” diyerek UBP bağırıyordu…
Demek her devrede bu “etik olmayan” olaylar memleketin siyasetinde hep var oldulardı!
FAKAT BU KEZ OLAY “ETİK” OLMAYI DA AŞIYOR: Çok kısaca seçimlerde UBP ile iş birliği yapacak kadar yakınlaşan DP-UG sonrası süreçlerde neden “koalisyon hükümeti” oluşturmasınlar? Ki başından beridir bu olasılık vardır… CTP’nin de asıl korktuğu bu olmaktadır. Çünkü:
BİR: CTP iktidara gelir gelmez bir kez daha her halde rastlantı değildir, kendini “siyasi sorunun müzakereleri içinde buldu.”
İKİ: Üstelik dendi ki “bu kez çözüm çantada keklik!” Uzansanız elinize geçecek! Eh “çözüm” tam da CTP iktidarına yansıyacak mazhariyetiyle kapının arkasında dururken, Hükümetten gitmek, doğrusu kör talih olmalıdır.
ÜÇ: Bu kez hükümetin CTP kanadı çok daha iddialıdır. “Yapacağım, değiştireceğim, reformlarım” dediği pek çok sorun ve konuya çözümleri ile birlikte imza atmak hedefindedir. Böylesi bir iddiayı gerçekleştirmeden bir kez daha iktidarın yıkıldığını görmek resmen siyasi yenilgisi olacaktır…
DÖRT: CTP’nin istemediği halde ezeli ve ebedi muhalifi UBP’nin yeniden iktidara gelmesi için adeta çanak tutacak pozisyona düşmesine tahammül etmesi mümkün değildir… Vesaire…
KISACA: CTP zor durumdadır. Bir yandan “Eroğlu’nun elinden kurtaramadığı siyasi soruna ilişkin müzakerelerdeki dışlanmışlığı, öte yandan yamalı bohça görünümlü “Koalisyonun” zafiyetleri ile boğuşmak zorunda kalması CTP’yi de tabanını da tedirgin etmektedir…
Ha, bu kriz yani DP-UG ile UBP iş birliği olayı aşılabilir mi? Göz yummaktan başka çare yoktur çünkü gitgide memleketteki siyasi partiler kendi içlerindeki sorunları ile parça körçe olurlarken ne tek başlarına iktidar olma şansları kalmıştır ne de üç büyük kentte tek başlarına belediye başkanı çıkartacak güçleri vardır!
Mesela Mağusa’da salt CTP oyları, mümkün değil Oktay Kayalp’i sandıktan çıkarmaz, önceleri de çıkarmaya yetmediydi, eğer halkın “hizmetlerine” karşılık sandığa yansıttığı oyları olmasaydı! Öteki kentlerde de durum farklı değildir…
Dolayısyla bir yerde DP-UG ile UBP iş birliğine de hak vermek gerekir… Çünkü tek başlarına istedikleri adaylarını sandıktan çıkarmaları çok zorlaşmıştır!
**********
KISACA TAKILDIKLARIMIZ
METEOROLOJİ’YE BİR HALLER OLDU: Hatırıma rahmetlik Bilbay Eminoğlu geldi. Bizim Meteoroloji Dairemizin isabetsiz hava tahmin raporlarına fena halde canı sıkılır ver yansın ederdi… O kadar çok canı sıkıldıydı ki bizzat kendisi temin ettiği araç gereçleri ile hava raporları yapacak bir uzman haline gelmiş diyorlardı.
Dün sabah Mağusa’yı kara bulutlar sarmış bir saati aşkın şakır şakır yağmur yağmıştı. Tam o sıralarda ben yine Mağusa Suriçi’nde kahvehanede arkadaşlarla konuşuyorum birisi şöyle dedi: Akşam yedi haber bülteninin hava raporlarını dinledim hiçbirinde bugün yağmur yağacağının “y”si bile yoktu! Hep parçalı bulutlu güneşli diyorlardı…
Buna karşılık BBC’nin Kıbrıs’la ilgili hava raporunu internetten indiren arkadaş, “müjde” diyordu: “Yarın Mağusa yağmurun altında olacak…” Yorum yapmaya gerek var mı?
NE OLACAK ŞU TUZLA KAVŞAĞI İLE HASTAHANE YOLU? (AHMET KAŞİF, ARTIK AZICIK KIPIRDA!) Tam iki haftada DAÜ yolundan uzanıp Tuzla’ya dönen o “kavşakta” iki büyük trafik kazası oldu bereket can kaybı olmadı!
“Çok ünlü yeni hastane yolu” ise nice canlar aldı, elan almaya hazır bir aç canavar gibi beklemededir!
Mağusalı sorununu anlatamadı! Yıllardır sözünü ettiğimiz bu yollar onca eylemli gösterilere, bizim gazetedeki eleştirilerimize, kaza mağdurlarının feryatlarına karşın tırnaklık kadarıyla olsun tedbirler alınmadı! Kazaların olduğu Tuzla kavşağına nasıl bir maskaralıksa mum ışığı kadar bile aydınlatmayan solar lamba koydular, akşamları oraları zift gibi kazanlık!
Hastane yolu “bariyerlerle” idare edilmeye çalışılıyor, vurup ezen araçlardan bariyer değiştirmeye yetişemiyorlar!
Bu yollardan ve Mağusa’daki karayollarından Ahmet Kaşif’in bakanlığı sorumludur. E lütfen sayın bakan, artık azıcık kıpırda!
































