Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TOPRAK KONUSU: (MÜZAKERELERİN BAŞINDA MI GÖRÜŞÜLSEYDİ?)

Geçtiğimiz gün Havadis Gazetesi’nde Esra Aygın’ın Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis’le yaptığı röportajı yayımlandıydı. Okurken, uzunca süre önce Köşeme de taşıdığım aynı zamanda kafamı karıştıran “konuyu” yeniden anımsadım!
OLAY ŞUYDU: Başından beridir müzakerelerde toprak konusunun tüm öteki konular müzakere edilip uzlaşmaya varıldıktan sonra ele alınacağı “ilkesinden” hareket ediliyor. Bu konudaki ısrar da Türk tarafının “kırmızı çizgisi” oluyor. Öyle olduğu için, biz de “doğrudur” yargısına varıyoruz ki Annan Planı’nda da prosedür bu şekilde çalıştıydı.
Kafamızı karıştıran ise “toprağın” dolayısıyla “harita konusunun” müzakerelerin sonuna bırakılmasındaki olası sakıncalardır. Mesela: Her bir konu üzerinde anlaşmaya varılmasına karşın toprak konusunda uzlaşmaya varılamaması nasıl bir sonuç doğuracaktır?
BİR: Müzakereler kopacak mıdır? Kopmayacaksa ne olacaktır? 
İKİ: Böylesi bir olasılık çözüm sürecinde verilen onca uğraşı, “yazık” denilecek bir hayıflanma ve hayal kırıklığında çöpe atmayacak mıdır?
ÜÇ: “Her şey üzerinde anlaşma sağlanmadan, çözüm konusunda anlaşmaya varılmış sayılmayacaktır” prensibi hâlâ masada iken neden en çetrefil sorun olan “toprak pazarlığı” başa alınmamıştır?
MADALYONU ÇEVİRİYORUZ: Aranan çözüm nasıl bir federasyon öngörüyor? “İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal sistemi” değil mi?
Pekala: Eskiden “kaziye” derdik. Şimdilerde “mantık.” Mantık ise bu durumda şöyle bir ikilem ortaya çıkartıyor:
BİR: Önce toprak konusu görüşülsün. Rum’a iade edilecek topraklar belirlensin, sınırlar çizilsin. Bilinsin ki iki bölgeli federasyon şu kadar kilometre karelik Kuzey ile şu kadar kilometre karelik Güney arasında kurulacaktır.
İKİ: Ardından fiziki “ayırımlara” geçilsin: Kuzey’de Rum’a iade edilecek yerlere Rum nüfus kaydırılacak mı? Kaydırılacaksa kaç kişi olacak? Hangi yöreler Rum’un ikametine açılacak?
ÜÇ. Toprak, dolayısıyla “harita” konusunda anlaşmaya vardıktan sonra federal sistem bu gerçeğin üzerine inşa edilsin…
OYSA ŞİMDİ OLANLAR TAM TERSİ OLMAKTADIR: Yani tüm federal yetki ve yönetsel sistemler tartışılmaktadır. Fakat bunların hangi coğrafi koşullarda “federasyonun sistemi” haline geleceği bilinmemektedir! Kaldı ki yukarıda vurguladığımız gibi üzerlerinde onca uğraş ve zaman harcanarak uzlaşıya varılan tüm konular toprak konusuna toslanıldıkta heba olup gidecek, kısaca bir çözüm umudu daha son noktada yine vuslata kalacaktır! Kısaca “yazık olacaktır!”
NİTEKİM: Bakın Kasulidis, Esra Aygın’ın bu konudaki bir sorusuna nasıl cevap veriyor .
“…Eğer Sn. Özersay iddia ettiği gibi bir yol haritasının oluşturulmasını bu kadar çok istiyorsa bu onun çözüme hazır olduğunu gösteriyor. Bu da demektir ki insanlara gidip, “bakın harita budur ve bu harita ile maalesef bazı kişilerin başka bölgelere yerleştirilmesi gerekecek” demeye hazır olmalıdır…
Yani Kasulidis açık seçik Özersay’dan Kuzey’e hem belirli bir nüfusun döneceğini hem de Rum’a toprak iade edileceğini şimdiden Türk halkına duyurmasını istemektedir ki toprak konusunun görüşülmesi sona kalındığında müzakereleri kopartacak maraza çıkmasın! Nitekim bu konudaki açılımlarını diğer cevaplarında daha detaylı anlatmaktadır…
KAFAMIZ KARIŞIKÇA OLSA DA: Şimdilerde Rum tarafı müzakerelere bir yıllık süre koydu! Sonunda da çözüm olabilir diyor! Her hal’u kârda kafamız karışıkça, umutlarımız karanlıklarda da olsa müzakereleri koparmadan sürdürmek gerekir diyoruz…        

**********    
YEREL YÖNETİM SEÇİMLERİ PROPAGANDALARINI İZLERKEN

Yerel seçimler kampanyaları henüz ısınmadı, soğuk gidiyor. Öyle olması da olağan çünkü “belediyeciliğin tadı kalmadı!” Nitekim bir yandan borç harç yükü altında kalmış belediye başkanı olacaksınız yahut meclis üyesi, öte yandan meydanlara çıkıp “büyük projelerden” söz edeceksiniz! Böyle bir çelişkiyi ne adaylar kaldırabilir ne de seçmen!
NİTEKİM: Yavaş yavaş adayların “seçim bildirgeleri” elime geçmeye başladı. Okuyorum, bazıları hamaset yüklü, ne kadar “büyük düşündüklerini” anlatıyorlar!
Bazıları mevcut belediye başkanlarına çatmak gereğini duyarken “kentlerin plansızlıklarından, çarpık yapılaşmalarından” söz ediyorlar. Düşünüyorum. “Kör gözüne parmağım. Çarpık yapılaşma ve plansızlık” ayni zamanda sandığa gidecek yurttaşın marifeti değil midir?”
“Ben evimi villamı istediğim gibi yapayım da nerede olursa olsun, kim ne derse desin” bencilliğinin tutun ki Belediye’lerin de onayı ile sergilenen çarpıklığı değil midir?
Şimdi ne yapsın “aday?” Bir yandan seçmeni çarpık yapılaşma nedeniyle kıyasıya eleştirmek zorunda kalıyor, öte yandan ayni seçmenden oy istiyor!
MESELA: Mağusa’da kanalizasyondan büyük bir başka proje olamazdı. Onu da Kayalp başardı. Şimdi karşısına çıkan adayların bildirgelerine bakıyorum. Zaten artık Mağusa Belediyesi’nin rutin hizmetleri haline gelen “işlerden” söz ediyorlar! Üstelik yollar yeniden asfaltlanırken de “çukurlardan” yakınıyorlar!
BAKIN: Benim derdim şu veya bu adayın Belediye Başkanı” olması yahut “olmaması” değildir. Nitekim bu nedenle olmalı henüz Yerel Seçimlerin lafı bile edilmez, kokusu duyulmazken diyordum ki Köşemde, “aday olmaya karar vermiş insanlarla aday çıkartacak partiler şimdiden propagandalarına başlamalıdırlar. Hem muhalefet olarak kulakları delmek, kafaları aksaklıkların somut örnekleri ile doldurmak için, hem de bu muhalefetten doğacak dürtü ile mevcut belediye başkan ve meclis üyelerini ciddi iş yapmaları konusunda harekete geçirmek için…”
Mesela bizzat ben o “büyük proje” denilen Kanalizasyon yapımı sırasında bozuk yollarla etraflara saçılan pis kokulardan mağdur olmuş seçmenlerden birisiyim. Fakat o dönemlerde gıkını çıkarmayan “muhalefet yapma görevindeki muhalifler” şimdi “olup bitmişlerin” ardından laflıyorlar! Çok geç olmadı mı?
BUNLARA KARŞIN: Elbette bundan sonra da Belediyelerden her şeye karşın “olan olmuştur” demeden çok “işler” bekleyeceğiz. 
Ve evet artık kentlerde hatta daha küçük yerleşim birimlerinde adına “çarpık” denilen yapılaşmaya dur demek gerekir çünkü git gide bu nedenle hem çirkinleşiyoruz hem de memleketin doğasını bozuyoruz.
Öte yandan: Her şeyden önce “ekilebilecek, ürün alınabilecek, değerli tarım topraklarına ev apartman yapmak engellenmelidir. Tabii bu konuda görev önceliği hükümetlerindir. Artık oturup adam gibi nazım planları yaparlarken, iskân alanlarını belirlemelidirler ki “belediyeler” de uygulamayı böylesi “hukuk kararlarına” dayandırma olanağı bulup popülizme sapmasınlar!
Ve elbet sorunlar bunlardan ibaret da değildir. Şimdilik sadece “mesela” dedik.