Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Cumhurbaşkanlığı görevine başlamasının üçüncü yıldönümünde kapsamlı bir açıklama yaptı.
Basının da öne çıkarttığı gibi, açıklamanın vurgusu müzakereler konusu.
Cumhurbaşkanı önce, iki ayrı devlet tartışmalarına değiniyor.
Bugün için siyasi atmosferin buna uygun olmadığını…
Dış ilişkiler bağlamında bunu gerçekleştirecek bir gücümüz bulunmadığını…
Dahası, böyle bir formülü kabul edecek en son tarafın Güney Kıbrıs olduğu gerçeğinin ortada durduğunu söyleyerek, iki devletli çözümün şu an için bir opsiyon olmadığının altını çiziyor.
Diğer önemli vurgusu, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in 30 Haziran 2017’de Crans Montana görüşmeleri sırasında sunduğu “Çerçeve” ile ilgili.
Malum bu çerçeve, tıkanıklığı aşmak için sunulmuş, ancak bir hafta sonra görüşmeler bitmişti.
Şimdi Cumhurbaşkanı Akıncı, “Guterres belgesine o gün ‘evet’ dediğim gibi, bugün de aynı noktadayım” diyor…
Ancak ekliyor, “Rum tarafı belgeyi sulandırmadan, sunulan şekliyle kabul etmeye hazırsa”…
Bu Guterres çerçevesi aslında bizim tarafta yeteri kadar tartışılmadı.
O günlerde gözler Crans Montana’daydı ve bir anlaşma umudu vardı.
Umutlar ortadan kalktıktan sonra da, kimse Genel Sekreter’in ne dediğine bakmadı bile.
Aynen Annan referandumu sonrasındaki atıp tutmalar gibi. Çünkü artık söylenenlerin bir hükmü kalmamıştı.
Şimdi bakıyoruz, son sürecin o son noktası, yeni dönemin başlangıcı olarak gündeme geliyor.
Türk tarafının zirve sırasında kabul ettiği Çerçeve; “yeni bir güvenlik sistemi; Türk ve Yunan asker sayısının bir takvim dahilinde önce 1960 düzeyine çekilmesi, sonra da tamamen çekilmeleri konusunun garantörlerce ele alınması; toprak konusunda Rum tarafının hassasiyetlerinin göz önünde bulundurulması; Türk tarafında kalacak topraklarda ilk söz sahibi kullanıcının olması; TC yurttaşlarının, Yunanlılar gibi, adil-eşitlikçi haklara sahip olması; iktidar paylaşımının Türk tarafının taleplerine paralel olması, dönüşümlü başkanlığın 2:1 olması” gibi ilkeler içeriyordu. Aslında bunlar görüşmelere temel olacak notlardı. Ayrıca, anlaşmanın uygulanması için de bir yol haritası içeriyordu…
Özdil Nami’nin daha sonra açıkladığı gibi, Türk tarafı “yönetim ve mülkiyet başlıklarında geride kalan konularda bize yardım ederseniz, Güvenlik ve Garantiler konularında daha fazlasını söyleyebiliriz” demiş ve önerilerini yazılı olarak vermişti. Her iki konuda da federasyonun kurulup işlemeye başlaması halinde esneklikler getirmeyi taahhüt ediyorduk…
Rum tarafı ise, hemen belgeyi sulandırmış, çerçevenin içinde olmayan önerilerle gelmiş ve uyarılmıştı.
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın söylediği “sulandırmadan gelirse” sözü buna işaret ediyor.
Niyetleri, güvenlik ve garanti konularında alacağını almak, gerisini sonraya bırakmaktı.
Çerçevede yer alan dönüşümlü başkanlık ilkesine, “birleşik oy pusulası” gibi olmayacak koşullar getirmiş, toprak ve mülkiyet konularını da alt üst etmişlerdi.
Zaten süreç de bu noktada koptu…
Guterres belgesi Rum tarafınca kabul edilmiş olsaydı, Annan Planı benzeri kapsamlı bir anlaşma metnine dönüşecek potansiyeli vardı.
Şimdi Cumhurbaşkanı Akıncı, “Haydi bunu stratejik bir paket anlaşması olarak ilan edelim” şeklinde bir çıkış yapıyor.
Açılım olarak güzel. “Türk tarafı ne yapacak” diyenlere de muhteşem bir yanıt.
Ama mümkün mü? İşte o zor görünüyor…
YERİN KULAĞI VAR
FAZLA NAZ AŞIK USANDIRIR:
Cumhurbaşkanı Akıncı, “Rum tarafı Guterres çerçevesini sulandırmadan, çarpıtmadan kabul etmeye hazırsa bir an önce açıklasın. Stratejik bir paket anlaşması olarak bunu ilan edelim” çağrısında bulundu. Yani diyor ki, fazla naz aşık usandırır, bir an önce karar verin ki, bizde henüz daha tam olarak bilmediğimiz o yeni yolumuza gidelim…
GARANTİSİ YOK:
Son günlerde “AB çatısı altında iki devletli çözüm” modeli çok konuşulmaya başlandı. Evet, bu da bir çözüm modelidir, hele de 50 yıldır federal bir çözüm konusunda net bir adım atılmadığı düşünüldüğünde. Ancak, “AB çatısı” konusu biraz muğlak duruyor. Çünkü AB üyesi olmak için belli kriterleri, yasaları tamamlamak ve üyelik başvurusu ile süreci başlatmak gerek. Güney AB üyesi ama, kuzey için böyle bir garanti yok. Ayrı bir devlet ilan ettiğimizde otomatikman biz de AB üyesi olacağız gibi bir garanti yok…
ESMEN’DEN POPÜLİZM SUÇLAMASI:
İşadamı Esin Esmen, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler’in “ 1 Mayıs’ta herkes izinli olsun” açıklamasını popülizim olarak değerlendirerek, “hizmet sektörünü hedef alan bu açıklama, ekonomiden anlamayan, çarkların nasıl döndüğünü bilmeyen, tek amacı belli bir kesime hoş görünmek olan sayın bakan, bu ülkede ödediği vergi ve sağladığı istihdam ile değer katan biz hizmet sektöründeki perakendecileri de hedef haline getirmiştir” suçlamasında bulundu. Popülizmi kim yapıyor, varın siz karar verin…
YAPTIKLARINIZ, YAPACAKLARINIZIN TEMİNATIDIR:
Hangisine sorarsanız sorun, alacağınız cevap üç aşağı, beş yukarı, “daha yapacak çok işimiz var” oluyor. Bir çoğu birkaç dönemdir kentleri yönetiyor ama daha yapacak işleri var. Belediyelerin durumu ortada. Yatırım sıfır, çoğu maaş ödemekte zorlanıyor. Ama hala daha çıkıp, yapacak işleri olduğunu söyleyebiliyorlar. Aslında yıllardır yaptıkları, yapacaklarının teminatı. Çoğunun maksatları iş yapmak değil, o koltukta bir dönem daha oturma kaygısıdır…
ORTAKÖY YENİ KÖPRÜSÜ:
Şık oldu, güzel oldu. Ancak bağlantı yolu felakete dönüştü. Zaten dar olan yola kaldırım da yapılınca, alışkanlıklarından vazgeçmeyen insanlarımız çizilen çift sarı şeridin üstüne park etmeye başladılar. Ve bu da günün her saatinde o yolda tıkanmaya neden oldu. Acaba diyorum, zabıtalar bir süre bölgeyi takip mi etseler…
ELİMİZDE KALDI:
Kapatılan KTHY merkez binalarının satışı için çıkılan ihaleye kimse müracaat etmeyince, ihale iptal edildi. Bazı açıkgözler fiyatın düşmesi için pusuda bekliyor. Şimdi yüzlerce çalışanın ahı olan bu binalar için hükümet, önümüzdeki günlerde yeni karar üretecek. Yeniden satışa çıkar mı, alıcı çıkar mı bilemeyiz ama, devlet daireleri için her ay birilerine yüklü kiralar ödeneceğine, bu binayı devlet kendi kullanımına alsın, inanın çok daha karlı bir iş yapmış olacak…
ZİRVEDEKİLER
Narin Ferdi Şefik(Yüksek Mahkeme Başkanı): Geçmişte Kıbrıs’ta kendimizi başka ülkelere nazaran çok daha emniyette hissetmişizdir. Örneğin Londra’da insan gece sokakta yürürken korkar… Her an çantanızı alabilirler, sizi bıçaklayabilirler… Kıbrıs’ta bunun olacağını hiç mümkün görmezken, burada da son dönemde iki olay oldu. Bir kadın yolda yürürken çantasını çekip aldılar… Bir diğer kadın arabasında otururken saldırıya uğradı. Çantası alındı. Bizde görülmeyen konulardı bunlar. Eskiden burada böyle şeyler olmazdı. Ortam emniyetlidir olayı ortadan kalkmıştır”…
DİPTEKİLER
Al Da Bozdur: ELAM Başkanı Hristos Hristu; “Kıbrıs Yunandır” diyerek, “Kimse dini ve ulusal ayrılığa dayanacak olan bir federasyonun hayal etmesin” değerlendirmesinde bulundu. Hristu Kıbrıslı Türklerin adadaki haklarının “azınlık hakları” olduğunu da iddia etti. Güneyde hala bu kafalar olduğu sürece adada adil bir anlaşmanın hayalini kurmak bile zor …
































