Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’nin garantörlüğü: (Annan Planı’nda da vardı)

Son günlerin tartışma konusu olan “Türkiye’nin garantörlüğü” konusu esasında Anastasiadis markalı muzırlık sonucunda gündeme taşındı! Çünkü son zamanlarda pek çok istekleri yanı sıra sık sık “Türk askeri adadan gitmezse çözüm olmaz” diyor.

Oysa Anastasiadis biliyor ki Türk askerinin Kuzey’deki varlığı ile Güney’deki Yunan askerinin varlığı “garantörlük haklarından doğmaktadır.” Aynı hakkı İngiltere de Ağrotur’daki askeri üssü ile kullanmaktadır.
Pekala Rusya hangi hakla Leymosun’da üs sahibi oldu? Herhalde o da garantör ülke değildir! Zaten bu nedenle Anastasiadis gevezelik yapmaktadır diyorum! Diyorum da “bizimkiler” olayı bayağı tartışıyorlar! Türkiye gitsin mi kalsın mı? Garantörlüğü devam etsin mi bitsin mi? Öyleyse bir değerlendirme de biz yapalım. Ki Annan Planı öncesinden beridir yapıyoruz.
ANNAN PLANI’NDA GARANTÖRLÜK: “Güvenlik” başlığı altında müzakere edilmişti. “Garanti Anlaşması” alt başlık olarak konmuş ve şöyle kayda geçirilmişti. “1960 Garanti Anlaşması yürürlükte kalacak ve kurulacak yeni düzenle gerekli uyarlamalar yapılarak “mutatis mutandis” geçerli olacaktır… (“Mutatis Mutandis” Latince bir sözcük, bütün değişkenlerin ele alınıp yeniden düzenlenmesi.)
Kısaca “garantörlük” devam ederken 2018 yılına kadar asker sayıları sürekli düşürülecekti. Mesela Türkiye’nin Kuzey’de sadece 950 kişilik bir birliği kalacaktı!
“GÜVENLİK” BAŞLIĞI: Büyük olasılıkla “garantörlük” ve Kıbrıs Federal Devleti’nin “askeri kuruluşu” ile TC’nin ve Yunanistan’ın adadaki askerlerinin sayılarının tespiti, “güvenlik” başlığı tartışılırken gündeme gelecektir. (Bir habere göre New York’ta Ban’la bir toplantı yapacak olan tüm taraflar garantörlük konusunu da görüşeceklermiş…)
KISACA: Müzakere masasında alınacak kararların “Güven Yaratıcı Önlemler” başlığı altına itilerek her iki sivil toplum örgütleri kademelerinde türlü çeşitli değerlendirmelerle ayazlatıldığı malumdur. Fakat “Türkiye’nin adadaki askeri ile garantörlük” hakkı ne kişilerin dünya görüşlerine göre tartışılır ne de keyiflerine göre! Konu Türkiye’nin, müzakerecilerin, BM Genel Sekreteri Ban’ın konusudur. Dolayısıyla Anastasiadis bilerek ve isteyerek sürekli asker gitsin falan diyorsa keyif çatmaktadır!

***

Kıbrıslılık derken: (TC yatırımlarını dışlıyoruz!)

Türkiye’de faaliyet gösteren Atlasglobal adlı bir şirket geçen yıla göre turist sayısında düşüş yaşanan sektörü canlandırmak için yeni bir formül geliştirmiş. Şirket “uçak, tatil ve transfer hizmeti” sunan Atlas Holidays markasını temmuz ayında faaliyete geçirecekmiş. Estur ile Türkiye’ye hizmet sunan şirket Atlas Holidays ile yabancı turist tavlayacakmış…
Haberi bir TC gazetesinden aktardım. Önce şuna dikkat çekmek için: Her sorunun bir çaresi vardır… Yeter ki “niyet olsun!” Nitekim bu lafı en çok kullananlardan birisi Akıncı’dır, diyor ki “Aylar itibarı ile siyasi sorunu çözmek mümkündür yeter ki niyet olsun.”
Pekala neden bu haberle girdik konuya? Çünkü Atlasglobal şirketi Girne’de bin 500 yatak kapasiteli bir oteli bu yaz hizmete açacak. Açacak ama Atlasglobal Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı bakın bu otel ve KKTC’nin dış yatırımlara ne denli ilgi gösterip desteklediğiyle ilgili neler söylüyor. Okuyun sonra ister dizlerinizi döverek ağlayın isterseniz çılgınlar gibi anadan doğma üryan yollarda bağırarak koşturun!
“TÜRK YATIRIMCILAR İSTENMİYOR”… Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ersoy otelle ilgili şu bilgileri veriyor: “Oteli ağustos ayında açacaklar. Bugüne kadar 200 milyon dolar yatırım yaptılar. Otelin 652 odası ve 1500 yatak kapasitesi var. Bugüne kadar Kıbrıs’ta yapılan 5 yıldızlı otel yoktu. Konaklama hizmeti veren 5 yıldızlı cazinolar vardı. Biz Elexus Hotel ile turizm anlayışını değiştireceğiz. Otelde iki bin 500 metrekare kongre merkezi, 6 bin metrekare casino, 24 kaydıraklı eğlence ve su parkı ve konser alanları olacak.” Ve ekliyor:
“Kıbrıs’ta yatırımlar Türkiye’deki yatırımlar kadar hızlı ilerlemiyorlar! Bölgede Türk yatırımcılara sıcak bakmıyorlar!”
İŞTE BU İKİ CÜMLE: Uçak filosu, otelleri, turizm faaliyetleri ile Türkiye’de öne çıkan bir şirket Girne’de devasa bir otel yapıyor ve bakın Yönetim Kurulu Başkanı’na neler söylettiriliyor: “Kıbrıs’ta işler yavaş gidiyor, Türk yatırımcılara sıcak bakılmıyor!”
ÖTE YANDAN: Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı yollara düşmüş Güney’le nasıl ticari ilişkiler kuracağını Rum’un himmetinden nasıl yararlanılacağını araştırıyor temaslarda bulunuyor! Sırtlar TC’ye, yüzler Güney’e dönük! Zaten başından beridir KKTC’deki belirli bir kesim Türkiye ve Türkiyeli lafını işitti miydi spazm geçiriyor!
Başından beridir TC kökenlileri istemiyor, yerine “Kıbrıslılığı” ekiyorlar!
Başından beridir burada doğup büyüdükleri halde TC kökenlileri vatandaş yapmamak için ne kadar güçlük varsa hepsini ortalara yığıyorlar!
Başından beridir Türkiye’ye dönüp dönüp ne askerini, ne memurunu ne de paranı istemiyoruz diyorlar!
Başından beridir Türkiye’den yatırım için Kuzey’e gelen iş insanlarının elleriyle boğazlarını sıkıp canlarını çıkaramadıklarından, artık bu işi ne kadar bürokratik engel varsa hepsini önlerine yığarak beceriyorlar!
SON ÖRNEĞİ: Aziz Yıldırım olayı! Adam yatırım yapmaya geldi geldiğine bin pişman ettiler! Fakat:
Sonra da “Gelin yatırım yapın!” diyerek yalvarıyorlar! Öylesi tuhaf bir toplum olduk!

***

Kısaca takıldığım: (Ne veriyorsunuz DAÜ öğrencilerine?)

TC’deki üniversiteler öğrenci avına çıktı. Buradaki bazı üniversitelerimiz rekabetin içinde. İngilizce dilini koz olarak kullanan üniversiteler öne çıkıyor. Rekabet KKTC’de de geçerli, Afrikalardan bile cebinde beş kuruş olmayan öğrenciler Kuzey’deki üniversitelere yol bağlıyor!
Asıl sorun şudur ama: Çoğu üniversitelerimiz kampüsleri ile tamamdırlar da bulundukları kent ve yöreler tamam mı? Mesela DAÜ: Mağusa Belediyesi’ne, esnafına, iş insanlarına sormalı: DAÜ velinimetinizdir de ne veriyorsunuz öğrencilere? Yol mu, kaldırım mı? Kampüse bisikletle gelip giden ve sayıları hızla artan öğrencilere bisiklet yolları mı? Temiz bir kent mi? Hijyen sorunu çözülmüş lokantalar mı? Mesire yerleri mi? Yoksa pahalılığından yanan, kirliliğinden yaka silkelenen, trafiğinden yakınılan, kaldırımlarında yürünemeyen… Azap veren can sıkan bir Mağusa kenti mi sunuyorsunuz?