Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’ye muzırlık yaptırtan, bizzat Rum tarafının muzırlığıdır!

Türkiye tabi ki muzırlık yapıyor!  Yapmasın mıydı?  Ortada yarım asırlık çözülmemiş  bir sorun vardır! Sorumlusu da “kendine göre çözüm isteyen”  Rum tarafıdır!             Öte yandan 2004’den beridir Türkiye’nin  AB’deki üyelik sürecini  vetoları ile tıkayan da Rum tarafıdır!  Geçen bu yarım asırlık süre içinde adada kanlı savaşlara  neden olan da  insanları göç yollarına savuran  da Rum tarafıdır!  jenosit hareketleri de Rumlar tarafından gerçekleştirilmiştir!  Sonuçta adanın  ikiye bölünmesine neden olan 1973’ü yaratan da Rum tarafıdır!..
Bu Rum’un son marifeti ise  “ben adanın tek tanınmış devletiyim”  diyerek Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölgeler icat edip sismik araştırmalara kalkışmasıdır!  Üstelik bu araştırmaları ve hidrokarbon yataklarına ulaşılması olayını da o kadar büyütmüştür ki  neredeyse Doğu Akdeniz’e Helen bayrağı dikip  “Andrea Dorya’yı da kaptanı deryası yapacak!  Türkiye ile araları açıktır diye İsrail ile Mısır’ı  inadına yamacına alıp  ortaklıklar,  askeri tatbikatlar yapması da cabası!
ECELİ GELEN İT CAMİ DUVARINA SİYERMİŞ!  Belki kaba saba bir deyimdir ama yerli yerinde kullanıldığında güzeldir… Bakın hatırlatayım:   İçimizdeki bazı  “işgüzar  ideologlarımızca”  (yahut Euro’cularla)  bazı fantastik görüşlü insanlarımızın iddialarına karşılık,  bu adada Türk halkı  Rumlara   karşı fiskelik harekette  bulunmadı!  İstese de bulunamazdı çünkü ne nüfusu ne çapı ne de gücü buna yetmezdi!  (Yetseydi bugün adada tek bir Rum kalmazdı!)
Buna karşın Rum artık ve her halde öğrenilip anlaşıldığınca  hep  “mütecaviz”  taraf oldu!  (Yeniden ispat gailesine düşüp örnekler verecek değiliz!)  Ekleyelim:  Ve hep kaybetti! Neden?  “Alma mazlumun ahını çıkar zari zari!”  Mesela ben  “ilahi adalete”  inanırım.  Olmasaydı bugünün dünyasında  “kötüler  egemenliği” söz konusu olur,  “iyiliğin”  adı lûgatlardan silinirdi!
Oysa hâlâ  “iyilikle insanlıktır”  geçerli  olan ve bu da tarihi olaylarla ispat edilmiştir ki Rum’da yoktur! Bu nedenle ve her devrede  “yapan, eden,  saldıran odur; kaybeden de odur!…”  Ambargolar altında inletirken ne zaman müzakere masasına otursa  muzırlık yapıp çözümden  kaçan taraf olan Rum liderliği bu nedenle  boynuna asılı  “ilahi adaletin” fermanını taşır!  Her zaman ve Türk halkına yönelik her kötülüğü bumerang gibi döner kendini vurur…
SON OLAY: Barbaros sismik gemisi Anastasiadis’li Rum liderliğinin de başını döndüre döndüre Doğu Akdeniz’de dönüp duruyor! Kısaca “istediğin muzırlıksa al sana alâsını”  diyor!  Yoksa sorun daha şimdiden  “iki paralık olduğunun haberleri verilen gaza sahiplik değildir!”  Sorun Kıbrıs’ta Türk halkının  “var oluş  sorunudur!” Rum bunu anladığında Kıbrıs da Doğu Akdeniz de  “barış bölgesi”  olur!          

   ***********
“İşimiz iş kuyruğumuz kiriş” dönemine ne zaman son vereceğiz?       

Ticaret Odası geçtiğimiz aralık ayında bütçe ile ilgili görüşlerini açıklarken şöyle bir değerlendirme yaptıydı:  “2015 bütçesi halkın beklentilerine cevap  vermiyor!” Tabii ki Ticaret Odası bunu sosyo ekonomik araştırmalarından sonra açıklıyor…
Yine geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği dört yıllık  çalışmanın sonucunda nihayet uygulanması için onay bekleyen  “Ülkesel Fizik Planı” konusunda açıklamalar yaparak hem kendilerini dikkate almadıklarını hem de  “planın eksik ve yanlışlarla dolu olduğunu” iddia ettiydi!  İddiaya şimdilerde bazı STÖ’leri  katıldı!
Öte yandan büyük umutlarla  geçen  “Tek Sosyal Güvenlik”  sistemi uzunca süredir  sendikalar tarafından “Göç Yasası” olarak sloganlaştırılırken, “eşit işe eşit maaş” önerisine  sarılmış karşı çıkışlarla da protesto edilmektedir..  Eğer bu konuda mevcut yasa delinirse zaten kendiliğinden  kadük hale gelecektir!
Yine bir başka habere  göre Güzelyurt’ta donanımlı bir hastane yapılması kararı kesinleşmiştir…  Yapılan bir başka açıklamada 2014 yılında sadece Lefkoşa Devlet Hastanesinde 5 bin 824 ameliyat gerçekleşmiştir…
Hellimimizin AB tarafından tescili konusunda tüm toplum kademelerinde görüş birliği sağlanmıştır…
Maliye Bakanı artık 13. Maaşlar için TC’den katkı alınmayacağını açıklamıştır…  Bu arada hayvancılara narenciyecilere  paraları ödenmiş, bazı hak sahibi işçiler yeniden işlerine dönmüşlerdir…
50 bin abonelik ADSL de devreye girmiş,  Kıb-Tek akıllı sayaçların yakında takılmaya başlanacağını açıklamıştır… 
İçişleri  Bakanlığı  nihayet yeni Vatandaşlık kriterlerini yasalaştırmış,  “kriterle kontrol edilebilir nüfus yapısı hedefine”  ulaşıldığını açıklamıştır… Vesaire…
BU GELİŞMELERİ  NİÇİN AKTARDIM?  “Bu ülkede hiçbir şey olmamaktadır”  saplantısını önce kendi kafamdan  sonra sizlerin düşüncelerinden atabilmek için! 
Farkındanız:  Aktardığım  “icraatlar”  içinde etki tepkileri çektikleri için tartışılanlar dolayısıyla  “biz yaptık oldu”ya getirilmemesi için  tartışmalar vardır… Yahut kararı alınmış uygulamayı bekleyenler vardır… Veya yasalaşmış icraatlar vardır…
Tabi  şu da vardır:  “Yeterli değildir!”  Nitekim hâlâ Kıbrıs Türk halkını yerinden heyecanla fırlatacak büyük icraatlar yahut tasavvurlar yoktur!  Olanlar  “iyileştirmelerdir!”  “Restorasyonlardır!”  Hatta  “ekonominin lokomotifi”  olarak adlandırılan Turizm’e bütçeden ayrılan paranın  17 milyar 640 milyon gibi cüce bir rakam oluşunun yarattığı şaşkınlıktır! 
Genelde memnuniyetsizlikler devam etmektedir!  Artık  “KKTC’nin Kurumlaşması  gerekir”  sesleri daha yüksek çıkmaya başlamıştır.  Üst kademe yetkili ve sorumlular “görevlerinden memnun”  değillerdir! Kiminle konuşsanız  “çaresizlikten”  söz etmekte,  oturmamış  yasalardan şikâyetçi olmaktadırlar…
Oysa: KKTC dediğiniz ne dünkü devlettir ne de yenidir! Bu dönem dördüncü kez Cumhurbaşkanı’nı seçecektir…
VE:  Bölgemiz ateşler içinde yanıyor!  Türkiye en sancılı dönemlerini geçiriyor! AB ekonomik kriz korkusu ile sarmalanıyor!  Dolar her yanı vuruyor!  Hatta kış ve soğuklar insanların canlarına okuyor!
BİR DE KIBRIS’A BAKIN.  “Asude bir barış adası!  Üstelik kavga kalaba da yok!  Günlük güneşlik…  Altmış bin üniversite öğrencisine sahip… Aç sefil yok.  Özgürlük derseniz  “don demokrasisi”  bile var daha başka nasıl demokrasi olsun!  Kısaca böylesi koşullarda Kuzey’i adam edememek gaflettir diyoruz!            

  **********
Kısaca takıldıklarım:  (Artık adam olalım)

“Çevre çevre” diye  yılları geçiriyoruz ama  çevremiz hem pis hem de tertipsiz! Alın size ibretlik bir örnek:  “Mesela Mağusa Çevre Dairesi’nin önü şakası bile olmamalı ama pisliklerle kaplıdır!”  Oldu mu? 
Şu Mağusa Limanı:  “Halkı denizle buluşturduk”  denilen Balıkçı Barınağına girilen kapının ve esas liman kapısının olduğu yerler…  Ne zaman yağmur yağsa o kapıların önlerindeki kara asfalt yollar göletler haline gelmekte… O kapılardan geçtiniz miydi  yıllardır oldukları yerden kazınıp alınmayan tepecik haline gelmiş  harç yığınları karşılar sizi!
Şaşıp kalırsınız! Para harcamayı bile gerektirmeyen bu basit temizlik işlerini yapmaktan aciz durumlara düşmüşüz!   Yarım saatte düzene girecek çevreyi yıllardır ayni pislik ve tertipsizlikle her halde  “işte biz böyle bir devletiz”  dedirtmek için sürdürüp götürüyoruz!
Ne dedik başında? Hadi artık adam olalım! Eee, olalım ama!