Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TENHA HAYATLAR

Bir virüs vakası ile ortalıklar tenhalaşıp sessizliğe büründü.

Her yer,

Her kent.

Memleketin her yanına hakim olan bu durum bize eski dönemleri anımsattı…

Böyleydi her yer.

Tenha,

Sessiz…

Tek tük arabalar geçerdi sokaklardan ve caddelerden; trafik gürültüsü yok denecek kadar azdı.

Daha çok bisikletliler görünürdü etrafta ve kalabalık yerler kahvehanelerdi genellikle…

Tenhalık her sokağına hakimdi kentlerin ve kasabaların, böyle yaşamak hayatın kendisiydi ve ileride bu sessiz ve sade yaşamın yerini kargaşalığın alacağı kimselerin aklına bile gelmezdi…

Böyleydi,

Her yer tenhaydı,

Çocukların neşeli seslerine teslim olurdu bütün sokaklar, bir de seyyar satıcıların.

Sessizliği yırtan o seyyar satıcıların gür sesleriydi ama o sesler gürültüden ziyade sokakların sessiz melodisine eşlik eder gibiydiler, tenor ve bas sesleriyle…

Resimdeki Gözyaşları, Hey Jude gibi şarkılar o sessiz dönemlerde dinlenirdi; devrimciler bildirilerini, her köşesi sessizliğe ve tenhalara gömülmüş olan o dönemlerde dağıtırlardı.

Teksir makinelerinde çoğaltılıp dağıtılan bildiriler sadece otoriter yerlerde gürültü çıkarırdı!

Böyleydi,

Sessiz ve tenhaydı her yer,

Aşklar, sevdalar ve kavgalar bu tenhalık ve bu sessizlik içinde yaşanırdı.

Aşkın gürültüsünü sadece kalpler hissederdi…

Girne yolu da tenhaydı, Mağusa yolu da, Limasol ve Baf yolları da.

Henüz hayat ikiye bölünmemişti; tepeden tırnağa bu memleketi büsbütün yaşardı insanlar, her yerinde, büsbütün…

Öğrenciler okullarına trafik keşmekeşi olmadan, tenha sokaklarda yaya olarak güven içinde giderler, evlerine güven içinde dönerlerdi.

Birçok yerde tenhalık yerler ürkütücü olurken, bu memlekette tam aksiydi, güven vericiydi.

Şimdi tanımadık kalabalıklar ürkütüyor insanları…

Böyleydi,

Sessiz ve tenha dönemlerde hayat daha güzeldi.

Sessizliğin de bir dili vardı, belki huzurun ta kendisiydi bu; huzuru anlatırdı sessiz sokaklar ve caddeler ve her yer.

Sessizliği ve tenhalığı aramak belki bu yüzdendir…

Mevsim böyleydi,

İlkbahar gelirdi,

O tenha hayatlarda bin bir çeşit çiçeğin kokusu yayılırdı sokaklara; bir yanı ful fesleğen ve yaseminle, bir yanı narenciye çiçeklerinin kokusu ile kucaklaşırdı memleket.

O hayatlar paramparça olmazdan önce…