Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TRAFİK SORUNU DEYİP GEÇMEMELİ!

Bazı sorunları sürekli tekrar ediyorsak, yazacak sermayemizin kalmamasından değil, “sorunun1 inadına çözümsüz bırakılarak” devam ettirilmesindendir..

TRAFİK sorunu bunlardan biridir. Ki artık sadece kazaya uğrayıp yaralananlara hayıflanmıyoruz. Gitgide çoğalan trafik kazaları sonucu ölenlerimizin ardından ağıt yakıyoruz.. NE var ki bu ölümeler ne Allah’ın takdiridir ne de mukadderat. Resmen ve bal gibi “sürücü hatalarından kaynaklıdırlar bir “yolların yetersizliğinden ve bozuk olmalarından kaynaklıdırlar iki!

FAKAT Trafik sorunlarını ille de “ölümler oranlarıyla” değil. Ne de ulaşımın zevki sefası uğruna katlanılan bir ulaşım lüksü de değil..

Gitgide büyüyüp çoğaldığı halde “çözümsüz kalan sorunlarıyla, araçlarının ulaşım alt yapısının esası olan yolların yetersiz kalmasıdır! Hani söz konusu tarım yada üretim oluğunda “ekilip biçilecek topraklarımızı beton binalarla doldurduk” diyerek yakınıyoruz ya!..

ÜLKEDE sürekli artan arabalara karşılık bu kez de yolların yetersiz kalmasından yakınıyoruz üstelik artık Lefkoşa, Mağusa, Girne gibi yerleşim yerlerinde yeni yollar açmak da mümkün değil! Yani arabalar sürekli artacak ama yollar ayni kalacak! Yani daha çok kazalar olacak, daha çok ölümler yaşanacak ve daha çok canlar yanacak!

***

PEKİ BUNA KADER Mİ DENMELİ: Mesela ben yaşadığım kent olan Mağusa’yı biliyorum.. Artık insanlar bir yerden bir yere arabaları ile gitmekten korkuyorlar! Her an “beklenmedik” değil; “beklenen” bir kaza olmasından!

PEKİ TEDBİR? Yok! Koskoca Mağusa’nın ki bir ucu Derinya’da bir ucu Yeniboğaziçi’ne dayanmıştır. Sadece iki üç “sinyalizasyonu” yani “trafik ışıkları” teşkilatı vardır..

VE YOLLARIN DURUMU? Yıllardır gitgide daha çok yoğunlaşan trafiğe karşın az çok güvenli sürüş sağlayacak yollardaki beyaz yada amaçlarına uygun resmi renkleriyle olması gereken çizgiler de yok! Olanlar da silinip gitmişler, aldıran yok! Ki her zaman yazarım: Bu “acayip” yollardan her gün “Sn. bakanlar da geçer vekiller de.. Belediye Başkanı da geçer polis komutanı da! Daire müdürleri de doktorlar avukatlar da…

FAKAT arabalar çoğalmaya, trafik beterince bozulmaya devam etmesine karşın “kentin yetkili ve sorumluları olmaları gereken ve her zaman nitelik ve kariyerleri ile toplumun önünde olan “tepe insanlarımızın” her halde hiç umurlarında değildir ki trafik çoğalıp yoğalır, kazalar artarken hepten suskun kalırlar!.

HATTA kaç zamandır Belediye Başkan adaylarını izliyorum sanki memlekette hiçbir bir trafik sorunu yokmuş gibi davranıyor hatta “yollardan” söz ederlerken trafiği es geçmektedirler!

DENECEK ki ne yapacağız ya ağam senin keyfin için şimdi kalkıp yollarda tetkiklerde mi bulunalım? İsyan mı edelim? Bağırıp çağıralım mı? “Evet” diyorum! Bunları bugün yapmazsanız yarın hep yapmak zorunda kalacaksınız hem de ihmallerinizin faturasını ödemek zorunda bırakılacaksınız! Sadece “ışıksız yollar” sorunu bile sırtınızdaki töhmetin ta kendisidir!

***

MADALYONU ÇEVİRİYORUM: Önümüzde Belediye seçimleri vardır. Ben mi atladım bilmiyorum ama bugüne kadar kentlerin, çevrenin, temizlik tertibinden söz eden çok oldu ama her halde “sorun yoktur” diye düşünüyor olmalılar “trafik ve yollar” konusunda vaatlerde bulunanı olmadı! Oysa devralacakları en büyük sorunlardan biridir trafik ve trafiğe bağlı yollar.. Bari “trafik” kelimesini olsun telaffuz edin de adını söylemiş olasınız!

***

KISACA TAKILDIKLARIM: ŞAŞIRTAN BAŞBAKAN! Görevine başlarken kendimce bir süre verdim ve “herhalde de dedim kısa sürede bu da gider!” Vadesini doldurmasına karşın gitmemesi bir yana! Şayet bir memleket “artık yeter” diyerek ayağa kalkacak olsa da Sn. Üstel’in yerinden bile kıpırdamaya niyeti yoktur, durum vaziyetleri bunu göstermektedir!

DOĞRUSU ben Sn. Doktorun bu kadar dirençli olduğunu tabi ki bilemezdim.. Fakat bravo! Çünkü çoktandır söz konusu Başbakanlık koltuğunu berber dükkânı koltuğu esamesine düşürdülerdi! Bir süre oturan daha ısıtmaya fırsat bulmadan istifa ediyor yerini bir başka koalisyon hükümeti ile Başbakana bırakıyordu. Sn. Üstel bu teamülü şimdilik bozmuş görünüyor.

Üstelik “Para değil mi para! Sizi paraya da doyuracağım diyor ki daha başka ne desin! Körün istediği bir göz alın size iki göz!

NE VAR ki memleket (zaten hiç olmamıştı) hâlâ istikrara kavuşmuş değil.. Pahalılığı parasal zamlar ve ötesi tedbirlerle dizginlemek mümkün oldu gibi görünse de o müzmin ve kanserojen vakamız olan “denetimsizlik” dolayısı ile yaratılan başı bozuklukla keyfilik devam ediyor..

Kİ şimdilerde kamu görevlileri 13. maaşlarını alacaklar ya.. Bakıyorum geçmişteki gibi satış ilanları, ucuzluk iddialarında rekabet çağrıları yok! Aksine çarşı pazarda piyasada büyük bir suskunluk var! Belli ki çarşılara kıran düştü! Ki eti ucuzlattık falan denmesine karşın eski fiyat devam ediyor!

…GEÇMİŞTE işçiler emekçiler direnir seslerini duyurmak için yollara dökülürlerdi. Hayret bir şey şimdi onların yerini “iş insanları” aldı.. Büyük tepkiler bu cepheden geliyor! Yoksa devran mı döndü? ***

Sn. CUMHURBAŞKANI Tatar’ın medyada beyanatını işitip okuduğumda “hah” dedim “demek memlekettedir, şükür kavuşturana!”

Üstelik ayağının tozu ile de şu beyanatta bulundu: “Halkın kendi geleceğini tayin etmesi bir insanlık hakkıdır… :Çok doğru. Ki kaç zamandır artık kimseler bu “kaderimizi tayin hakkımızı” seslendirmiyor! Sanki çok önemsizmiş gibi!

YANİ self determinasyon hakkımız.. Yani “kendi ulusal kimlikli halkların kendi kaderlerini tayin hakkı…” Yıllardır Kıbrıs Türk halkı işte bu hakkını anlatamadı! Hem de bu “insanlık hakkının” hazırlayıcısı belgeleyicisi olan AB, BM’ler gibi dünyasal örgütlere bile! KIBRIS siyasi sorununda Rum Yunan ikilisine gösterilen toleransın tırnağı kadarı bile Kıbrıs Türk halkından esirgenirken zaten “kendi kaderimizin tayin hakkımızı” bize teslim etmelerini beklemiyorduk ama bari bu adada “Kuzey’de de bir Türk Devleti olduğunu kabul edecek bir işaret fişeği atabilselerdi!

Olacak ama! Gün gelecek KKTC de tanınacak! Yeter ki biz oyun bozanlık yapmaya!