Geçenlerde gazetelerde açıklanan turizm teşvik önlemleri sektörlerin geliştirilmesi amacına yönelik olduğu malûm. Ancak bununla birlikte bu sektörlerde alınması gereken diğer önlemlerin, yani her sektörün diğer sektörleri de geliştirici ve yerli istihdamı sağlayıcı önlemlerin birlikte alınması, ciddiyetle uygulanması, genel ekonominin dengeli gelişmesi ve büyümesine sağlayacak katkı açısından üzerinde en çok durulması gerekli konulardan biridir. Aksi halde refah halkın geneline değil de o sektörün teşvik alan belli kişilerine kanalize edilmiş olur.
Gelişmekte olan ülkelerde teşviklerin müteşebbisleri hareket ettirdiğine ve ekonomiye katma değer yaratacak faaliyetlere neden olduğuna inananlardanım. Ve KKTC’deki yatırımların özellikle turizmde teşviklerin, teşvik yasalarının 1987’den itibaren çıkması ile ve zaman içinde revize edilerek genişletilmesinin yatırımlarda çok önemli bir rol oynadığı malûmdur. Sanayi teşvik yasaları da 1982’de geçmiş ve birdenbire sanayi tesisleri GSYIH içinde % 10-11’e ulaşmıştı. Tarım sektörünü bu gün ayakta tutan da gerek ürün yetiştirilmesine ve gerekse tarım ürünlerine verilen teşviklerdir.
Ancak verilen teşviklerin hem dengeli hem halka yük olmayacak şekilde aşırılıklardan kaçınılması ve tüm sektör çalışanlarına adaletli dağıtılması, ve alınan teşviklerin yerinde kullanılıp kullanılmadığı takip edilerek, istenilen sonucun ve verimin alınıp alınmadığı denetlenmelidir. Bir sektörde bilinçsiz şekilde dağıtılan teşviklerde belli kurallar çalıştırılmazsa istenilen sonuç ve verim alınmaz. Ayrıca bilinçli olmayan teşvikler; popülizme, dayatmaya, belli zümrelere aşırı avantaj hedefine yönelik teşvikler, zaman içinde halkın sırtına binen gereksiz yükler haline gelmekte ve gerek halk ve müteşebbisler, üreticiler arasında ayrıcalıklar ve yaratılan çarpıklıklar, ekonomiyi dengesiz büyüyen ve artan gelirin her alana yansımayan, sadece genel rakamları büyüten bir sonuç ortaya çıkarır ki bunun ülke halkına faydası olmaz. Teşvikler de heba olur gider. Bu gerek tarım, gerek turizm gerekse sanayi veya her sektörde aynıdır. Teşvikler sonucu gelişmelerin halka ve genel ekonomiye yansımaması ve belli ellerde toplanması halinde, bütçeden yapılan harcamalar dolayısıyla halka yüklenen ek yükler haline gelmektedir. Dolayısıyla adaletin sağlanması için, o sektör içindeki gelişmelerin ve kalkınmanın ve artan gelirin halka yansıtılması gerekir ki çarpan etkisiyle ekonomiyi daha da geliştirmesi ve sektörlerin birbirini besleyerek büyüyen ekonomiden her vatandaşın ve her sektörün yararlanmasıdır önemli olan. Özellikle de bizim gibi statüdeki iç piyasaya dönük ekonomide.
KKTC ekonomisinin geliştirilmesi için sürükleyici sektör, ‘birincil’, ‘öncü’ ne isim kullanılırsa kullanılsın bidayetten beri turizm ve eğitim sektörünün birincil sektör, tarım ve sanayi sektörlerinin de reel sektörün geliştirilmesi ve korunması prensipleri, esas ekonomik politikalar olarak belirlenmiştir. Gerek Turizm gerek sanayi sektörüne önemli teşvikler getiren yasalar ve tüzükler yürürlüğe konmuş ve hala devam etmektedir. Kıbrıs’ta yüzyıllar boyunca ticaretin geleneksel bir meslek dalı olduğu göz önünde tutularak bidayetten beri bu sektörün geliştirilmesine imkân sağlayan liberal ticaret rejimi ile liberal kambiyo rejimi, daha bir çok ülkede Türkiye ve Güney Kıbrıs dahil, çok sıkı kambiyo ve dış ticaret kuralları yürürlükte iken, KKTC’de geçirilen mevzuatlarla liberal bir yapıya kavuşturulmuştu. Doğrusu da prensipler olarak, bizim gibi kıt imkânları ve yeraltı kaynakları olan ada ekonomilerinde budur.
Teşvikler dediğim gibi yerli yerinde ve halka kambur olmayacak dozda tespit edilir ve gerek hizmet üretimi gerekse mal üretimi olsun geliştirilirken, devletin de bu sonuçtan doğacak kaynaklardan pay alması ve halka adil paylaşılmasında koyacağı kurallar olmalıdır.
Örneğin turizmde çok geniş teşvik önlemleri var. Arazi tahsisleri, gelir ve kurumlar vergisinden muaf olunması, gümrük vergi muafiyetleri, tesis inşaatlarında tüm kullanılan malzemelerin ve tefrişin gümrük muafiyetleri, kredi destekleri ve sübvansiyonlar vs. Ancak bakıyoruz bu kadar devlet desteğine karşılık, işsizlik içinde kıvranan gençlerimize ve dolayısıyla ekonomiye yansıyacak KKTC yurttaşı yerli istihdam mecburiyeti yok. Bütçeye kazanılan gelirden, yine teşvik kapsamında öngörülecek düşük oranlı bir verginin de öngörülmesi ve alınması zamanıdır. Turistlerin harcamalarının piyasaya yansıması çeşitli nedenlerle çok zayıf. Gerek otellerde gerekse lokantalarda gerekse turizm kuruluşlarında devletin en az her bir tesiste %70-80 gibi yüksek oranlarda yerli istihdam şartının getirilmesi şarttır. Bu gün donanımlı gençler işsiz dolaşırken veya işsizlikten göç etmek zorunda kaldığı dönemde bir bakıyorsunuz gerek otellerde gerekse lokantalarda yurttaş olmayanlar, şimdi en son moda yabancı üniversite öğrencileri çalışıyor. Özellikle üçüncü ülkelerden gelen öğrencilerin ucuz işçilik gerekçesi ile yaygın bir şekilde istihdamı, hem işsizliği arttırmakta hem de döviz kazancı sağlandığı konusunda övündüğümüz üçüncü ülke öğrencileri hayatlarını buradaki işsizlerin yerini alarak devam ettirmektedirler ve tahsillerini tamamlayarak gitmektedirler. Bu da KKTC’nin olmayan imkânları çerçevesinde üçüncü ülke vatandaşlarına tanıdığı bir prim! olmaktadır. Çalışma Bakanlığı yerli istihdam için bir hamle başlattığını açıklamıştı. Çok isabetli, ancak bunun asgari oranlarının tespiti ve her sektörde genişletilerek devamı ve takibi işsizliğin önlenmesi için gereklidir. Turizmin teşvik kapsamına alındığı yıllarda turistik tesislerde en az % 80-85 oranında yerli istihdam şartı vardı ve OTEM de eğitici bir birim olarak devrede idi. Yerli istihdam mecburiyeti dünyanın insana değer verdiği her ülkede vardır. İstihdam odaklı politikalar bu gün dünyada tüm gelişmiş ve birçok gelişmekte olan ülkelerde uygulanmaktadır. Bunun başka yolu yoktur.
Krizi azaltmanın anahtarlarından biridir. Diğer yandan bu yatırımları yapan ve devletten araziler dahil büyük teşvikler alan yatırımcılar, yerli sanayi, yerli tarım ürünleri ile esnafın ürettiklerini alma mecburiyetleri olmadığı cihetle dıştan ithal etmekte, devlet desteğiyle geliştirilen bu sektörler diğer sektörlerin gelişimini ve dolayısıyla işsizliğin giderilmesini desteklememektedirler. Buna da bir kural konmalıdır. Verilen muafiyet ve teşviklerin, tüm ekonomiyi geliştirme ve tüm sektörlere yaymak için verildiği amacı, maalesef veren de alan da unutmuştur. Bu durumda sektörde büyük oranda gelişen gelirler belli ellerde toplanmakta halka yeterince yayılmamakta ve toplumda adaletsizlik ve gelir uçurumu artmaktadır. Tarımda da verilen onca teşviklerden sonra bu miktarların toplamının, ürün ihraç bedellerinin önemli bir kısmını teşkil eden yüksek oranlara ulaşıldığı basında çıkmaktadır. KKTC, birinci sınıf narenciye ürün ihracında en çok tercih edilen iken, pazarlamada geçmiş Hükümetlerin zaman içinde monopol yaratma pahasına şirket ve yöntem değişiklikleri yapması, bahçelerin değişen bu yöntemlerle sahipleri yerine ihracatçılar tarafından toplanması gibi süreçlerde üreticilerin bir kısmının bahçelerinin bakımını da yapmaması sonucu bu gün narenciyenin % 50 sinin düşük kalite haline geldiği ve pazarlamayı da zorlaştırdığı ortadadır.
Geçen hafta BM Kalkınma Programı(UNDP) ve TOBB’un müşterek düzenlediği, “Yoksulluğu azaltma ve kapsamada özel sektörün rolü” konulu konferansta, Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz, “Eşitsizlik duygusu kadar bir toplumu tahrip eden bir şey yok. Bu şirketler için de geçerlidir” dedi. Söylediği diğer önemli noktalar, “ülkelerin bir kısmında gelir uçurumunun gittikçe arttığı, büyümenin refahı getireceğine inandığını zannedenlerin aslında öyle olmadığını gördüklerini, büyüyen bir çok ülkede çoğu vatandaşın büyümeden haberi bile olmadığını, orta ve alt sınıfın bundan yararlanmadığını, özel sektörün refahın paylaştırılmasında önemli bir görevi olduğuna ve istihdamın önemine” vurgu yaptı.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























