Şarkısı vardır. “Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime…”
Ki artık bakmak gereğini bile duymuyoruz çünkü çözümsüzlüğe de alıştık böylesi çözümlük içinde yaşamaya da!
BLİR MİSİNİZ? İyimserliği anlatabilmek “kötümserliği” anlatabilmekten çok daha zordur.. “Ah vah” etmenin, “kih kih” gülmekten daha kolay olması gibi!
1974 Barış harekâtından hemen sonra Güney’den Kuzey’e göç eden insanlarımızın öylesi duygusal seslendirmelerinin tanığıyız..
Anılarını gözyaşları içinde anlatırlarken “ah evim,toprağım, bağım bahçem” derlerdi..
Sonuçta “vatanımız” demek isterlerdi..
Zannederim Kuzey’den Güney’e göç eden Rumlar da ayni duygular içindeydiler.. Onlar da Kuzey’de bıraktıkları mülklerine topraklarına, hatıralarına ağlıyorlardı.***
ANCAK aradan 47 yıl geçti ve “Türklerle Rumların Kuzey’de ve Güney’de bıraktıkları mülk sorunları şu sıralarda Maraş’ın bir mahallesinin de açılmasıyla daha bir büyüyerek devam etmektedir..
TABİ şunu da hatırlatalım: Eğer 2004’lerde Annan planı referandumdan geçmiş olsaydı (uygulamasının nasıl mümkün olacağını hangi sorunlarla karşılaşacağını bilemiyorum ama) şu veya bu şekilde mülk sorunu “takas, devir, yeniden iskâna tabi tutulmaları” gibi sistemler içinde en azından kâğıt üzerinde de olsa “çözülmüş olacaktı!” ***
FAKAT Rum tarafı Annan planına Kuzey’deki mülklerini feda etmeleri pahasına hayır dedi..
Tek bir nedenden dolayı? Türkiye’yi Kuzeyden dolayısıyla Türk halkının garantörlüğünden uzaklaştıramadılardı.. Kısaca Annan planı Rum-Yunan ikilisinin hayal ettiği “Türkiyesiz bir federal sistemi getirmiyordu..”
***
ARADAN uzun yıllar geçti.. Kıbrısta mülkler sorunu hem “siyasi” hem de “gasp ve rant” sorunlarıyla devam etmektedir!
İki taraf arasında mahsuplaşma olmadan, mülkler masaya yatırılmadan 47 yıldır (her halde o tarafta da durum farklı değildir) mülkler üzerinde türlü çeşitli tasarruflarda bulunulmaktadır..
Şöyle ki bir gün olası çözüm aşamasına gidilirse Rumun Güney’de bıraktığı malının hesabını veremeyeceğimiz oranda! Büyük olasılıkla da büyük oranda tazminatlar ödemeye mahkûm edileceğimiz gerçeklerde…
***
MESELA Maraş’ta açılan bir Mahalle’ye “zaten vakıf malıydı” deyip el koymak oradaki Rum mülklerini ne kanuni kayıtlardan siler ne de kadük duruma düşürür..
Tabi şu gerçek de vardır: Aradan şu kadar yıl geçtikten sonra Kuzey’deki Rum emlaki üzerinde gelişen inkişaflar dikkate alındığında Rum tarafının “burası benimdi” iddiasının ne kadar geçerli olabileceği ayrı bir dava konusu olacaktır..
***
KISACA Kıbrıs’ta sadece siyasi çözüm değil, şimdilerde işimize gelmediği için görmezden geldiğimiz mülkler sorunları da vardır ve bir gün masaya oturduğumuzda “al ver-ver al” pazarlığında Kuzey’in alanı bugünkü kadar olmayacaktır!
Çünkü global bir çözüm kaçınılmazlığında Kuzey daha bir küçültülerek Güney genişletilecektir..
Bir gün “siyasi çözüm” uğruna bu fedakârlığı yapabilecek miyiz? Ki Maraş’ı iade yerine sınırlarımız içine kattık!
***
KISACA TAKILDIĞIM: (DEMOGRAFİK YAPIMIZ BOZULDU!) Farkındasınız: Artık KKTC’de esrardan fuhuşa, sirkatten dolandırıcılığa, hatta sosyal medyayı kullanarak türlü çeşitli olaylar yaratılmasına kadar ne varsa hepsi de günlük hayatımızın olağan haberleri arasında katıldılar!
***
KKTC yurttaşları kadar üçüncü ülkelerden şu veya bu nedenlerle aramıza katılanların da bu suçlarda yerleri vardır ve oldukça da yoğundur.
Hatta artık baş rol oyuncusu gibiler! Esrar vuhuş, çalma çırpma derken çeteleşme bile görülmektedir..
Dolayısıyla KKTC vurdulu kırdılı kovboy filmleri setine dönüşürken, öte yandan esrar diyarı durumuna da sokulmuştur…
İlgili haberlere baktığımızda yakalanıp göz altına alınanların çoğunluğunun aramızda üniversite öğrencisi olarak bulunanlardan oluştuğunu görüyoruz!
***
1974’den bu yanadır Kuzey’de “sağlanacak düzen dolayısıyla istikrarın” peşinde koşuyoruz ve asla yetişemediğimizden ülkede ne düzen oluyor ne de istikrar!
Bu “olumsuzluğun” tam odağında da ülkedeki üniversitelere öğrenci olarak gelen Afrika kökenliler bulunuyor..
Öğrenci olarak geliyorlar ama ya memleketin kayıtsız ve kaçak işçileri oluyorlar yada illegal olayların sorumluları.. ***
HANGİ taşı kaldırsanız altından çıkıyorlar! Akşamları onları lokantalarda, gazinolarda tabak yıkayan garsonlar olarak görüyorsunuz.. Gündüzleri inşaatlarda harçla yoğrulurlarken..
Hatta zaman zaman Belediyenin temizlik işlerinde çalışan gündelikçi işçileri..
Ve yollarda içindeki bebekle çocuk arabasını iten ana baba olarak görürsünüz.. Burada evlenip bura vatandaşı mı oluyorlar yoksa!
Kısaca yavaştan yavaştan öğrenci oluştan mülteci oluşa geçiyorlar tabi kaçak!
***
DEMOGRAFİK yapımız bozuluyor. İllegal olaylar, kaçak işçilik artıyor..Dolayısıyla zaten büyük sorunumuz olan “denetimsizlikler” nedeniyle hem denetimler beterince tıkanıyor hem de polis teşkilatımız mevcut kapasitesinin üzerinde efor sarf etmek zorunda kalıyor..
FAKAT asıl büyük sorun KKTC “yaşanır oluşunu” gün günden biraz daha kaybediyor!
































