Köşe Yazarları

Ticaret Odası’na sürülen leke…


Ticaret Odası tam da yüzüne gözüne bulaştırdı.

Bir ülkenin resmi devlet kurumlarından sonra gelen, en etkili örgütüdür Ticaret Odası.

O nedenle herhangi bir meslek örgütü ya da sivil toplum kuruluşuna göre daha resmidir.

Kurumsaldır…

Gelenekleri vardır…

Ülkenin siyasi görüşü ne olursa olsun siyasi mekanizmalarıyla geleneksel bir saygı ilişkisi ve mesafesi vardır.

Aynı şekilde siyasete karşı da bir duruşu vardır ve olmalıdır.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın TC-KKTC Ticaret Odası Forumu’na konuşmacı olarak çağrılmaması, işte bu geleneklere de, olması gerekene de terstir…

Ticaret Odası gelen tepkiler üzerine, “ekonomi konulu tartışmalara daha fazla vakit ayırılsın diye çağırılmadı” gibi saçma, mantıksız bir argümana sarıldı. Özrü kabahatinden büyük…

Hiç kimse de bunu yutmadı tabii…

Dahası, kendilerini eleştirenlerin daha doğrusu bizzat Cumhurbaşkanı’nın konuyu siyasete bulaştırdığını iddia etti ki, bu “yansıtma” çabasını da yutmadık.

Kaldı ki, Cumhurbaşkanı durup dururken Ticaret Odası’nı neden siyasi hedef haline getirsin ki?

Böyle bir tavır ona ne gibi bir yarar sağlar?

Ticaret Odası gibi bir örgütü siyasete bulaştıran, bizzat Oda’nın şu anki yönetimidir ve bunu uzun süredir yapmaktadır.

Açıklamada “Kıbrıs Türk Ticaret Odası, iç politikaya alet olmayacak kadar deneyimli ve kurumsal bir kurumdur” ifadesi var…

Öyledir… Ancak ne yazık ki, o birikim, o tecrübe, o gelenekler bu yönetim tarafından ayaklar altına alınmıştır.

Ülkenin ekonomi yönetimini eleştirebilirsin, görevindir, ama en azından devlet makamlarına saygını ve dahi siyaset üstü konumunu korumak zorundasın.

İlla da siyaset yapacaksan, gir bir siyasi partiye yap. Koskoca Oda’yı buna alet etme.

Örnek mi? Verelim bir kaç tane…

Yerel İş Gücü İstihdamının Desteklenmesi Tüzüğü’nü eleştiren Başkan Turgay Deniz, dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler için “Sayın Çalışma Bakanımız maalesef hayatını şimdiden siyasete adadı ve bugün koltuğunda otururken bir sonraki seçimi düşünmeye başladı. ‘Seçimi kaybedersem ne iş yapacağım’ diye düşünmektedir.Dolayısıyla yabancı işçi onun oy deposu değildir. Ülkemizde hali hazırda çalışan 61 bin KKTC çalışanı varken, tüzükten minimum 2 bin maksimum 4 bin işçinin faydalanacağı belirtildi. Bu da Sayın Bakanımızın siyasi hedefini ortaya koymaktadır” demişti…

Bu açıklama ile Ticaret Odası resmen siyasi bir taraf olmuş, hatta muhalif bir siyasi parti jargonu kullanmıştır.

Yine, Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası yasasına karşı tavrını açıklarken, bunun hükümet tarafından “art niyetli” olarak hazırlandığını, amacının da “güçlerini kırmak” olduğunu iddia etmişti.

Yani hükümetin, Ticaret ve Sanayi Odalarına karşı olduğu gibi tuhaf savunma yapmıştı.

Bakın 16 Kasım 2018 tarihinde ne yazmışım: “Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz UBP Genel Başkanlığına seçilen Ersin Tatar’ı ziyaret etmiş. Ticaret Odası gibi bir örgütün başkanı olarak ‘Ya ana muhalefet olarak 4’lü koalisyona destek verin ya da erken seçimi bir seçenek olarak düşünün’ demesi tuhaf. Yeni başkanın eniştesi olması bir yana, iş çevrelerinin şu dönemde bir seçim ekonomisini göze alması inanılır gibi değil. Ticaret Odası tarihinde hiç bir dönem, siyasette bu kadar taraf olmamıştı”…

Başka örneğe gerek yok, her şey ortada.

Üyelerinin, depodaki değil, rafta duran malları bir gecede yüzde 200 zamlandırmasını bir türlü izah edemeyen de Ticaret Odası’nın son yönetimidir. Örgüt, adım adım zarar görmektedir.

Konu Mustafa Akıncı değildir.

Konu, KKTC devletinin başı, Cumhurbaşkanlığı makamına yönelik giderek yaygınlaştırılan tutum ve Ticaret Odası’nın da bunun içinde yer alışıdır.

Böyle bir cüret, böyle bir pervasızlık, böyle bir saygısızlık ne gördük ne duyduk.

Ve ne de görmek istiyoruz.

Gelen tepkiler belki o üyeleri de biraz uyandırır da kendi saygınlıklarına düşen bu gölgeyi kaldırırlar…

YERİN KULAĞI VAR

BENİM UMUDUM KALMADI:

Siz hala daha o koltuklarda oturup, ona buna caka atmaya devam edin. Ülke yangın yerine dönmüş, kara para, insan kaçakçılığı ve aklınıza gelen daha nice yasa dışı eylemler. Böyle bir ülkede bakan değil, başbakan olsan ne yazar. Son cinayet sizi harekete geçirir diye düşünmüştüm, polis bile  yanıbaşındaki cesedi günlerce bulamıyorsa kusura bakmayın ama, benim bu ülkenin normalleşeceğine dair hiç umudum kalmadı. Bu gidişle bir gün arkanızda yönetecek bir ülke de bulamayacaksınız bilesiniz…

AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKARDI:

Aslında ta başından KKTC’ye cumhurbaşkanı olma hayali hep vardı. Hatta daha siyasete atılmadan yakınlarına bu hayalinden bahsediyordu. Ve sonunda ağzındaki baklayı çıkardı. Özersay’dan bahsediyorum. “İçimden böyle bir şey gelir mi? Yalan söylemeye gerek yok, evet gelir. Çünkü siyasete ilk adım attığım nokta cumhurbaşkanlığı adaylığıydı” diyerek ilk sinyali vermiş oldu. Peki şansı var mı derseniz, çıkacak diğer adaylara bağlı. Son zamanlardaki siyasi zig zagları toplumda Özersay’a karşı bir güvensizliğe neden oldu, bu da bir gerçek. “Türkiye’nin adayı” iddiaları ise elini daha da zayıflatıyor…

MERAKLISI ÇOK:

2020’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri ülke sorunlarının da önüne geçti. Gün geçmiyor ki bu makama talip bir isim duymayalım. Sayın Akıncı resmen açıklamasa da yeniden aday olacağı görüntüsü veriyor. UBP içinde adaylık için hevesli çok. Zorlu Töre, Oğuzhan Hasipoğlu ve sürpriz bir isim nabız yokluyor. Özersay, “hayali” olduğunu açıkladı. DP’de Serdar Denktaş aday olabileceğini söylüyor. Nereden baksan en az iki de bağımsız aday çıkabilir. Şimdi gözler CTP’nin hangi isimle seçimlere gireceğinde. CTP içerisinde Erhürman adı zikredilse bile, son anda ibre bir başka isme kayabilir. CTP’nin açıklayacağı adayın, seçimlerin kaderini de belirleyeceğini de unutmayın…

VAAT ÇOK, İCRAAT YOK

“Kalkınmış KKTC, kişi başı milli gelir 25 bin dolar” ve daha onlarca suya yazılan açıklamalar. İyi güzel de bu işler konuşmakla olmuyor sayın yöneticiler. Aylardır cek caklarla dolu açıklamalar dinliyoruz hükümetten ama, icraat konusunda henüz tık yok. Konuşacağınıza biraz da iş yapsanız nasıl olur. Yok eğer icraat yapmak için, umudunuzu bir tek Türkiye’den gelecek paraya bağlamışsanız, yandık demektir.

KKTC DÜNYAYA TERS, NASIL KALKINSIN Kİ:

Kayıt dışılığı af ile ortadan kaldırma düşüncesi yeni değildir. Defalarca tekrarlanmış, her af kaçak sayısını katlamıştır. Af çıkma olasılığı, kayıt dışılığı doğrudan teşvik etmiştir. O nedenle asla çare değildir ve yapanlar, sadece işverene şirin görünürler, oy depolarını güçlendirirler o kadar. Diğer yandan Faiz Sucuoğlu’nun bizzat Çalışma Bakanı olarak, özel sektörde sendikalaşmaya karşı olduğunu söylemesi kadar absürd bir şey olamaz. Bu ülkede çalışma hayatı ve ekonomik yaşam, dünyanın birleştiği doğruları inkar ettiğimiz için bu haldedir. Özelde kurulan sendika, hiçbir işe yaramasa, kayıt dışılığı denetler. Ama tabii niyetiniz denetlemekse…

SEN DE Mİ BRÜTÜS:

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sondaj yapma girişimlerine Avrupa Birliği’nden gelen sert tepkileri bir yerde anlayabilirim ama, son yıllarda Türkiye ile adeta “kanka” olan Rusya’nın tıpkı diğer ülkeler gibi, “Kıbrıs’ın egemenliğine saygı duyulması gerektiği” yönünde açıklama yapması sondaj konusunda Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’de tamamen yalnızlığa itti…

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Hep ‘dış düşman’ gözleyenler, ‘iç güvenliği’ umursamadılar. Mesele ‘akıl’ yerine ya ‘milliyetçilik’ ya da ‘rant’ üzerinden okundu. Ne oldu? Sokağa çıkmaya korkuyoruz. Dünyada ‘cinayetler savaşlardan fazla can alıyor’ ya… Kıbrıs’ta da aynı.Trafik kazaları ve cinayetlerde yitirilen insan sayısı ‘savaş kayıpları’nın çok daha üzerindedir.Trafik kazalarının pek çoğu da ‘cinayet’le eştir. Sonuç toplumuyuz sonuç! Sebeplere bakmıyor, iyileştirmiyor, değiştirmiyoruz”…

 DİPTEKİLER

Daha Kaç Afrikalının Ölmesi Lazım: Son 2 yılda sanırım 6 ya da 7 Nijeryalı öğrenci ölü bulundu. Apartman boşluğunda, yurt odasında, gölette, araba bagajında. O kadar çok yazıldı çizildi ki. Ülkelerindeki çeteleri buraya taşıdıkları, düşük gelirli öğrencileri suça angaje ettikleri ve vahşice hesaplaştıkları. Bizim bildiğimizin fazlasını polis de biliyor, devlet de. Peki hala neden kökü kurutulamıyor? Daha geçen yıl adaya gelen biri son model lüks araba sürüyorsa, bu bile yeterlidir denetim için. Kimse bana, “kendi aralarında, bize zararı yok” demesin. Uyuşturucudan fuhuşa, oradan kara paraya, daha ne olsun. Bu acizlik değil de nedir?

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı