Köşe Yazarları

“Tezimizden” sapmalar?


Anlıyorum yada anlıyoruz ki Sn. Akıncı ile de anlaşmak zorluğu çekmekteyiz! Çünkü:

Kıbrıs siyasi sorunu 1974’ün hemen sonrası siyasi konumunda değildir.

Örneğin referanduma kadar gitme başarısı gösteren Annan Planı konumunda da değildir.

Crans Montana’da kalındığı yerden yeniden ve Guterres Çerçevesine sığdırılacak konumda da değildir!

Hatta:  Yarın Pazar gün değil mi? Cumartesi’nin de konumunda olmayabilecektir..

Çünkü Kıbrıs siyasi sorunu cansız bir madde değildir. Canlı kanlı, sürekli değişen, değişirken kendi ekseni etrafındaki devinimiyle yenilenen, yenilendikçe geçmişi eskiyen geçersizleşen  bir organizmadır..

Dünün Annan Planı nasıl bugün bir çözüm alternatifi olamazsa, 11 Şubat 2014 Ortak Açıklama Belgesi.. Bugüne kadarki mutabakatlar.. Ve 30 Haziran 2017 tarihli Guterres Çerçevesi de gelip geçmiş, eskimişlerdir!

Bunu doğrulayan en basit örnek, artık Kıbrıs siyasi sorunu kadar önem arz eden Doğu Akdeniz’deki Hidrokarbon yatakları yani iki toplum arasında “enerji paylaşımı” sorununun da çözümü konusudur.

Dahası artık Kıbrıs siyasi sorunu sadece “adadaki Türk ve Rum halklarının sorunu değildir.

Eğer “referanslarla, parametrelerden” söz edilecekse olduğunca “Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’i de kapsamına alan bölge ülkelerinin siyasi konumlarıyla sosyoekonomik çıkarlarını gözden kaçırmamak gerekecektir.

Kaldı ki Kıbrıs’ta olası bir çözümü sadece Türk Rum halkları prespektifi içinde kabul etmek, “biz öyle olmasını” istesek de  mümkün değildir.

Nitekim uzun süredir Rum tarafı tanınmış Devlet oluşunun siyasi ve ekonomik avantajını kullanarak çoğu Türkiye ile netameli olan bu bölge ülkeleriyle “aşna fişne” olmuştur.

Mesela İsrail, Mısır, uzaklardaki Fransa ile İtalya sadık dostları ve işbirliği yaptığı ülkelerdir..

Çözüm olduğunda bu ülkelerin Türk Rum ayırımı yapmadan otomatik olarak “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Türk kanadının da  yanında yer alacakları  mı zannediliyor?

Şimdilerde tüm bu (asıl siyasi parametrelere) karşın Sn. Akıncı tarihinde hiçbir siyasi sorunu çözememiş BM’lerin Genel Sekreteri Guterres’ten, kendisine ait olan “parametrelere” sahip çıkmasını beklemekte, çağrıda bulunmaktadır!

Eğer gerçekleşmeyeceğini bildiği halde bu çağrıyı “politik manevra” olarak yapıyorsa amenna! Fakat gerçekten Guterres’ten medet umuyorsa ve etkin olacağını zannediyorsa “very sorry” ama boşuna çaba!

Yine de biz kendi tezimize sıkı sıkıya sarılalım ama: “İki bölgeli, iki halk’lı, siyasi eşitliğe dayalı Türkiye’nin garantisini içeren bir federal çözüm” teziyle…”

**********

VERGİLER VE ANOMALİLERİ!

Ne zaman vergi listeleri ayazlatılsa hem medyada hem toplum katlarında tsunami dalgaları oluştrur!

Nitekim geçtiğimiz günlerde “hangi şahıs, hangi kurum daha çok vergi verdi” sorularının cevaplarını “yayımlanan 2018 yılının vergi listelerinde gördüğümüzde:

Başta Lefkoşa krallığındaki refiklerimiz “kimin ne kadar vergi vermesi gerektiğini Devletin maliyecilerinden ve ilgili dairelerinden” daha iyi bildiklerinden, hep birlikte ayağa kalkarak, “ama bu kadarcık vergi mi” diyerek adeta isyanı oynadılar..

Ve sordular? “Nerde o anlı şanlı zenginler!” “Villalarda oturanlar, lüks arabalarda carta çekenler, her gün kasalarına binlerce sterlinler, avrolar, dolarlar akıtanlar…”

Daha çok da sordukları “şahısların” vergileriydi ki doğrusu onca bilgisizliğime ve Mağusa’da kalebent kalmışlığıma karşın; ya vergi listelerinde adlarını göremedim yada gördüğüm adların önündeki vergileri bayramlardaki fitre kadardı!

Tabi biliyoruz: “Vergi verilmez, alınır!

Ne var ki Devlet olmanın, devlet olup büyümenin ya da kalkınmanın en  büyük katkı kaynaklarından olan “vergiyi”  bu ülkede hiçbir hükümet doğru dürüst “tahsil” edemedi!

Edemediği için de her devrede ve  her halde “insafsızlıkla insansızlık” olması gereken “Dolaylı Vergilere” yumuldu!

Nitekim bir zamanlar dilimize pelesenkti. Sabit gelirlinin, asgari ücretlinin nafakasını çalan, cebindeki üç kuruş parayı bile sömüren  “dolaylı vergilerdir” ki “harçlara yapılan zamlar” Hükümetler için hâlâ en kolayından “vergilendirmeler” olmakta!

Ne var ki bu alışkanlık asıl vergi vermesi gereken “kesimleri” gözlerden ve denetimlerden uzaklaştırmaktan başka bir fayda sağlamıyor!

Kaldı ki:  Vergilendirmelerde de  püfür püfür “popülizm” esmektedir!  Bazen seçimlerde  üç oy’un bile iktidarı belirlediği yada hükümeti tek başına kuramayacağı sonuca toslatacağı gerçeklerde; özellikte ve öteden beridir “iş insanlarının”   çalışanlarıyla birlikte “total oyları,” siyasi parti tercihleriyle, seçim sürecindeki rolleri, sonuçları belirleyici olmaktadır.

Eee müsaadenizle bu “belirleyiciliğin”  de bir ödülü olsun! “Vergiden” kurtarmaktan daha büyük ödül de olmaz her halde!”

Kısaca salla külahı ye pilavı düzeninde “vergi olayının” peşine düşseniz ne yazar! Ki listelere bakın Devlet tarafından takdir edilen vergi ile alınabilen  arasındaki  fark  anomalinin ne kadar büyük olduğunu  gösterir!

Geriye kalan temenni şu olmalı: “Dolaylı vergiler değil, direkt vergiler dilerim..”

 

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı