Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TEŞVİKLER VE GİDEREK ARTAN BORÇLANMA…

Başbakan Ömer Kalyoncu, Yatırım Zirvesi’nde yaptığı konuşmada,  2014 yılı itibarıyla 448 yatırıma teşvik belgesi verildiğini söylüyor…

Yani vergi muafiyeti…
Hani diyoruz ya, en çok para kazananlar neden vergi listesinde yok diye. İşte bunun için yoklar.
Peki bu muafiyetler, bu teşvikler daha ne kadar gidecek..?
Yani ekonomi kendi çarklarında işlemeye ne zaman başlayacak?
Bir yerde son verilmesi gerekmez mi?
Öntaç Düzgün, geçtiğimiz yıl Poli’de bu soruyu DPÖ Müsteşarı’na sormuş, “ Bu vergisizlik politikalarının kamuoyu vicdanında rahatsızlık yarattığı görülüyor” yorumunu yapmıştı…
DPÖ Müsteşarı Ödül Aşık’ın yanıtı ise “Bu sorunun muhatabı tabi ki politika yapımcılarıdır. Teşvik politikaları kalkınmanın sürdürülmesi için uygulanmaktadır ancak yeni durum tespitleri yapmak ve gerekirse yeni tür kararlar almak seçilmiş kurumların yetkisindedir” şeklinde olmuştu…
Başbakan teşviklerden öğünerek söz ettiğine göre, anlaşılan herhangi bir politika değişikliği yok.
Bir yandan birilerine teşvik verilecek diye, devlet sürekli borçlanmaya devam edecek, alması gereken korkunç büyüklükte vergiden, yani gelirden vazgeçecek, halkına refah sunamayacak…
Durumumuz ortada. Bütçe 4,5 milyar, borç 13 milyar lira… Demek ki onlarca yıl verilen teşvikler ve vergi muafiyetleri KKTC ekonomisine, halkının refahına kar olarak dönmemiş…
Ekonomik kalkınma ya da kendi kendine yeterli olma; bu tür tek yanlı politikalarla olmuyor demek ki…
Dış sermaye teşvik edilsin, edilmesin demiyoruz da, istismar edilmesine izin verilmesin.
Fizibilite ve kar-zarar hesabı yapılarak, en azından artık bu muafiyetlere, belli rasyonel kıstaslar getirilsin… Mesela, binaya ek asansör yapan birinin, bunu yatırım olarak gösterip, yeni muafiyetler kazanmasının önüne geçilsin… Böylesi de var…

GÜNEY’DE TÜRK MALLARI İÇİN YENİ BİR PLAN…
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türklerin Güney’deki mallarıyla ilgili “şeffaflık ve hesap verilebilirlik” adına yeni bir planı 3 ay içinde yürürlüğe koymaya hazırlanıyor.
Haber, geçtiğimiz Cumartesi günü Cyprus Mail’de çıktı.
Öncelikle malların durumları ortaya çıkarılacak. Yani yeni bir envanter…
Rum Yönetimi’nin tespitlerine göre, 1975’den kalma mevzuat ve yasalar artık malların bugünün şartlarında istenen şekilde yönetilmesine izin vermiyor. O kurallar, malların, adaletli ve değerine uygun bir şekilde dağıtılabilmesini sağlayacak şekilde  değiştirilecek. 
Şu anda, tüm Türk malları, Rum İçişleri Bakanlığı’nın elinde olmasına rağmen, yasal boşluklar nedeniyle, usulsüzlükler yapıldığı belirtiliyor. Gazetenin haberine göre, her on maldan dokuzu yüksek karlarla devren kiralanıyor, bir çoğunu ‘milyonerler’ ve üst düzey devlet görevlileri yazlık olarak kullanıyor. Örneğin, Larnaka’da denize sıfır konumdaki Mackenzie bölgesinde, 14 Türk malından 10’unu hak sahibi olmayanlar kullanıyor. Çoğu, aylık 4000-5000  Euro’ya devren kiralanmış durumda.  Planla birlikte, hem kimin gerçek hak sahibi olduğu belirlenecek, hem de kiralar rayiç değerlere yükseltilecek.
Bir kez daha aynı şeyleri düşünüyorum. Güney Kıbrıs envanterlerini yenilerken, KKTC devleti, Güney’deki malların envanterine sahip midir? Kuzey’de fergat edildiği halde, daha sonra satılan malların dökümü var mıdır? Bu işlemi yapan yüzlerce insan olduğunu biliyoruz. Herhangi biri yargılanmış mıdır? Ya da sattığı mala karşılık hala Kuzey’de Rum malı tutanlara bir yaptırım uygulanmış mıdır..?

Sanmıyorum…

Cyprus Mail, haberde bir Türk malı olan Larnaka Sineması’nın fotoğrafını kullanmış. Oysa şu anda bina yıkılmış durumda…

YERİN KULAĞI VAR
YABANCILARDAN DA AZIZ:

Kıbrıs Rum istatistik bilgilerine göre, Kıbrıs’ın toplam nüfusunun 938 bin 400 olduğu açıklandı. Bunun %74’ü olan 694 bin 700’ü Rum… Kıbrıslı Türkler, sadece 91 bin 400 kişi, yani  % 9.8… Adadaki yabancı nüfus ise 152 bin 300, yüzde 16… Bu rakamlara göre nüfus olarak, bırakın Rumları, yabancıların bile çok gerisinde kaldık…  

“BARIŞÇILAR” SES VERİN:
Kuzey’den Güney’e “barış” yürüyüşü yapanlar, “adanın askerden arındırılması” sloganı atanlar, AKEL, CTP ve diğerleri, bakıyorum da ABD’nin Güney’e silah gönderme kararına karşı hiçbirinizden tık yok. Derin düşüncelere girdiler galiba. Oysa süratle uyanmanın vaktidir sanırım…

BİZİ TAKAN YOK:
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC’ye yaptığı ziyarette, göreve geldikten sonraki ilk yurt dışı seyahati olduğunu söylemişti. Ancak baktık, KKTC’den sonra gittiği Azerbaycan’da da “Dışişleri Bakanı görevine getirildikten sonra ilk yurtdışı ziyaretimi Azerbaycan'a yapmaktayım, bu artık bir gelenek haline gelmiştir” ifadesini kullandı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de teyid etti. E, peki ya KKTC? Dil sürçmesi olabilir mi..?

HERKES KENDİNE:
Almanya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Kıbrıs’ta varılacak bir çözümün Türkiye’ye yarayacağını ve Türkiye ile AB arasındaki ilişkileri olumlu etkileyeceğini vurgulamış. Şimdi anladınız mı niye yıllardır bir türlü anlaşamadığımızı. Kimse, iki toplumun olası bir çözümde elde edeceği faydayı tartışmıyor bile. Onların tek derdi, bizim dışımızda kimlerin, bu anlaşmadan ne fayda sağlayacağıdır.  Yani herkes kendine, ne koparırım derdinde… 

POLEMİK YAPMAYA GEREK YOK:
“Suyun Türkiye tarafından vanası yoktur” diyen Tarım, Doğal Kaynaklar ve Gıda Bakanı Erkut Şahali, su ile ilgili nihai karara henüz ulaşılmadığını, suyun önce yönetiminin sonra ise bölüşümün planlanacağını söyledi. Tamam da, su ile ilgili iddialar havada uçuşuyor, vatandaş tedirgin, hala daha “Nihai karar yok” diyorsunuz. Keşke çıkıp sorunun ne olduğunu vatandaşla paylaşsanız. Bunu bilmek hepimizin hakkı. Aslında herkes sorunu biliyor da, keşke herkesin bildiği bu sorunun ne olduğunu cesaret edip de siz açıklasanız diyorum.. 

YETER ARTIK:
Ezan konusu, kaşınmaya devam ediliyor. Bu kez de Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Görmez: “Kıbrıs'ta ezanla ilgili mahkeme bizi üzdü. Ezan, istiklalimizin ve bağımsızlığımızın bir simgesidir. Mahkemeyi takip ediyoruz” deyiverdi. İyi de, ezana kim ne diyor Allah aşkına? Vatandaş, hoparlörlerle çok yüksek sesle okunmasından rahatsız olmuş, mahkeme de yürütmeyi durdurmuş. Bu saatten sonra bu işi uzatmak, kime ne fayda sağlar. Hele de, ”mahkemeyi takip ediyoruz” sözleri ile, kime ne masaj verilmek isteniyor..?

 

ZİRVEDEKİLER
Kudret Özersay:
ABD’nin Güney’e silah ambargosunu kaldırma kararına ilk tepki Kudret Özersay’dan geldi: “ABD Güney Kıbrıs'a silah ambargosunu kaldırma kararı almış, ne zaman mı? BUGÜN!Yani müzakereler yoğunlaştığı bir dönemde, Yani askersizleştirilmiş/silahsızlandırılmış bir Kıbrıs çözümü müzakere edilirken; üstelik ABD Dışişleri Bakanı çözüm sürecine destek vermek için haftaya adaya ziyaret yapacakken… Belli ki bu adadaki STATÜKONUN DEĞERİ birileri için fazlasıyla artmış…’Çözümü destekliyoruz’ demek, çözümü gerçekten istediğiniz yönünde samimiyetinizi kanıtlamıyor”…

DİPTEKİLER
ABD ve Güney Kıbrıs’a Silah: ABD, bir yandan sözde “barış” görüşmelerine destek verirken, diğer taraftan Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırdı… Ambargo, 1992’de State Department’in, Siyasi ve Askeri Bürosu’nun kararı ile alınmıştı. Bu ani değişiklik, yeni stratejik dengelerde Kıbrıs’a eskisinden farklı bir rol  verileceği anlamına geliyor. Ama acaba Kıbrıs’ın tümüne mi, yoksa sadece Güney’e mi? ABD’nin müttefiki Türkiye bu işe ne diyor?  Bu yeni planda adada bir anlaşmanın da yeri var mı? Bence yok… Garanti sistemini değiştirmekten bahsederken, taraflardan birini silahlandırmak ciddi bir çelişki ve samimiyetsizlik. Yakında Güney Kıbrıs’ın NATO’ya girişi için bastırırlarsa, hiç şaşmayacağım…