Birileri sürekli bir şeyler deniyor. Anladığım o ki, toplum olarak bir test sürecine sokulmuş durumdayız…
Yapılan denemeler, Ersin Tatar’ın ve UBP’nin halihazırdaki üst yönetimin öngördükleri. Ancak bunların kısa vadede gerçekleştirilmesi, öyle kolay değil. Ersin Tatar, “ben onay aldım yapacağım” havasında olsa da gerçek olan, seçmenin yarısının oyunu almış olduğudur. Dahası, UBP içerisinde de bu kaşımalardan rahatsız olan çoktur. Buna DP ve YDP’yi de ekleyin, çoğunluğu sağlayamayacakları açıktır…
Nedir bu denemeler derseniz, hepsi aslında gözlerimizin önünde cereyan ediyor.
Birincisi, Kıbrıs’ta bir çözüm yerine ayrılık fikri. Şimdi ‘federasyon ölmüş, gömülmüştür’ deniyor olsa da, asıl hedef, ayrılma.
Bunun yoklaması yapılıyor.
Halkın buna ne diyeceği yoklanıyor…
KKTC’nin kendi kurallarının, yasalarının hiçe sayılması, ekonomik durumu için gereken çabaların gösterilmemesi, sanatının kültürünün yerine başka şeylerin konmaya çalışılması, bir dönüştürme çabası olduğunu hissettiriyor.
Slogan “Sonsuza kadar KKTC” olsa da, “Olmuyor kardeşim, bu iş böyle devam edemez, biz kendi kendimize bir şey yapamayız” algısı yoklanıyor. Şeytan diyor ki, bu kadar basiretsiz bir iktidarın varlığı da boşuna değil. Sanki çaresizliği, bezginliği tavan yaptırmak amaçlanmış gibi.
Tam da bu arada birileri çıkıp, ilhak lafını ortaya atıyor.
Bir ileri adım.
İngiliz döneminde doğup, onca mücadeleyi, savaşı yaşamış, bilmem kaç tane yönetim çeşidi görmüş biri olarak, “taksim”i duydum ama ilhak fikrinin kabul edilebilir olduğunu bugüne kadar duymadım. Kimse buna cesaret etmedi. Aksine Dr. Küçük’ün de Denktaş’ın da karşı oldukları yönünde beyanları orada dururken…
Şimdi “Bu çaresizlik içinde, ilhak olalım kurtulalım” fikri yayılmaya çalışılıyor.
Bu da toplumun çoğunluğunun geçmişte de bugün de nüfus yapısı ne olursa olsun reddedeceği bir tez.
Ama tartıştırılıyor, bilinçli olarak.
Ben tartışmaya değer bile görmüyorum. Ortaya atılan bu radikal söylemin peşine takılıp, karşı tezler geliştirilmesinin de, gereksiz olduğunu düşünüyorum. Sebebi de, böyle bir şeye bu halkın onay vermeyeceğini bilmem.
Ama şu var, hani ölümü gösterip sıtmaya razı etmek derler ya, bir gizli ajanda olduğu açık. Bu da KKTC’de köklü bir anayasa değişikliği daha doğrusu bir rejim değişikliği fikri. Başkanlık rejimi diye tarif ediliyor. Bu toplumun talebi olmayan bir ajanda… Açıktan söylenmese de bu konuda bazı çalışmalar olduğu kulağımıza geliyor… Anlaşılan hesap, kısa vadede gerçekleştirmek. Ersin Tatar’ın siyasi hayatının şu 5 yıldan sonra biteceği bilindiği için mi acele ediliyor?
Tüm bunların bizim asıl sorunlarımızla alakası yok. Öyle gösterilmeye çalışıldığı kadar kolay ve gerçekleştirilebilir de değil.
Dahası, hiçbir derdimize deva değil.
Sadece bizi asıl gündemimizden uzaklaştırabilir, o kadar…
Diyeceğim şu ki, tabii ki uyanık olalım, ama oyuna gelip birbirimizi daha fazla kırıp dökmeyelim. Boş işler bunlar. Hazır kıtalar, toplumu bölmeye çalışıyor, görüyorsunuz. Biz, kendi sistemimizi korumaya odaklanalım. Yapılan yanlışları eleştirelim, onlara yoğunlaşalım. Özellikle Kıbrıs konusu yeniden hareketlenirken başlatılan bu deneylerin denekleri olmayı reddedelim.
En önemlisi de bu adada çözüm istediğimizi her fırsatta haykıralım. Tersini iddia edenlere kulak asmadan, yılmadan.
Bütün bu denemelerin özünde, halkı çözüm fikrinden caydırmak olduğunu unutmadan.
YERİN KULAĞI VAR
İZİN VEREMEYİZ:
TRT dizisinin başlaması vesilesiyle yapılacak galaya bir de resepsiyon eklenmiş. Dün Meclis’i dikkatle dinledik. Muhalefet, “halka başka, başkalarına başka bir uygulama mı var” sorusunu sordu ve bu etkinliğin durdurulmasını talep etti. Ama maalesef Başbakan çıktı ve yapılması yönünde bahaneler üretti. Pandemi hastanesinin açılışına izin vermiş, galaya da verecekmiş. Kendi kurallarını çiğnemekte ısrarlı bir Başbakan, evlere şenlik. Restoranlarda beş metrekareye 1 kişi izni verilmiş ne varmış yani gala da yapılırsa? Muhalefet orada kalmamalı, toplumsal tepkinin ortaya çıkması sağlanmalı, bu dayatmaya ne yapıp edip izin verilmemeli diye düşünüyorum…
TATAR’IN NİYETİ NE?
Seçimlerde onca müdahaleye rağmen zar zor yüzde 50+ oyla koltuğa oturan Tatar, o makamın görevinin toplumu ayrıştırmak değil, birleştirmek olduğunu bilmiyor; kendi insanlarını ispiyonlamayı, başkalarının hedefine koymayı görev sanıyor herhalde. Benim tanıdığım Tatar bu değildi de ne oldu bilemiyorum.
GÖZÜ KÖR OLSUN ŞU SEÇİMİN:
Ne kadar çaresizler görüyor musunuz? Maliye Bakanı, bulunduğu makamı yerle bir eden bir söylemde bulunuyor; “Türkiye’den kaynak gelmedi, 200 milyon borçlanıyoruz”. Siz niye varsınız? Sürekli borçlanmak için mi? Memurun parasını kırpmaktan, Türkiye’den kaynak beklemekten, borçlanmaktan başka yapacağınız bir şey yok mu? Yok mu gerçekten? Var tabii, siz de biliyorsunuz ama şu seçimlerin gözü kör olsun değil mi. Devletin alacağını dahi bağışlıyorsunuz, sonra da böyle biçare bir şekilde çıkıp konuşuyorsunuz…
NE UTANÇ VERİCİ:
Türkiye bir hastane daha yapıyor, ama biz elimizde karkası bitmiş, ödemesi yapılmış GAÜ’den devralınan hastane inşaatını bitirecek ihaleyi bile yapamıyoruz. Üstelik de bin türlü şaibe çıkıyor. Hani kızıyoruz ya “neden her şeyi Türkiye’ye havale ediyorsunuz” diye. Yapamıyorlar da ondan, kolaylarına geliyor. İki teşekkür, üç şükran tamam… Yazıklar olsun. Kendinize böyle bir idareyi layık görüyor musunuz? Cevabınız “evet”se söyleyecek bir şeyim yok, UBP ile geleceğe yürüyün o zaman…
HADE HAYIRLISI:
Kapalı devre turizm 12 Nisan’da başlıyor. Gelecek olanların çift negatif PCR belgesi ibraz etmesi, konakladıkları otel dışına çıkmayacakları gibi bir sürü şart var. İyi de bunu kim denetleyecek, esas sorun burada. Kendisi kurallara uymayan hükümet, otelleri mi denetleyecek? İyi de bunların turizme faydası ne olacak? Dışarı çıkmayacak turist niye gelsin? Tabii ki kumar için. Ve olası bir kumar kaynaklı salgının ceremesini yine bütün bir toplum ödeyecek… Kapalı devre turizmden, yeniden kapanan KKTC doğacak.
AŞI DA ÇARE DEĞİL:
Aşı aşı diye bağırıyoruz da, aşılanmış kişilerin virüsü kolayca bulaştıkları, hatta ağırlaştıkları da ortada. Güney’de iki kişi aşı oldukları halde coronadan hayatlarını kaybetmişler. Bizde, sağlıkçılar arasında aşı oldukları halde pozitif olanlar ve durumu ciddi olanlar var. Rahatlamanın, gevşemenin zamanı değil. Siz hükümetin ne yaptığına bakmayın, siz siz olun, kendi korumanızı en sıkı şekilde sürdürün, aşı olmuş olsanız da…
Foto Gündem:
Liselerde 12. sınıfların ders başı yapması kararı alan hükümet sendikayla uzlaşmadığı için ne öğretmenler ve de öğrenciler okula gitmedi

































