Köşe Yazarları

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki fonksiyonu ve AB’nin yaptırımları!


Doğu Akdeniz üzerinden sinir savaşları yapılıyor! Muhataplar birbirlerine peşrev çekiyor! Tutun ki  el ense çekmelerle  arbede öncesi “güç” denemeleri yapılıyor!

Fakat “hayır!” Beklenen kıyamet kopmayacak! Her zaman Allah muhafaza diyoruz, kimse Rum-Yunan ikilisi uğruna sonu belli olmayan bir maceraya atılmayacak!

Çünkü öğrendiğimizce Türkiye ile Güney Rum yönetimini karşı karşıya getiren “hidrokarbon” yatakları ve su üstüne çıkacak “gaz rezervi”   bir çatışmaya değmeyecek kadar az!

 KONUNUN uzmanlarına göre Dünyada yılda 3 buçuk trilyon metre küp hidrokarbon tüketiliyormuş.. Doğu Akdeniz’de var olduğu söylenen tüm rezervler ise dünyanın ancak bir yıllık ihtiyacını karşılayacak kadarmış..

Artı, eğer  AB’e gaz sevki Mısır üzerinden yapılırsa astarı yüzünden pahalıya mal olacakmış, hatta “bu nedenle” deniyor bazı AB ülkeleri gazın Türkiye üzerinden sevk edilmesinden yanaymış…

TÜM bu gelişmelere baktığımızda bir kez daha anlıyoruz ki  Doğu Akdeniz’de Rum-Yunan ikilisinin asıl hedefi, (yine uzmanlara göre) kendilerine “egemenlik alanı” yaratmak istemeleridir!

Buna çoktan beridir “Ortadoğu”ya yakın olma düşüncesiyle Doğu Akdeniz’e sarkmayı düşünen AB  de dahildir. Bu nedenle Türkiye’nin ve KKTC’nin bölgedeki haklarını görmezden gelmekte, “üyemizdirler” kulpunu taktığı Rum-Yunan ikilisinin yanında yer almaktadır.

 ÖTE yandan kaç gündür beklenen  AB Dışişleri Bakanlarının sondaj çalışmalarından dolayı Türkiye’ye yönelik alacağı “yaptırım kararları” da açıklandı.

Karar her ne kadar sanki Türkiye’nin ve tabi KKTC’nin hidrokarbon yataklarına ulaşmak için MEB’lerinde faaliyetlerde bulunma  hakkı yokmuş gibi bir “yanlışın” üzerine de otursa beklenen sertlikte çıkmadı..

Alınan kararda kısaca, “Türkiye ile Ortaklık Konseyi’nin toplanmaması, üst düzey diyalog toplantılarının durdurulması, Türkiye’ye yapılan mali yardımlarda 2020’de 145 milyon euro kesinti yapılması… Gibi maddeler var..

Yani Rum tarafının beklediği bir “yaptırım” değil, sadece zevahiri kurtarmaya yönelik bir karar!

BUNA karşın sinek de küçüktür ama mide bulandırır.

Nitekim AB’nin  kendi “Birliği” için hem askeri hem de ekonomi yönünden büyük “güç ve fırsat” olması gereken Türkiye’yi; ancak AB yardımlarıyla ayakta durabilen Yunanistan ile Rum yönetimin hatırı uğruna harcaması, sürekli dışlamasının tek bir izahı olabilir o da “Türkiye ve İslam fobisi” olmalıdır!”

Bir Hristiyan kulübü olan AB belli ki bölgede sürekli büyüyerek siyasi yönden etkin rol oynamaya başlayan Türkiye’den fena halde huylanıyor..

Dolayısıyla “Kıbrıs üzerinden” kıyametler kopartması hiç de şaşırtıcı değil.. Buna karşın yine de tek temennimiz bir çatışmanın olmamasıdır..

**********

TATAR HÜKÜMETİNİN İKİ AY’I          

İki aylık Tatar hükümetini  yakından izlemeye  ve muhasebesini yapmaya çalışırken, Erhürman hükümetinin bende bıraktığı çağrışımlarından yararlanıyorum.

Ve inanıyorum ki hiçbir hükümet “başarısız” olmak istemez. (Yani bunu söylemek bile ne kadar abes olmalı ama şöyle on yıl geriye gidip bugünlere yeniden geri dönerken bakıyorum, o yıllardan bu yıllara “Tek bir koalisyon Hükümeti başarılı olmadı!

Bunda “koalisyonlardan” kaynaklı sorunlarla, “Sol ve Sağ görüşlerin”  çarpışması nedeniyle   Türkiye ile sürdürülen ilişkilerdeki “yanlış politikaların” da etkisi vardır…

Tatar Hükümeti sözünü ettiğimiz şu öncesi on yılların yarattığı türlü çeşitli olumsuzlukları yaşayıp dolayısıyla iktidara “yanlış ve doğruların”    süzgecinden akarak  geldi..

“Öncelikli politikasını” da Türkiye ile sıkı ilişkiler” olarak saptadı..

PEKİ kısa süre de olsa bu ilişkilerin meyvelerini toplamaya başladı mı?

Artık sahillerimizden “uyuşturucu” bile topluyoruz ama henüz o “kalkınmanın” meyvelerini hasat edemedik!

Buna karşın Tatar Hükümetinden beklentimiz devam ediyor. Ne var ki gidişata baktığımızda görüyoruz ki  “Asıl hedeflenen kalkınmaya yönelik çalışmalar, araya sokışturılan  “gereksiz tartışmalarla” sulandırılıyor!

Nitekim Sn. Akıncı’nın teamül gereği uhdesinde bulunan “iki toplumlu müzakereler” ve “Rum tarafıyla ilgili politik ilişkilerine” karşın, bakıyoruz Tatar- Özersay Hükümeti “atılımlar, projeler” ambalajına sardığı  bazı kararlarla Akıncı’nın sorumluluk alanına kayıyor…

Hemen yazayım mesela Maraş’ın envanteri ve açılması olayı!

Oysa  Sn. Tatar’ın da bizzat bir ekonomist oluşunu dikkate alarak bu konuda “sürprizler” beklerken…

Doğrusu ya Sn. Cumhurbaşkanını “baypas” ederek Maraş’ı açma girişimleri başlatmak, taptaze  ve yeni bir siyasi sorunu doğurmadı mı?

Ve en önemlisi Sn. Akıncı’yı istenmeyen bir tartışma içine sokarak  büyük ölçüde ihtiyacını duyduğumuz o iç barış ve istikrar bir kez daha yara almadı mı?

Doğrusu ya bu Maraş olayını siftah bereket  Tatar hükümetinin  hanesine  “eksi” olarak kaydettim!

Ha, “artı” mı? Henüz “sırası” gelmedi, gözlüyorum!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (İŞTE CEVABI?)

Sn. Tatar bir süre önce diyordu ki “yahu bu kadar uyuşturucu nerden nasıl girer ülkeye, bu ne iştir?..”

Cevabı gecikmedi. Bir süre sonra Gaziveren’de 24 kilogram gannavuri bulundu!

Demek ki “KKTC’e Güney’den, uçakla havadan, şimdi de denizden sevkiyat yapılmakta! Galiba artık Kuzey’in “kaçakları” da gösteren yeni bir “ithal yolları” haritasına ihtiyacı vardır!



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı