Şu anda müzakerelerin en flaş insanı Eide’dir. Yadsınamaz çabası ile kopan müzakereleri yeniden başlatıyor. Denilebilir ki BM’lerin siyasi sorunları çözme becerisiyle ünlü görevlisi “hem müzakereleri hem zevahiri kurtardı!” Soru şu ama: “Çözümü de kurtaracak mı ya?” Çünkü:
“Ne öğreniyorsak Rum basınından öğreniyoruz” serzenişimize bir parantez açarak ekleme yapıyoruz: “Hiç olmazsa Türk tarafı olarak bugüne kadar üzerinde kesinlikle uzlaşıya varılan konuları açıklayın.” Mesela “siyasi eşitlik deniyor ama Rum basınının sızdırdığı haberlere bakıyoruz Anastasiadis’in “Federasyon Kıbrıs Cumhuriyetininin evrimleştirilmiş şekli olacaktır” açıklamasına uygunluğunca ne dönüşümlü Başkanlık ne Temsilciler Meclis’i ile Bakanlıklar dağılımında eşitlik falan yok! Hatta eşitliğe yakın bir yaklaşım olmamış! Yürütme de Meclis de bal gibi nüfus oranlarına göre saptanmış!
Senatoda eşitlik var ama daha şimdiden Temsilciler Meclisi’nden Senato’ya gidecek sorunlu kararların orada da sonuçlanmaması halinde Anayasa Mahkemesine gidilecek falan deniyor, adamın aklına yürümeyecek bir “yürütmeyi,” çalışamayacak bir “Yönetimi” düşürüyor!
TC NE İSTİYORMUŞ: Tabi Ankara’nın ne istediğini de dün Havadis gazetesinin manşetinde de salındığınca yine Rum basınından aktarıldığınca öğreniyoruz.
Türkiye’nin 5 isteği varmış: “Hızlı çözüm, Türkiye Yunanistan ilişkilerinin hemen gözden geçirilmesi.. Hem Kıbrıs hem Türk-Yunan ilişkilerinde hemen al-ver sürecinin başlatılması.. Garantilerin kaldırılması değil, gözden geçirilmesi.. Dönüşümlü Başkanlık ve kabul edilir bir toprak ayarlaması.
Doğrusu ya Ankara fırsatı kullanarak Kıbrıs’ın yanı sıra “Türk- Yunan ilişkilerini” de gündeme sokmuş. Ki bizim bile aklımıza hemen “doğu Akdeniz’deki gazın TC üzerinden sevki meselesini düşürüyor!”
DOĞRU OLAN: Aslında “köşemizi” izleyenler bileceklerdir. Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde köklü iyileştirmeler olmadan Kıbrıs sorununu çözmek kolay olmayacaktır” diyenlerdeniz. (Nitekim büyük tarihçi İlber Ortaylı “30 yıldır Yunanistan’nın Türkiye’yi AB kapılarında beklettiğini büyük engeller çıkardığını” söylemektedir.)
ÖTEKİ İSTEKLER: En önemlisi Ankara’nın “Garantilere dokundurtmam” demek yerine, (eğer doğruysa) “gözden geçirilmesini” teklif etmesi.. Buna karşın “garantiler konusu” hâlâ en büyük sorunu teşkil ediyor. Fakat KKTC’de Türk halkı ilk defa ayrısız gayrısız bütünsel bir görüşle garantilerden” yana tavır koyuyor..
Öte yandan TC’nin istediği “Toprak konusundaki makul oranı” Rum’un kabul edeceğini sanmıyorum!
Kısaca 9 Aralık kapının ardındadır. Merakımız uzun sürmeyecek, gözlüyoruz!
ÖZGÜRGÜN HÜKÜMETİNİN DE SUYU ISINDI!
Sonunda, her canı sıkılanın paldır küldür gidip kapısını kırmasın diye Başbakanlık önüne betondan set çektiler! Devleti ali’mizin içine düştüğü durum vaziyetler bu! Ki bir süre önce de Hayvan besicileri ile Çiftçilerin eylemleri vardı o Bakanlıklar kapıları önünde hem de “motorize güçleriyle!” Eee kardeşim, eğer sen akşamdan sabaha “karar üretirsen.. Ürettiğin kararları ben yaparım olur “politikasında” dayatmaya çalışırsan (ki UBP’nin öteden beri bilinen yönetim şeklidir..) Mevcut sosyoekonomik koşulları iyileştirmekten aciz bir hükümet tutumunda yolları bile sabit ücretlilerden kaparozlayacağın paralarla onarmayı yeğlersen.. Trafikten sağlığa, eğitimden bilumum kurumlar sorunları içinde boğularsan.. Bunlara karşın saçma saçma sapan tekliflerle yurttaşların sinirlerini gerip insanları çıldırtırsan..
Sonunda sana betondan duvar da ördürürler, grevler eylemlerle de saydırırlar!
SADEDE GELELİM. Özgürgün hükümeti ne Yorgancıoğlu ne de Kalyoncu koalisyon hükümetlerinin “talihsizliği ile kadersizliğinde” değildi! İstediklerinden ala iki sağ parti oluşumunda, üstelik TC ile en üst düzeyde yarattıkları iyi ilişkilerde, KKTC’yi pupa yelken uçurmaları gerekirdi.
OYSA: Mersedes hikâyeleri, eşe dosta kıyaklar, vergi afları, inşaatlar skandalları, belediyeleri yeni istihdamlarla şişirmeler, dövizin dur durak bilmeyen yükselişine karşın Fiyat İstikrar Fonuna aktarılan akaryakıt zamları, saatlerle oynama… Gibilerinden halkın öfkeli tepkilerinde büyüyen kararlarla perdeyi viran eylersen… Övgüye layık oldukları için yine bu Köşeden övdüğümüz icraatlarını da sıfırlar ve sonunda halkın hışmından kurtulmak için Başbakanlık kapısı önüne betondan set çekmek zorunda kalırsın!
VE ŞU MAAŞ KESİNTİLERİ: Dünyanın hangi ülkesinde hangi hükümet “yol yapıp trafik kazalarını azaltacağım diyerek halkının cebine saldırır? İyi ki tanınmıyoruz yoksa dünyada tek fukara ülke ünvanı ile Guinness rekorlar kitabına kaydımızı yapacaklardı!
“İnsaf ve ayıp” denen iki kelime vardır. Dört bin liranın üzerinde maaş alanlardan yapılacak kesinti ile yol yapacağını sanan Serdar Denktaş’ın bu insanların ne olup olmadığını, kazandıkları kadar borçlarını, hasta iseler harcamalarını, işsiz evlatları varsa idameleri için parasal giderlerini, bir yatırımı varsa bankalara olan borçlarını, kısaca parasal durumlarını biliyor mu ki? Yahu İngiltere’de çocuğunu okutanlar var! Aldığı evin arabanın döviz cinsinden ödenmesi gereken kredi borçları var! Var oğlu varrr! Bu ne biçim bir sosyal adalet anlayışıdır ki toplayamadığı vergilere Karşılık dolaylı vergilerle yurttaşı sıkboğaz eden hükümeti bu da doyuramamış, bu kez resmen insanların cebine saldırmış! İnsaf et ey ademoğlu!
KISACA TAKILDIĞIM: (KİMİ SEÇELİM?)
UBP’yi seçeriz “ben yaparım olur” diye diye memleketin çivisini söker.. Vergi alamaz dolaylısına yüklenir, iğneden ipliğe memleketi pahaya boğar! Yetmez yol yapmak için yurttaştan yardım ister!
CTP’yi seçeriz kafasında ne kadar “izm” varsa hepsini uygulamaya kalkar! Özgür ve egemen devlet rolü oynayacağım derken Türkiye’ye kapıları kapatır, reformları hasır altına iter, fil kulesine çekilerek sendikaların saldırmasını bekler! Bekler ki erken seçime gidip iktidar olmaktan kurtulsun!
Kısaca herkeste talih, KKTC’de kör Salih!
































