Baf’ta bir köydür Mamunya…
…
Diyarizo Deresi’ne kan karışacak, fakat henüz vakit erken…
Şimdilik, nazlı nazlı akmakta…
Rüzgâr açık denizlerden esmekte, ağaçlarda türküleşmektedir…
İngiliz adaya yeni gelmiş…
Bayrağını henüz çekmiş göndere…
…
Hasanbulli, yirmi yaşlarında yağız bir delikanlı…
Hüküm giymiş bir yalandan…
Öfkesi yüreğinden taşmış, eli tüfengini kavramış, boylu boyunca dağlara yaslanmıştır…
Gayrı kuş, böcek, ot, çayır, çimen onundur…
Kaçaktır dağlarda…
Namı salınmış dört bir yana…
Fakat, siyatik tutmuş; fena vurmuş.
Çare yok dağlara veda edecek…
Henüz, İngiliz zaptiyeleri toparlayamamış…
Hasanbulli kendi ayakları ile varmış yanlarına…
…
Ömür boyu hapislik düşer payına…
…
Zindan, zindan değil, kara bir delik!..
Volta atmakla geçer günler…
Yumrukları sıkılı…
Hüseyin ve Mehmet kardeşleridir…
Bir belâya karışırlar durup dururken. ..
Bir cana kıyarlar…
Zaten, dönem eşkıyalık dönemi…
Yürekler taş, yiğitlik yaman…
Sevdiler mi tam severler…
Ölüm hak getire…
İki kardaş da aynı yola başvurur, başlarını alıp dağlara kaçarlar…
Ağaçlar kadar hür…
…
Haber tez ulaşır zindana…
Gayrı durmaz Hasanbulli’nin yüreği…
Sıkılı yumrukları büyür…
Bir yolunu bulup kaçar delikten…
Dağlarda hep birliktedirler…
Üç kardaş, ağaçlarla birlikte…
…
İngiliz durmaz!..
Paralı zaptiyeler tutar Anglosakson…
Dağlar aranmaktadır dört koldan…
Ahali türküsünü söyler Hasanbulliler’in…
Sessizce…
Lâkin, yaltaklık eden çoktur…
Pusu kurulur dağ eteklerinde…
Önce kurt böcek ve keklikler şüphelenir…
Fakat, nafile…
Ölüm, kapıda beklemektedir…
An gelir, patlar tüfengler…
Kimisi oracıkta ölür, kimisi soğuk bir ipin ucunda…
…
Fakat, ölüm kâr etmez!..
Türkü olur soğuk bedenleri…
Destanlara düşer isimleri…
Dilden dile…
Anglosakson’a inat!
































