Örfi idare ilân edilmişti.
Mevsim zemheri.
Tarih elli yedi, elli sekiz olmalı.
Sokaklarda bir gariplik.
Belki şimdi, belki az sonra bir kıyamet kopacak.
Ama henüz hiçbir şey belli değil.
Havada bir gariplik.
Soğuk, ustura gibi kesmekte.
İnsanlar yuvasına sinmiş güvercin gibi ürkek.
Ne sütçü gelmekte kapıya, ne postacı.
Ne salepçi var ortalıkta ne helvacı.
Şamişici Abdullah Dayı da dükkâna kilit vurmuş.
Arasta’da kepenkler çekilmiş, kapılar sürmelenmiş.
Mektuplara kan damlamakta.
Otobüsler de gelmiyor köylerden.
Komşular avludan avluya fısıldamakta.
Evlerde erzak sadece peksemet, nohut ve mercimekten ibaret.
Radyolar susmuş.
Ankara’dan haber yok.
Menderes gidici mi kalıcı mı bilinmez.
Bir gariplik var havada.
…
Ve derken,
Sarayönü’nde bir gürültü.
Polis, İngiliz, topuz, sis, duman.
Ve ölü ve yaralı.
Millet İngiliz’le dövüşmekte.
Gençler ön safhada.
Kan sıçrıyor başkente.
Yürekler paramparça.
Henüz ne cumhuriyet var ne bağımsızlık.
Millet adamakıllı İngiliz’le dövüşmekte.
…
Buradan çok uzaklarda, dağlarda, Fidel ve Che aynı düşmanla vuruşmakta.
Ara sokaklara kadar uzanmış üç beş Anglo-Sakson.
Genç delikanlılar direniyor.
Aslında direnen zeytin ağaçları, yaseminler, fesleğenler.
Reşadiye’de bir arbede.
Ahşap kapılar İngiliz topuzu ile yoklanıyor.
Lâkin başına gelecek var İngiliz’in.
Kaynar sular çoktan hazırlanmış, kadınlar hanaylardan başlarına boşaltmakta.
Erkeğini veren yok!
…
Sis bombasının kokusu zehir.
Tozunu yutan geberir.
Sarıyor etrafı Britanya’nın zehri.
Lefkoşa’da bir sis, bir duman.
Rüzgâr keyifsiz.
Esse mi esmese mi.
Kanlı bir sayfa açılır başkentte.
Kitaplara düşülür.
Bir kuş uçarken ölür.
Bir kuş uçarken.
Bir kuş…
































