Köşe Yazarları

Türkiye ile ABD arasında Ortak Deklerasyon…

Haftanın en önemli olayı kanaatimce ABD Dışişleri Bakanı R.Tillerson’un Türkiye ziyareti, ve bu konuda Türkiye-ABD Dışişleri Bakanları arasında yapılan görüşmeler ve ortak açıklamadır.

Gelinen noktada Türkiye’nin Afrin Zeytin Dalı harekâtının başarısının önlenemeyeceği karşısında, bölgede kontrolün Türkiye ve işbirliği içinde olduğu Rusya, İran ve Suriye’deki ilgili diğer taraflara kayma riski ABD’yi endişeye sevk etmiş olmalı ki ABD politikasında ani veya görünürde şimdilik bir U dönüşü yapıldığını izliyoruz.

Daha düne kadar ve Zeytindalı harekâtına neden olan ABD’nin Türkiye’ye karşı tehditvari beyanatları, bölgenin yıllardan beri silahlarla ve askeri teknik ve lojistik desteklerle takviye edilerek terör örgütlerinin beslendiği yetmezmiş gibi en son Türkiye sınır boylarını kapsayacak bölgelerde 30bin  kişilik PKK terör örgütünün uzantısı YPG terör ordusunun kurulacağını deklere etmesi, bu güne kadar hiç de dostane davranışlar olarak değerlendirilemez.

Üstelik NATO üyesi ülkeler olarak ABD’nin Türkiye’ye karşı tavrının onaylanması mümkün değil. Hedefin DEAŞ’ olduğu gerekçesiyle YPG’yi silahlandırmasının nedenleri petrol kaynaklarının kendi kontrolüne alınma gayesi bilinse de, tasarlanan veya tahmin edilen başka hedeflerin olduğu da ortadadır. Ancak Türkiye’nin gerek kendi toprak bütünlüğünü sağlamak gerekse Türkiye’ye yönelik tehditleri ve terörü durdurmak ve Suriye’de birleşik bir yönetime yol açarak bölgede felaketi durdurmak amacıyla başlattığı başarılı diplomatik ve askeri Afrin harekâtından sonra dünya devletlerince de haklı görülmesi ve harekâtta önemli başarı sağlanması sonrasında, ABD’nin bu hafta ani bir değişiklikle giriştiği yakınlaşma teşebbüsü ile yeni yol haritasının ne olacağını göreceğiz.

Harekâtın başladığı günden bu yana ABD yetkililerince her gün gerek terör örgütlerini silahlandırmada gerekse bu konulardaki politikalarında çeşitli ve de çelişkili bilgi ve beyanatlarla adeta şaşırtmaca bir dil kullanıldığı izlenmektedir.   Hele geçen gün  Mattis’in Türkiye Hükümeti’ne YPG’yi PKK’ya karşı savaştırabileceklerini de söylemesi ise çok şaşırtıcı ve inanılması zor veya bilinen nedenlerden imkânsız görünen bir açıklama ile sis perdesini genişletmişti.

Şimdi görüşmeyi yakınlaştırma nedeninin Afrin başarısından sonra,  Menbiç’te ABD ve destekledikleri güçlerle Türkiye’nin karşı karşıya gelme ihtimalini azaltma olduğu genel kanıdır.

En son Cuma günü bu yazının yazıldığı gün görüşmelerden sonra TC. Dışişleri Bakanı Sayın M. Çavuşoğlu ile ABD mevkidaşı  R.Tillerson’un görüşmelerden sonra yaptıkları açıklamalar ve Ortak Deklerasyon iki ülke arasındaki ilişkilerin yumuşama mesajları  ve yeni bir politika hedefi göstermesi bakımından rahatlatıcı olmuştur. Öncesinde Perşembe Türkiye’ye geldiği gün de Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın kabulü ile Cumhurbaşkanlığında uzun bir görüşme olmuştu.

Tillerson’nun Türkiye’de vardığı mutabakat ve açıklamalarının önümüzdeki günlerde ABD’de daha üst, başta ABD Başkanı Trump ve bu politikaları yönlendiren ABD yetkili makamlarının beyanatlarında da aynı paralelliği görebilecek miyiz.? Umarız ..  Uygulamalar da söylenenler ve taahhüt edilenlerle örtüşecek mi ? Önümüzdeki zamanda gelişmelerle belli olacak.

Ortak Deklerasyon ve basın açıklamalarında olumlu mesajlar verildi. Sayın M. Çavuşoğlu özetle sadece ikili ilişkilerin değil bölgesel konulardaki yaklaşımları da değerlendirdiklerini ve iki ülke ilişkilerinin normalleştirme konusunda bir anlaşmaya vardıklarını, sorunları ele alacak mekanizmaları oluşturacaklarını, çözülmeyen sorunlar için neler yapabileceklerini konuştuklarını ifade ederek ABD tarafından şimdiye kadar tutulmayan sözler üzerine de vurgu yaptı.

R.Tillerson da geçmişte İşbirliği yapılan orta doğu dışındaki başka bölgelere atıf yaparak Türkiye’nin bir çok terör örgütü ile karşı karşıya kaldığını, teyit ederek, Türkiye’nin çok önemli bir Ülke olduğunu ifade ettikten sonra Suriye konusunda hedeflerinin tamamen örtüştüğünü söyledi. Taraflar birleşik Suriye’nin kurulması için birlikte çalışma vurgusu yaptı.

Yayınlanan Ortak Deklerasyonda ise üç husus belirlendi. Birisi, oldu-bitti ve demografik değişiklik yaratacak tüm girişimlere yönelik kararlı duruş, ikincisi İki ülke arasında sorunların çözümü için en geç Mart’ta bir mekanizma oluşturulması, üçüncüsü de Türkiye ve ABD’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve ulusal birliğinin muhafazasına olan bağlılıklarının teyiti, olmuştur.

Bundan sonraki gelişmelerde inşallah bölge sorunlarının çözümü için tüm bölge ülkeleri dahil ortak anlayış gelişebilir ve bölgede belli güçlerce yaratılan terör örgütlerince  işlenen vahşetler önlenir. Süper güçlerin Güç ve menfaat paylaşımları uğruna bölge insanlarına yaşattıkları felaketlerin akıl ve mantık yolu ile son bulmasını temenni edelim..

Diğer taraftan Kıbrıs açıklarında Rum Yönetiminin gaz arama faaliyetlerinin de Türk tarafı ile istişare ve anlaşmadan, tahrik edici davranışlardan kaçınılmasını dileriz. Burada gerek Kıbrıs Türklerinin hakları gerekse uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin taraf olduğu unutulmaktadır. Barış için her zaman akıl ve mantık yolunun kullanılmasının gerekli olduğu unutulmamalı.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı