Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TÜRK TARAFI MASAYA HAZIRLIKSIZ MI OTURDUYDU

Bugüne kadar Kıbrıs sorunu ile ilgili haber ve yorumlarını izlediğim Rum basınının müzakerelerle ilgili büyük ölçüde saptırılmış yahut spekülasyon amaçlı yayımlarına rastlamadım. Hatta müzakere sürecine ilişkin gelişmeleri de bizim gazetelerde yer alan Rum basını haberlerinden öğrendim. Ve “Rum tarafının” müzakerelerdeki tutumunu değerlendirmek için genelleme yaparken “çarpıcı” olacağına inandığım iki kelime kullandım: Birisi “muzırlık” diğeri “arsızlık!” Tabi bunların siyasi literatürdeki yerleri, “Rum’un bitmeyen istekleri” yahut “önerileri” olarak anlam bulmaktadırlar!   
Pekala ya Türk tarafının tutumu? Her halde Anastasiadis’le Rum Dışişleri Bakanlığı çok sıkışmış olacaklar geçtiğimiz günlerde müzakereler sürecinde merak ettiğimiz Türk tarafının masadaki tutum ve önerilerinin bir kısmını Filelefteros Gazetesi ile ayazlatıverdiler.

TÜRK TARAFI DA AZ DEĞİL YANİ! Gazete Türk tarafının neler istediğini nelere itiraz ettiğini ana hatları ile veriyor. Bunların bazılarını özetle aktarıyorum:
BİR: Türk tarafı 12 büyük diplomatik temsilcilikte büyükelçi kadrolarının 50-50 paylaşılmasını, Büyükelçinin Rum olması halinde yardımcısının Türk, Türk olması halinde yardımcısının Rum olmasını istiyor.
İKİ: AB’de de Kıbrıs’ın, Kuzey ve Güney “oluşturucu devletler” tarafından ayrı ayrı temsil edilmesini istiyor.
ÜÇ: AB konularının merkezi federal hükümetin yetkisinde olmasına itiraz ediyor.
DÖRT: Merkez Bankası’nın işleyişine itiraz ederken, Kuzey’in yasama, yürütme, yargı organlarının geriye dönük olarak Rum tarafınca tanınmasını, referandumla hemen yürürlüğe girmesini istiyor.
BEŞ: Kamu hizmetinde Bakanın Rum olması halinde yardımcısının Türk olmasını ve güçlü yetkilerle donatılmasını istiyor. Ve tersi.
Filelefteros Türk tarafının bu isteklerinin yorumlarını yapıyor, keza Politis Gazetesi de Anastasiadis’in Eroğlu’nun tutumundan yakındığını ve vazgeçmesi için kendisine müdahale edilmesi çağrısında bulunacağı haberini veriyor. Ayrıca Anastasiadis’in Eroğlu ile yapacağı görüşmede Kıbrıs sorununun tüm başlıklarının görüşülmesi için öneride bulunacağını da haber veriyor…
NE ANLIYORUZ? Bir kez daha masaya yanlış oturulduğunu! Eğer Türk tarafı olarak tüm yukarıdakiler “kırmızı çizgiler” olarak değil de müzakerelerin seyri içinde Rum’un tekliflerine karşıt teklifler olarak yapıldıysa bunun da adı “muzırlıktan” başka kelime ile ifade edilemez!
MESELA: Bile bile ve kesinlikle müzakere edilmeden kabul edilen başlık şuydu: “Tek Egemenlik, Tek Uluslararası Temsiliyet.” Şimdi açık ve net biliniyordu ki “tek egemenliğe dayalı federal devletin dış ülkelerdeki diplomatik temsilcileri Türk ve Rum nüfusları oranında dağılım bulacaktı. Ki aynı olay merkezi hükümet kademelerinde de söz konusu olacaktı…
AB içinde ise Türklere ait iki sandalyenin değişmeyeceği, “Türk ve Rum oluşturucu devletler olarak iki ayrı temsiliyet hakkının söz konusu olamayacağı” da biliniyordu. Dolayısıyla masaya da bunlar “bilinerek” oturuldu!
SERZENİŞTE BULUNMUYORUZ: Söylemek istediğimiz şudur: Eğer kafalardaki tasavvurlar bizim de savunduğumuz “konfederal sistem” idiyseydi merkezi hükümetteki tüm devlet yetki ve sorumluluğunun Rum’un çoğunluğu oranında şekilleneceğini daha masaya oturmadan ret etmek gerekmez miydi? Oysa masaya oturuldu ve “kabul edilen tek egemen devlet”, “iki eşit devlet ilkesinde” değiştirilmek istendi!
Denecek ki masada yapılan “politikadır!” Bildiğimiz kadarı ile “Politika” sonuç almak için yapılır. Oysa Türk tarafı da Rum tarafı da sonuç alınmaması için politika yapmaktadırlar!          
**********        
KISACA TAKILDIKLARIMIZ

Bakın önümüzdeki pazar günü sandığa gittikte kaç oylama yapacağız.
Belediye başkanlarını seçeceğiz.   
Belediye meclis üyelerini seçeceğiz.  
Muhtarları, muhtar azalarını seçeceğiz.
Anayasa’da yapılan “değişikliklerle” eklenen “yeni maddeleri” oylayacağız.
VE HÂLÂ YÜKSEK SEÇİM KURULU OYLAMA PUSULULARININ ÖRNEKLERİNİ YAYIMLAMADI! Ben yıllardır böylesi bir yerel seçim görmedim! Bir şeyler başından beridir ters gidiyor.      
Önce kelli felli partiler marjinal dediğimiz küçük partiler kadar olamadılar, adaylarını şanlarına uygun cesaretle çıkartamadılar!
Birbirleriyle dayanışma yaptılar yüzlerine gözlerine bulaştırdılar!
Dahası ve en büyük hataları davullu zurnalı geliyorum diyen yerel seçimlere CTP dışında hiçbir siyasi parti hazırlanmak gereğini duymadı.
Tüm bunların üzerine bir de Anayasa değişikliğiyle referandumu diktiler, seçimleri çoban salatası yapıp seçmenin önüne koydular!
Üstelik YSK hâlâ şu “seçim pusulalarının” örneklerini yayımlamadı. (Belki bugün diyelim!)

**********
ANAYASAMIZA İLİŞKİN İLTİFATLAR

Kaç zamandır aklımın bir köşesinde takılı durur. Kendimizi hemen her konuda küçümseme, yerme yahut “büyütme” hastalığımız vardır. Devlet kademelerinde ne yapmışsak sonra dönüp yıktık!
Buna karşın bakın şimdi emekli olmuş Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel Anayasamızla ilgili neler söylüyor:
“…1975 Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası ile yargımız, yürütmeden bağımsız hale getirildi. 1985 KKTC Anayasası ise yargıyı yürütmeden tamamen bağımsız hale getirmiştir. Bugün dünyanın en bağımsız yargısının KKTC Yargısı olduğunu söylemek mümkündür… 1975 ve 1985 Anayasaları yapılırken Kurucu Meclislerde görev yapan genç ve idealist milletvekillerinin yargı bağımsızlığına önem verdiklerini ve bu nedenle yargının bağımsız hale gelmesi için çaba harcadıklarını biliyoruz. Denktaş Bey de bu çabalara destek vermiştir…”
Anladığımız şu oluyor: Bu memlekette çok güzel şeyler de oldu. O “güzel şeyler” ise heyecan dolu seferberlik ruhundan kaynaklandı. 1974 sonrası Kurucu Meclisi bu hali ile anımsıyoruz.
Ve haklarını yemeyelim: Bugünün Meclis’inde de hâlâ bu devleti ayağa kaldırıp var etmek için çalışan o “seferberlik ruhuna sahip milletvekillerimiz, Bakanlarımız vardır.” Ki günü geldiğinde Anayasa gibi zor bir “olayı” referanduma götürecek kadar etkin ve yetkin olabiliyorlar…
Bunu düşündükte eğer bir gün bu siyasi irade ile devlet olmak için çektiğimiz sancıları yanlış bir çözüm uğruna yitirip elimizden kaçırırsak, “Kıbrıs Türk halkına çok yazık olacak” diye düşünüyorum.

**********    
KISACA TAKILDIĞIMIZ: (PİSLİK BERDEVAM!)

Geçen gün nasılsa yolum Mağusa’nın dışına kaydı. Baktım sahiller, piknik alanları pazar gününden kalma, halkın bizzat kendi yapımı olan “eserleri” ile renklenmiş! Bazılarını sayayım: “Bira şişeleri, pet şişeler! İçi dolu yahut boş poşetler! Bilhassa karpuz kabukları! Her halde üzerlerinde çok tepinmiş olacaklar, bir iki yerde kırık plastik sandalyeler gördümdü! Hatta terk edilmiş mangal! Ve yanmış kömür artığı yığınları… Vesaire!”   
Bir kez daha anladım ki “Pislik” tüm haşmet ve ihtişamı ile KKTC’deki imparatorluğunu sürdürüyor! Demek ki bir süre önce yapılan “temizlik kampanyası” ne uyarıcı ne caydırıcı olmuş! Ne de “pis insanlara” tırnak kadar etki etmiş!