Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Temiz medya… Temiz siyaset… Temiz işinsanı…

Kıbrıs Türk basını, tarihinin en kötü dönemini yaşıyor.

Bunda çok iddialıyım.

Elbette bunun bir çok nedeni var.

Medyada olduğu için siyasetten beslenenler…

Siyasette yer kapmak için medyaya yamananlar…

Ve elbette, parasının kaynağını korumak için medyayı “silah” olarak kullananlar…

Ki en kötüsü de budur.

Bu ülkede, önce medyasını, sonra da gazetecisini, yaratan bir döngü hakim.

Bakınız son yaşadıklarımıza…

Akıl karı olmayan şeylerle yüzleşiyoruz.

Daha önce de, defa defa uyarı yaptım.

“Bu deve, ne zaman kimin kapısına çökecek belli değil” dedim.

Kara para…

Kumar parası…

Bet parası….

Kaynağı sorgulanamayacak ciddi bir miktar, ada ekonomisi içerisinde dönüyor.

Hesabını soran var mı?

Yok…

Kaynağını merak eden var mı?

Yok…

“Benim payıma ne düşer” diye, kara paraya akın var mı?

Çok…

Çok, çünkü ekonomi hızla dibe vururken, bir çok sektörü ayakta tutan bu “kara paradır…”

Devletin vergisini almadığı…

Birilerinin ise har vurup harman savurduğu o para…

 

Nerde adli makamlar?

Bir süredir, kamuoyunu meşgul eden bir tartışma var…

Nedir o tartışma?

Birileri Rauf Denktaş’a rüşvet vermiş…

O da onların işini yapmamış…

Bir “el” bu süreci yönetiyor.

Buna Kıbrıs Gazetesi de dahil oldu…

Her gün “kaynağı” belli olmayan bir el, gazete ilan veriyor.

Adeta kamuoyu ile oynuyor, dalga geçiyor.

“Rauf Denktaş’ı XXXL bedene yedirmeyiz” diyor bir sabah…

Ertesi Sabah “Gerçek mücahitler” diye bir imza…

O bir gün, “Esas gerçek mücahitler” diye başka bir imza…

Kara parası olanlar kavga ediyor belli ki…

Burası “ülke” olsa…

KKTC “devlet” olsa kimse bu kadar rahat at koşturamaz…

Adli makamlar devreye girerdi…

 


Herkes kulağının üzerine yatmış bile…

Biri çıkacak  ve diyecek ki, “falan 1 milyon Euro karşılığı sterlin rüşvet aldı…”

Burası ülke olsa…

Ya biri dayanağı olmazsa bu iddiayı ortaya atamaz…

Ya da dayanağı varsa, o rüşveti alan, şimdiye hapisteydi.

Normal bir ülkede…

Şimdi mali polis devrede olmalıydı…

Savcılık iddia sahiplerini çoktan ifadeye çağırmış olurdu…

Yüksek mahkeme Başkanlığı, yargıyı sıfırdan organize etmiş olurdu.

Şaka mıyız?

Çocuk oyuncağı mı bu?

Bir gazete, “dayanağı” olmayacak ama bunları yazacak…

Bir siyasetçi, kendisine bu iftiralar atılacak ama, bir şey yapamayacak.

Herkes korkacak…

Herkes susacak…

O zaman “adalet” nasıl sağlanacak?

Güçlü olanın hukuku egemen olacaksa, bunca savcıya, hakime, polise, sayıştaya, başbakanlık denetleme kuruluna ne gerek var?

İşte şimdi tam da yaşanan budur…

Birileri rant kavgası yapıyor.

Toplum da bunu endişe ile izliyor.

Güçlü olan…

Parası olan, medyayı da, siyaseti de tahakküm altına alıyor…

Güçsüz olan, savunmasız bir şekilde yarın ne olacağını bilmeden yaşamaya devam ediyor.

 


Medya da el değişiyor

Bu saçma ortamda, medya da el değişiyor.

Medya da, kumar, bet, kara parası olanın etkisi altına geliyor.

Mali polis, maliye, savcılık, bu gücün kaynağını sorgulamıyor.

Düşünsenize, hep kara para elde edeceksiniz…

Hep de bunu “güç gösterisi yapa yapa” toplumun önünde harcayacaksınız.

Medyaya girdi bu para…

Siyasete de girdi…

Şimdi spora da gidiyor.

Transfer için harcanan paraları duydum, aklım gitti.

Medyada da bu savurganlık devam ediyor.

Oysa kuş- böcek yazabilirdim bugün.

Ama, sabah beri, “basın özgürlüğü günün kutlu olsun” mesajlarına baktıkça…

“Hangi özgürlük” diye sordum kendi kendime.

Ne özgürlüğü?

Neyin özgürlüğü?

Medya hızla el değişirken…

Gazeteciler hızla şekil değişirken…

Öyle hiçbir şey yokmuş gibi davranmanın da anlamı yok.

Kıbrıs Türk medyası bir çamurun içinde debelenip duruyor.

 


Serdar Denktaş’a çağrımdır

Başbakan Yardımcısı, Maliye Bakanı Serdar Denktaş hiç durmamalı.

Kendisi ve ailesi hakkında ortaya atılan iddiaları tek tek ele almalı.

Bir hata, kusur varsa ortaya çıkmalı.

Mali Polis…

Savcılık…

Serdar Denktaş

Hepsini devreye sokmalı.

Konu malum…

Serdar Denktaş’ın oğlu Rauf Denktaş’ın, ortağı ile birlikte Ertuğ Dilaver isimli işinsanından “rüşvet” aldığı iddiası var.

Rakamlar veriliyor.

Alınan paranın nerelere harcandığı sıralanıyor.

Ne diyor Rauf Denktaş?

“Sizinle mahkemede hesaplaşacağım…”

“Ben kimseye rüşvet vermedim” diyen işinsanı Ertuğ Dilaver ne diyor, “Pis siyasi hesaplaşmalarınıza bizi alet etmeyin…”

Peki Serdar Denktaş ne diyor:

“Kardeşimi bu pis iddialarla yıprattınız, size oğlumu yedirtmem. Bir hatası varsa hesabını sorarım, ama iftira atılmasına izin vermeyeceğim.”

Yeterli mi?

Değil.

Bu ilk değil.

Belki son da olmayacak.

Serdar Denktaş etraflıca bu işe eğilmeli.

Tüm unsurları ile sorunu ortaya çıkarmalı.

Oğlu da olsa…

Yeğeni de olsa…

Arkadaşı da olsa kamuoyuna borçlu…

Çünkü, Serdar Denktaş böyle bir söz verdi…

Bu konu, gecikmeden yargıya gitmeli.

Kamu vicdanı da rahatlatılmalı…

Ya kimse rüşvet almayacak…

Ya da kimse yalan yazmaya cesaret edemeyecek…

Tercihimizi yapalım…

 


“Kurpiyer” gazeteciler… Siyasetçiler…

Siyasetçiler de bazı şeyleri yaşayarak öğrenecekler.

Gazeteci elbette siyasiyi eleştirecek.

Yerden yere vuracak.

Kimi vurmadık ki?

Hangi eski başbakan “gönül rahatlığı ile sesleniyor” ki bize.

Hep bir yarım ağız…

Olsun.

Mesleğim gereği, yapmam gerekeni yapıyorum, yapıyoruz.

Ama, “medya sahipliği” hızla mafya ya da “yarı buçuk mafyalara” kayınca…

Gazeteciler de “kurpiyer” gibi işletiliyor.

Sermaye de benzer şekilde hız değiştirince…

Tedbir alınmazsa…

Siyasetçi de “kurpiyer” gibi kullanılıyor ya şimdi…

Artarak devam edilecek.

Topyekun bir “temiz eller” operasyonuna ihtiyaç var.

Sanal bet ve kumarhane sahipliği, ya da kara para…

Bu “suni zenginliği” korumak isteyenlerin medya ve siyaset üzerinde “tahakküm” kurma çabası devam edecek.

Herkes de, kararını verecek…

Ya daha fazla demokrasi…

Ya da daha çok mafya…

Ben uyarımı bir kez daha yapıyorum…