Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şu torpil meselesi

Torpille işe alımların yapıldığı yerde başarı olmaz.
Düzen ve huzur da olmaz.
KKTC’nin en büyük sorunlarından biri kamuda verimsizlik.
Verimsizlik nedeniyle kamu kurumları batma noktasına geldi.
Bunun altında yatan en önemli nedenlerden biri elbette ki bu kurumların popülist ve partizan bir anlayışla yönetilmesi.
Ve istihdamların da torpille yapılması.
Liyakate, bilgiye, yeteneğe ve başarıya bakılmaması.
Bir adamın torpille bir yerlerde makam sahibi yapılması demek o kurumun çökertilmesi demektir.
Neden mi?
Torpille bir makama ya da sorumlu bir mevkie gelen kişi, mahiyetinde çalışıp kendisinden iyi olanları ezmekle, onları yok etmeye çalışmakla işe koyulur.
Kendi eksiklerini örtmek için egolarını öne çıkarır.
Altında çalışanlara mobbing uygulamaya başlar.
Ve huzuru bozar.
Moral ve motivasyonla birlikte verimliliği bitirir.
Günün sonunda sorumluluğu altında bulunan birimi çökertir.
Ama ondan kimse hesap sormaz.
Çünkü oraya torpille gelmiştir.
Bizim en büyük sorunlarımızdan biri de bu.
Yıllardır kurumlarımıza torpille yapılan atamalar sonucu onları verimsizleştirerek batma noktasına getirdik.
İyileri, iş yapma kapasitesi olanları ya küstürüp bir kenara çekilmelerini sağladık ya da  kaçırdık.
Sonuç ortada.
Gelinen durum ise gerçekten çok vahim.
Ama biz yaşananlardan hiç ders almadık.
Almamakta da diretiyoruz.
Popülist ve partizan yaklaşımlarla yola devam ederken torpil mekanizmasını da çalıştırmaya, partili adamları koruyacağız diye devleti çökertmeye devam ediyoruz.
Ve bunu her alanda yapıyoruz.
Memleketin hali ortada.
Ama ülkeyi yönetenlerin dün de bugün de nedense gözlerinde pembe bir gözlük var.
Onlar olup bitenleri pembe gözlüklerin arkasından bakarak gördüklerinden olacak bozuk düzene son verecek şekilde reformist adımları atmıyorlar.
Atmak isteyenleri de anında saf dışı bırakıyorlar.
Geldiğimiz aşamada hastanesinden son günlerde doktorların birbiri arkasına istifasını verdiği sağlık sistemini mi konuşalım, yoksa her gün okullarında greve gidilen eğitim sistemini mi?
Yolları delik deşik olmuş bir ülkenin bayındırlık politikalarını mı konuşalım, yoksa vatandaşın sebze ve meyveyi gönül rahatlığı ile tüketememesine neden olan yapıyı mı?
Üreticisini bitiren devletin tarım politikalarını mı konuşalım yoksa memurunu dahi ödemekten aciz maliye politikalarını mı?
Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Neresinden tutarsak elimizde kalan bir yapı ile karşı karşıyayız.
Olmuyor, iktidarlar değişiyor ama memlekette gerçek anlamda bir değişim olmuyor, iyi yönde gelişmeler yaşanmıyor.
Popülizm ve partizanlık batağında torpille yola devam etmeye çalışarak geleceğimizi yok ediyoruz.
Her şeyi bitiriyoruz.
Fazla söze gerek yok.
Ya bu deveyi gütme şeklini bu ülkede değiştireceğiz ya da hep birlikte zaman içinde bu diyardan gideceğiz.